"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Döneklerin en önde gideni...

Kim mi?<br><br>Ben!

Ben bir dönekim. Kabul ediyorum ve-fekat-ama ısrarla bu halimi seviyorum J

 

Neden mi?

 

Yıllarca kahve-çay içmedim. Hatta ağzıma koymadım. Şimdi ise kahvesiz, çaysız yapamıyorum.


Yıllarca diet kola bağımlısı oldum; ama şimdi hiç içmiyorum. İçene de “Yapma bak! Sağlıksız bu!” diyorum.

 

Zamanında “Arabesk hayatta dinlemem!” dedim durdum, tükürdüğümü bir güzel yaladım, şimdi hem dinliyorum, hem salya sümük ağlıyorum.

 

Orhan Gencebay’ı, geç keşfettim mesela. Hatamdır kabul ediyorum.

 

“Serdar Ortaç sevmem ben” derdim, ama bir baktım her şarkısını ezbere biliyorum, nerde çalsa oynamaya başlıyorum, bu duruma ne desem hiç bilemiyorum.

 

Müslüm Gürses’ e yıllarca dehşetle baktım durdum; ama şimdi “aman bana gurbet ellere de alıp gönderin” diyebiliyorum.

 

Fasıllarımızı avaz avaz dinleyip, rakı içip gözlerim dolu dolu: “Telgrafın tellerineee” diye ritim tutup, “İnleyen Nağmeler”’ le iç çekip, kadehleri tokuşturup, hasretten inim inim inliyorum.

 

Gidilen restoranda çalan yöresel bir müzikte, içlerinden geldiği için kalkıp kendi yörelerinden halk dansı yapan garsonlara bakarken, iki göz iki çeşme ağlıyorum.

 

Her duyduğum BİZE ait tek bir notadan tüylerim öyle bir diken diken oluyor ki, korkarım pek yakında tüysüz kalıyorum!

 

Bütün bunlar gurbette olup, benliğime ait olana hasret kalmaktan mı kaynaklanıyor...

 

Yoksa,

 

“Aidiyet” duygum hayat yolunda ilerledikçe, daha da mı kıymet kazanıyor valla billa hiç bilemiyorum!

 

Anlamaya da çalışmıyorum.

 

Yaşıyorum!

 

Acaba...

 

Yonca:

 

a) Büyüyor mu?

 

b) Değişiyor mu?

 

c) Yaşlanıyor mu?

 

Ne oluyor da Yonca’ nın hem kendine, hem de bir bilene danışacak bu kadar çok sorusu oluyor, inanın kavramaya çalışıyorum.

 

Yoksa bu Yonca: “Hayata dair olan herşeye karşı bir “sevmeyi öğrenme” durumunun cılkını mı çıkarıyor acaba?” diyorum.

 

Ha şunu biliyorum:

 

Büyümeyi çok seviyorum!

 

Bakıyorum,

 

Yonca büyüdükçe;

 

AFFETME kabiliyeti artıp,

 

ADALET duygusu tertiplenip,

 

Yonca olgunlaştıkça;

 

Sevdikleri artıp,

 

Sevmedikleri hızla azalıp,

 

Beğenmeme ve sevmeme kabiliyeti kısıtlanıyor gibi hissediyorum.

 

Büyüyen insanların kalbi yeniden “Çocuk Kalbi”’ne, kafası da yeniden “Küçük Prens” moduna geri döner mi acaba çok merak ediyorum.

 

Ben öyle olsun istiyorum.

 

Neden “YAŞ-lı” olmak kötüdür, veya “vah vah!” diye algılanır da, “vaaaay be! (be deme Yonca!) amma yaşı var harikaymış” diye algılanmaz acaba, bunu da kendime devamlı soruyorum.

 

“Büyümüş ve hayatının yaşlarında ilerleyip görmüş ve gördükçe de sevmiş insan olma hali” olarak algılanmaz bu “yaş-lılık” olayı kendime ters geliyor, size de söylüyorum.

 

Ben ondan bana hep diyorum ki;

 

Yoncacım:

 

AFFET!

 

Hiç küçülmezsin hatta büyürsün. Rahatlar, korkmadan gülersin.

 

Sevginin açısını, kalp pergelin kırılana kadar aç ve büyüt.

 

Nefretin ve sinirin kapısını aman sakın çalma.

 

Ola ki nefretin veya sinirin kapısı birden, kendiliğinden açılırsa sakın içeri dalma. Eminim tuzaktır aman diyim aldanma.

 

SAKIN ama sakın aşksız ve sevgisiz kalma.

 

Hayatta çok şey boş...

 

Her şerde var bir hayır.

 

Yap iyiliği at denize yolla.

 

Sen bu KISA HAYATI yaşayabildiğince UZUN YAŞA.

 

Yonca

“Dön-ER”

 

Vecizesi eksik kalırsa olmaz olan dip not: “Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.”
Schiller demiş. İyi demiş.

 

 

X