Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dolardaki büyük yanılgının nedeni

Çok sayıda uzman 2 TL ve üstünü beklerken, dolar 1.47’lere kadar indi.

 Daha önce yazmıştım. Birkaç ay önce konuştuğum bazı banka genel müdürleri, işadamı ve yöneticiler, ‘1.6 TL’den aşağısı pek mümkün değil’ görüşünü savunuyorlardı. 1.5’in altını ise aklına getirenlerin sayısı çok azdı.

Peki neden tahminler bu kadar isabetsiz oluyor? Milyarlarca doları yöneten bankacı ve iş insanları nerede hata yapıyorlar?

Doları tahmin neden zor?

Benim gördüğüm kadarıyla piyasayı analizde birkaç yöntem var. Birinci sırada ‘Trend Takipçisi’ yer alıyor. Bu sınıftakiler, piyasalardaki trendin peşine takılıyor ve trend bozulana kadar o doğrultuda işlem yapıyor, tahminlerini de ona göre belirliyor. En kötü dönemde ‘Trend takipçileri’, doğal olarak takıldıkları akımın gereği TL’nin daha da değer kaybedeceğine inanıyorlardı.

İkinci sırada ‘Hedefçiler” bulunuyor. Onlar da belli dönemler için hedef koyup, ona göre işlem yapıyorlar. Örneğin, dolar ya da borsanın, ağustos ayında ulaşacağı değeri tahmin edip, pozisyonlarını oluşturuyorlar. Bu gruptakiler geleceği bir şekilde içeren tahmin yapsalar bile, bulundukları dönemden çok fazla etkileniyorlar.

Tahmini en iyi yapanlar

Üçüncü grupta ise bence iyi tahmin yapanlar yer alıyor. Bunlar, geleceği, önce o günün koşullarını tahmin ederek algılamaya çalışıyorlar. Örneğin, 2009 sonunda dünyanın, Türk ekonomisinin, piyasaların nasıl bir yapıda olacağını analiz ediyorlar. Ardından da böyle bir ortamda TL/dolar paritesinin yönünü ortaya koyuyorlar.

Böyle bakınca, tahmin yaptığınız dönemdeki krizin ateşinden arınıyor, eğer düzelme bekliyorsanız, onun etkilerini de yansıtabiliyorsunuz. Dolar, krizin en derin zamanında 1.75’leri aşmıştı. Tavanın burası olduğu kesinleşti.

İhracatçıların beklentisi boşuna mı?

Şimdi  1.47’nin altına kadar indi. Örneğin, 2010 ve 2011’de Türkiye yüzde 5 ve üzerinde büyüyecekse, dışarıdan sermaye girişi olacak ve TL güçlenecekse, TL’nin 1.50’lerde kalması mümkün mü? Bence değil… eğer dünya normalleşmeye yönelir ve Türkiye yeniden büyüme sürecine girerse, TL’yi 1.40’ların altında görmek sürpriz olmayacak.

Belki önümüzdeki günlerde dolar, TL karşısında değer kazanacak. Ama ben ihracatçıları okuyorum. ‘1.6 dolar olması gerek’ tarzında açıklamaları var. İyi diyorlar da… ‘Yüzyılın krizinde 1.7’lerde’ duran TL’yi, hangi güç 1.6’larda tutabilecek, onu da ben merak ediyorum.


KURUŞLUK HİSSE SAYISINDAKİ AZALMA ÖNEMLİ


Piyasalardaki canlılığın göstergelerinden biri de borsalarda ‘nominal’ değerin, yani 1 TL ya da 1 doların altındaki hisse sayılarıdır. Bu barajın altındaki hisse sayısının azalması, işlerin yoluna dönmeye yüz tuttuğunu da gösterir.

Krizin en derin olduğu dönemlerde New York Borsası ve Nasdaq’da 1 doların altına inen hisse sayısı 548’e ulaşmıştı. Bu 2007’deki 69 sayısına göre gerçekten büyük bir artışı ifade ediyordu. Neredeyse 8 katlık artış… Şimdi ise sayı yarı yarıya azaldı.

