Donmuş bir adam olarak portrem

Saniyenin dörtte biri kadar bir süre, ’Burada ne işim var’ diye sordum kendime. Sonra, sinir uçlarım hafif uyuşur gibi oldu. Saniyenin kalan kısmında vücudum duruma uyum sağlamış olsa da, benim uyum sağlamam hayli zaman aldı.

Haberin Devamı

"Abey nah bu kadar lağım fareleri var’ demişti küçük çocuk. "Burada lağım yok ki, faresi olsun" dediğimde, "Abey donarsın" da demişti.

Nemrut Krater Gölü’ne, derme çatma iskeleden atladığımda, suyun soğuk olacağını biliyordum ama donduracağını sanmıyordum. Soğuk dalga dalga yayıldı vücuduma. Parmak uçlarım buz tuttu; her an çıt diye kırılabilirim sanki. Bir yandan da dışarının 40 dereceyi aşan sıcağından ve toz toprak içindeki uzun yolculuktan sonra üşümek iyi geldi.

Peşimden suya atlayan Tatvan Kaymakamı Osman Hacıbektaşoğlu’nun yüzündeki gülümseme, soğukta bile kaybolmuyor. ’Soğukmuş’ dediğimde, ’Evet’ diyor, ’Soğuk’. Aslen Trabzonlu ama Tatvan için çok heyecanlı. Projelerini anlatıyor hep. Geleceğe bakan, devletin rolünü güvenliğin ötesinde gören genç yerel yöneticilerden biri. Krater gölüne girme fikri de onun, uygulaması da. Mayomu aldıran o.

12.5 kilometrekarelik gölün derinliği 150 metreymiş en fazla. Pek araştırılmamış. Suyu tertemiz; içiyorum biraz. Lezzetli de.

Doğal Koruma Bölgesi ilan edilen Nemrut Kalderası, Türkiye’nin en aktif ’şimdilik ölü’ volkanı. Türkiye eğer bir volkan patlaması ile dünyanın gündemine gelecekse, patlayacak volkan Nemrut olacak. Yerden fışkıran sıcak sular, bu suların oluşturduğu ılık su gölü, süren yeraltı hareketlerinin işaretleri.

*

1979 yazında Tatvan’da trenden indiğimde pek gelişmemiş bir Türkiye’nin, hiç gelişmemiş bir ilçesine gelmiştim. Ülkede kan gövdeyi götürüyor; kimin kimi neden vurduğu belli değil. Kürt nedir bilmiyorum daha. Bilmediğim bir dil konuşuyorlar, elde taşınan radyo teypler bilmediğim bir dilde şarkılar çalıyor. Telefon yazdırmalı daha; PTT’de kuyruğa girilip, bekleniyor İstanbul ile konuşmak için.

Ve Van Gölü önümde uzanıyor. Feribot kaçmış, gece kalacak yer yok.

Bir gazete kamyonu ile Tatvan’dan Van’a gitmeye karar veriyorum. Hayatımın en korkutucu yolculuğu; frenleri iyi tutmayan kamyonu şoför yokuşun tepesinde salıveriyor aşağı. Kamyon hızlanıyor, hızlanıyor sonra rampa tırmanmaya başlıyor ve rampayı tamamlamaya gücü yetmiyor. Freni tutmayan, motoru rampa çıkamayacak kadar zayıf kamyon, jandarma karakollarının önünden geçerken, gazeteleri durmadan fırlatıyor; eşkıya varmış. Van’a doğru yolculuk ine çıka sürüyor. Tatvan’da kalmadığıma pişman oluyorum.

O Tatvan ile yeni Tatvan arasındaki fark çok büyük.

*

Nemrut Kalderası’ndan dönerken yavaş yavaş akşam oluyor. Tatvan, yukarıdan aydınlatılmış sahili, sahile bağlanan yolları ile tam bir kıyı kenti gibi görünüyor; doğunun en doğusunda bir kıyı kenti. Bir yanında kilometrelerce uzanan kayak pistleri, karşısında Van Gölü, arkasında bir ova. Potansiyeli çok büyük bir ilçe Tatvan; o yüzden de bağlı olduğu il Bitlis’in merkezinden daha büyük, daha heyecanlı.

Suyun, denizin dönüştürücü gücü Tatvan’da bile hissediliyor kısacası...

Van Gölü rivierasında bir akşam

Haberin Devamı

Kocaman bir park. Parkın iki ucunda yerel Ahlat taşından yapılan iki lokanta. Ağaçların gölgesine atılmış masalarda genç yaşlı, kadın erkek oturanlar. Kadınların kimilerinin başları açık, kimilerinin kapalı. Türkiye’nin gerginliğinden /images/100/0x0/55eadaa5f018fbb8f89af419uzak, deniz kenarı sefası yapıyorlar çaylarını içerek. Ve gölde iki küçük yelkenli.

Van Gölü eşi olmayan bir iç deniz. Ve tüm denizlerimiz gibi yeterince değerlendirmiyoruz ve kullandığımızda hoyratlık yapıyoruz. Ama yine de hálá umut var.

Umut Tatvan’da, Van Gölü’nün hemen kıyısında karşıma çıktı. Denizle ilişki kurmayı sevmiş bir ilçe. Şehir Hattı İşletmeleri’nin Haliç’de kullandığı teknelerden Defterdar ve Sütlüce, Tatvan’a gönderilmiş; belediye kullanıyor.

İki optimist, hafif rüzgarda iskele yakınlarında öylece kalmış. Çocuklar yekeyle hareket ettirerek iskeleye yanaşıyorlar. Yüzleri gülen 2 küçük çocuk; harika.

