"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Döneklik çıtası

<B>KAYNAĞIM Bedri Baykam</B>’dır.<br><br><B>Bedri </B>Bey, sağ olsun, yememiş, içmemiş, bir kuyumcu titizliğiyle araştırmış ve İşçi Partisi Lideri <B>Doğu Perinçek</B> hakkında <B>‘Eskiden ne demişti, şimdi ne diyor?’ </B>başlıklı fevkalade yararlı bir rapor çıkarmış.

Böylece Perinçek’in ‘eskiden söyledikleri’yle ‘şimdi söyledikleri’ arasındaki muazzam fark ortaya çıkmış.

Ama ne fark!

Benim gibi bir döneğe bile ‘Olmaz ki kardeşim, bu kadar da dönülmez ki! İnsan biraz tutarlı olmalı’ filan dedirtecek türden.

***

İsterseniz hemen örneklere geçelim ve de kafamızı bulalım:

ÖRNEK BİR: Hani bir süre önce ta Lozan’a kadar gidilmiş ve kent ahalisinin şaşkın bakışları altında, ‘Lozan’a dokundurtmayız’ diye bayrak açılmıştı ya. Peki ‘Lozan mücahitleri’nin başında ‘Ak tolgalı beylerbeyi gibi ilerleyen’ kimdi? Kim olacak? Tabii ki Doğu Perinçek. Peki aynı Perinçek, geçmişte Lozan hakkında ne diyormuş? İşte o cümle: ‘Ankara hükümeti, Lozan’da emperyalistlerle anlaştı.’

ÖRNEK İKİ:
Peki bugün ‘Kürt sorunu’ filan denilince ‘tüyleri diken diken olangiller’den Doğu Perinçek, geçmişte bu konuda ne diyormuş? Buyurun: ‘Kürt milleti, kendi kaderini tayin etme hakkına sonuna kadar sahiptir.’

ÖRNEK ÜÇ:
Doğu Perinçek, Lozan’da ‘Ermeni soykırımı yoktur’ dediği için polis tarafından gözaltına alınmış mıydı? Alınmıştı. Savcı tarafından sorgulandıktan sonra ‘aslanlar gibi’ havasını atmış mıydı? Atmıştı. Peki aynı Perinçek, bu konuda geçmişte ne diyormuş? Buyurun, okuyun: ‘İttihatçı kompradorlar, yüz binlerce Ermeni’yi katletti.’

Aynı çarpıcılıkta en az beş örnek daha verebilirim ama herhalde maksat hasıl olmuştur.

***

Benim bu konudaki ‘kısa’ yorumum şudur:

Döneklik çıtası, Perinçek sayesinde acayip yükselmiştir. Bu nedenle, bundan sonra kim benim için ‘Yuh! Dönek!’ filan derse, bilsin ki kendisine en kibarından ‘Hadi oradan be’ diyeceğim.

İki film, iki fiyasko

TATLI CADI: 1970’li yılların sonunda Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Külhöyük köyünde ‘Çedene Abdullah’ lakaplı bir vatandaşımız, dünyaya gelen bebeğine ‘Tatlı Cadı’ dizisinin ‘Samantha’sının adını vermiştir. Nüfus memuru nasıl ikna edildi bilmiyorum ama ben nüfus cüzdanında ‘Samanta’ yazısını gördüm. Yani ‘Tatlı Cadı’ dizisinin Türkiye hafızasındaki yeri işte böyle bir şeydir. Bu bilincin verdiği gazlamanın etkisinde kalarak, ‘Yağmurda yürümenin keyfini çıkarmak’ yerine, tuttum, ‘Tatlı Cadı’ filmini izlemek için sinemaya gittim. Hay gitmez olaydım! Bütün nostalji keyfim kaçtı. Nasıl kaçmasın? Zorlama mı zorlama bir senaryo... Nostalji keyfini tuzla buz eden bir anlatım. Hem dizideki saflık gitmiş, hem de yeni bir çıkış yolu bulunamamış... Belki eski güzel günleri anarız diye bu filme gitmek isteyenlere şunu söyleyebilirim: Siz en iyisi Digitürk’ün ‘Retromax’ adlı kanalında bugünlerde yayınlanan orijinal ‘Tatlı Cadı’ya takılın.

BANYO: Sayın ‘Banyo’ adlı filmin yönetmeni Mustafa Altıoklar Bey. Tamam, ‘dar mekanda, sınırlı imkanla iyi film çıkarma’ hevesinizi anlıyorum. Ama... İnsan bu kadar da inatçı olmaz ki. Bir Fransız filminden bire bir kopyalama yoluyla çektiğiniz ‘Asansör’ adlı filmin akıbetinden hiç mi ders almadınız? Esinlenme filan değil ‘karbonlama’ yöntemiyle çektiğiniz ve sadece bir asansörde geçen o filminiz, Türk sinema tarihinin ‘Sarı Tebessüm’den sonraki en büyük fiyaskosu olmadı mı? Oldu. Ama siz ne yaptınız? Sanki hiçbir şey olmamış gibi bu kez banyoda geçen bir film çektiniz. Sonuç ne oldu? Filmi seyrederken hepimiz ‘Bu kez fiyaskoda ‘Sarı Tebessüm’ü de sollamış’ yorumunu yaptık. Yani demem o ki Mustafa Bey, tez elden geniş mekanlara geçin. Mesela şu ‘İstanbul İşgal Altında’ adını verdiğiniz projenize hemen başlayın. Yoksa hem bize, hem size yazık oluyor vallahi.

Sen derviş olamazsın

AHMET Taşgetiren,
‘Ahmet Hakan şöyledir, böyledir’ diyerek hakkımızda atıp tutmaya devam ediyor.

Hem de ‘derviş meşrep’ kişiliğine hiç de yakışmayan bir tarzda...

Kendisine bir kez de ‘Yunus’ diliyle seslenelim, belki bu sefer bir etkisi olur:

‘Derviş bağrı taş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın. Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek / Sen derviş olamazsın. Dilin ile şakırsın / Çok maniler okursun / Vara yoğa kızarsın / Sen derviş olamazsın.’
X