Büyük krizden İMKB de ciddi şekilde etkilendi. Endeks 56.000 düzeyinden 21.000’lere kadar düştü. Bazı şirketlerin değerleri alt üst oldu, bir bölümü ciddi hasar aldı.

İMKB’nin kuruşlu hisseleri

/images/100/0x0/55eac7a1f018fbb8f896392eBu arada ‘kuruşluk’ hisse sayısı 2007’deki 36 adetten 2008 yılı sonunda 139’a ulaştı. Çok sayıda şirket hissesi, defter değerlerinin çok çok altındaki bedellerden işlem gördü.

Mart ayında başlayan yükseliş, bu kapsamdaki hisselerin yaralarını sarmaya yetti. Bazı hisseler 40-60 kuruş gibi düzeylerden, birkaç kat artıp, 1 TL ve üstü değerlere ulaştılar.

Temmuz 2009 sonu itibariyle yaptığım hesaplamada ‘kuruşluk’ hisse senedi sayısının 75’e gerilediğini saptadım. Tahminim, bu sayısının yıl sonunda yarı yarıya azalacağı yönünde… Böylece, İMKB’nin ‘kuruşluk hisse nüfusu’ da mevsim normallerine, kriz öncesi düzeylerine dönmüş olacak.
Bu arada ilgililer için bir not: ABD’de 1 doların altına inen şirketler için belli süreler tanınıyor. Bu sürede 1 doların üstüne çıkmazsa, borsa kotundan çıkarılıyor. Bildiğim kadarıyla kriz döneminde bu tip şirketlere ek süre tanınmıştı. New York Borsası’ndan aldığım bilgiye göre, 1995 yılından bu yana borsa kotundan çıkarılan şirket sayısı 7 bin 500’ü bulmuş. Bunların bir bölümünün ‘ihlaller’ olduğunu da hatırlatmakta yarar var.


SEYAHAT ACENTESİ SAYISI SON 5 YILDA ÇOK ARTMIŞ

Geçen hafta bankaların seyahat acentelerine rakip olduklarını, verdikleri bilet sayısının yılda 2.5 milyona ulaştıklarını yazmış, ‘Acenteler kapanıyor’ uyarısında bulunmuştum.

Bu saptamayı da çok sayıda acente sahibi ve yöneticisinden aldığım görüş ile bilgilere dayandırmıştım. Hepsi oldukça şikayetçiler idi.

Ancak, hafta sonu TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) Başkanı Başaran Ulusoy’dan açıklama aldım. Acentelerin tam tersine bilgiler veriyor, ‘Azalma yok, artış var’ görüşünün altını, rakamlar vererek çiziyor.

Acente sektörünün en üst kurumu olan TÜRSAB’ın başkanının bilgilerinin daha gerçekçi olduğunu düşünüyor ve paylaştığı bilgileri ana hatlarıyla aktarıyorum:

1. Türkiye’de merkez ve şubeleriyle birlikte toplam acente sayısı 2000 yılında 4 bin 354 idi. Bu sayı 2005 yılında 4 bin 878’ye, 30 Temmuz 2009’da ise 5 bin 932’ye ulaştı.
2. IATA üyesi olan acente sayısı 1988 yılında 90 iken, bu sayı 2007’de 430’a, 2008 yılında ise 446’ya yükseldi. 2009 yılı itibariyle IATA belgeli acente sayısı 452’dir.
3. Görüldüğü gibi acente ve IATA üyesi seyahat acentelerinin sayısında düşüş değil, artış gözlenmektedir.
Başaran Ulusoy’un itirazı acente sayısına… Ancak, ‘ücretsiz bilet’ etkisi ve yarattığı olumsuz ciroya değinmemiş. Ben o yazımda acentelerden kaynaklanan kayıbın 37.5 milyon TL’yi bulduğuna dikkat çekmiştim. Şimdi değilse bile bunun etkileri gelecekte görülecektir.

X