Tatvan Yelken İhtisas Kulübü Antrenörü Kazım Yurtada heyecanlı: "İşte burada çocuklara yelkeni öğretiyoruz. Ama malzememiz eksik. Bir de Tatvan her yere çok uzak. Kalkıp buradan yarış için Marmaris’e minibüsle gidiyoruz; tekneleri de tepeye koyuyoruz. Zor oluyor."

Tüm yarışlara katılıyorlarmış. Yurtada, yelken öğrenmeye 1965 yılında, İstanbul Yelken Kulübü’nde başlamış. "Aynı zamanda hakemlik de yapıyorum. Dünya Optimist Şampiyonası’nda da görev alacağım" diyor gülerek. Sahici bir gülümseme; çok zor şartlarda iş yapanlara has, biraz buruk bir gülümseme de aynı zamanda. "Malzememiz eksik. Teknelerimiz eski. Desteğe ihtiyaç var. Sağolsun kaymakamlık elinden geleni yapıyor ama biraz sesimizi duyursanız" diyor.

Kulübün kayıkhanesi yolun arkasında kalmış; küçücük de olsa teknelerin suya indirilmesi külfetli. "Belediye Başkanımız söz verdi. Rampa yapacak" diye ekliyor. Yapsa, hemen yapsa da, bu yaz çocuklar tekne indirirken sıkıntı çekmese.

İşte Tatvan’daki yelkencilerin seslerini duyuruyorum.

Ve bunun da ötesinde Hürriyet Treni önümüzdeki yıl Tatvan’a gittiğinde Van Gölü yelkencilerine istedikleri desteği yanında nasıl götürecek; onu da düşünmeye başladım. Daha epey zaman var. Bir yol nasıl olsa buluruz.

Haliç emektarı Defterdar iskeleden yavaşça ayrılırken, Tatvan geride kalıyor. Daha önce Defterdar’a bindim mi hatırlamıyorum ama eski şehir hattı motorlarının bildik temposu ile çalışıyor makinesi. Kıyı kıyı, doğuya doğru gidiyoruz. Küçücük kaptan köşküne çıkıp, beyazları çekmiş kaptanın yanına oturuyorum.

Sağımızda Van Gölü rivierası. Işıklar yanmış, insanlar kıyı boyunca yürüyor. Dümende kızım Ütay; çok turlu dümeni tutmak kolay. İskele, sancak yaparken, kaptan köşkündeki biri "Kıyıdan bakan kaptan sarhoş diye düşünür" diyor hemen.

Kaptan tabii ki sarhoş değil; çay yapıyor. Hürriyet Treni insanları güneş batarken kıç güvertede halay çekmeye başlıyor. Sonra, oyun havası istiyorlar göbek atmak için. Kaptan "Kürtçe var ama oyun havası değil" diyor; mahcup. Yine de göbek atıyor birileri.

Keyifli bir deniz akşamı.

Dönüş Devlet Demiryolları’nın Tatvan İskelesi’ne. İran’a giden yük ve yolcu, Tatvan’daki bu iskeleye yanaşan tren feribotları ile Van’a taşınıyor. Feribotlar eski. İskelede tamirat var. Karanlıkta yolumuzu biraz zor buluyoruz indikten sonra.

Bizi Tatvan Garı’na götürecek minibüsleri beklerken Devlet Demiryolları’nın bir yöneticisi ile sohbet ediyoruz. Dertli: "İran’a iyi yük taşıyabiliriz ama çok zorlanıyoruz. İskele yetmiyor, gemiler yetmiyor. Tatvan’da 200, Muş’ta 80 vagon İran’a gitmek için bekliyor. Bu yüzden çok iş kaçırıyoruz, müşteriye zamanlama konusunda güven veremiyoruz bir türlü. Bu feribotlar hem eski, hem yavaş; yük taşımacılığından kazandığımız paraları burada Van Gölü’ne döküyoruz" diyor.

Gerçekten de Tatvan Garı bir vagon parkı gibi. İran Demiryolları’na ait vagonlar sıra sıra Van’a taşınmayı bekliyor. İran’ın Suriye’ye ihraç ettiği otomobiller de buradan transit geçiyormuş.

Ve ardından güzel haber geliyor: "Yeni ihaleye çıktık. 2 şirketten teklif alındı. 2 tane büyük feribot ısmarlanacak. Bu feribotlar da Tatvan’da inşa edilecek tersanede yapılacak. 2 gemi elimizdeki 5 geminin işini çok daha kısa sürede yapacak. Bittiklerinde Devlet Demiryolları daha güvenilir bir yük taşımacısı olacak. Bölgesel taşımacı olarak önemimiz artacak."

Ankara’dan biraz soruşturuyorum, ayrıntıları şimdilik yazılmamak kaydıyla öğreniyorum. Devlet Demiryolları’nın gelecek planlarının ciddiyetini gösteren önemli adımlar bunlar.

Bu işin bir diğer önemli yönü de, Tatvan’ın 2 feribot yapımı ile birlikte, ciddi bir sanayi deneyimi kazanacağı. Kuşkusuz bunun bölgeye büyük getirisi olacak.

Denizi, suyu değerlendirenin dönüşeceğinin en güzel örnekleri arasında Tatvan’ın da yer alması gerektiğini düşünürken, optimistçi çocukların, heyecanlı bir yelken antrenörünün, yönettiği ilçeyi çağa kazandırmak için projeler üreten bir kaymakamın gülümsemeleri de aklımda...

Hürriyet Treni geride kalan olmasın diye düdüğünü üç kez çalarak Tatvan’dan ayrılıyor.

Yazarın Tüm Yazıları