Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Doğum yerinde alkışlar, ıslıklar

<B>HAMBURG<br><br>MİTİNG</B> bitiyor, miting başlamadan önceki gibi, kürsüde yine bir müzik. Bu kez canlı değil, bu kez play back.

Rolling Stones bir dönemin ünlü parçasını çalıyor: Angie. Mitingin kahramanına denk düşen bir parça. Çünkü, kürsüde, hatta sahne bile denebilir, Angela Merkel, halkın kısaltmasıyla ve duvarlarda asılı pankartlarda yazdığı gibi, Angie.

Pankartlar sempatik, ancak kürsüdeki kadın, pek değil. Hafif tertip rüküş. Kılık kıyafet hayli sıradan. Özensiz, bakımsız bir hali var.

Hamburg’daki alana şöyle, böyle üç bin kişi toplanıyor. Alana uzun tahta sıralar yerleştiriliyor. Gelenler sıralara oturuyor. Miting değil de, konser izlemeye geliyorlar sanki. Başlangıçta da, zaten gerçekten konser izliyorlar. Sahnede iki kadın, bir adam, pop müzik çalıyor. Kimsenin pek oralı olduğu yok.

3 EKİM SORUSU

14-15 derece, kuru bir hava. Bizdekilere hiç benzemeyen bir miting. Ne gürültü var, ne cazgırlık yapan, ne bağıran, ne çağıran. Hatta, afiş ve pankart benzeri şeyler sınırlı. Haydi onları geçelim, slogan atanları ara ki, bulasın!.. Demek, AB mitingleri ve halkı böyle.

CDU/CSU, yani Birliğin, yani Hıristiyan Demokratlar’ın lideri Angela Merkel’in, Alman tarihindeki ilk kadın başbakan adayının önceki gün Hamburg’daki mitingini izliyorum.

Halkın arasında dolaşırken, Türk gazetecisi olduğumu farkedenler, bana soruyor:

‘3 Ekim’de AB ile ne olur?.. Neden hep size sorun çıkartıyor AB?..’

Türkiye-AB iyice yerleşmiş anlaşılan. Aynı soruyla birkaç kez karşılaşıyorum. Ağır basan düşünce, AB’nin bize haksızlık ettiği yönünde.

Kürsüdeki kadın bize ne kadar karşı çıkarsa çıksın, yine de derin bir nefes alıyorum.

BAYRAK VE ISLIK

Merkel
alana geldiğinde, ortalık biraz hareketleniyor. Sekiz-on Alman bayrağı çıkıyor.

Merkel sıradan bir selam veriyor. Kürsüde konuşmak için sırasını bekliyor. Mitingin güvenliği daha çok partili görevlilere teslim. Çoğu orta yaşlı. O sırada tek tük pankartları görüyorum, ‘Değişimi Seçin’ ya da ‘Yeni Bir Başlangıç’ gibi, heyecan vermeyen sloganlar.

İşte, o sırada mitinge heyecan geliyor. Merkel konuşmaya başladığı anda, alanın en gerisinde mevzilenmiş otuz-kırk kadar genç, Merkel’i ıslıklamaya başlıyor. Hah şöyle, miting dediğin böyle olur!.. Polis durdurmaya çalışıyor, ama nafile. Islıklar, Merkel’in sesini bastırıyor. Merkel onları ikaz etmeye kalkınca, ıslıklar iyice artıyor. Zaman zaman ara verilse de, mitingin sonuna kadar da, sürüyor. Alana toplananlar, orta ve ortanın üstü yaşlardakiler, ‘ne günlere kaldık’ mimiklerini eksik etmiyor.

Bizdeki mitinglerden farklı bir yan daha var. Mitingin resmi başlama ve ilan edilen saati 17.00 Aaa, Merkel saat tam 17.00’de alana geliyor.

AZ POLEMİK

Konuşmasının bazı bölümlerini önündeki kağıttan okuyor.

Polemiğe giren üsluptan uzak. Daha net ve lafı uzatmadan konuşuyor. 45 dakikalık konuşmasının yarısından fazlasını, haklı olarak işsizliğe ayırıyor, Schröder’in en zayıf noktasına vuruyor:

‘Tüm AB ülkelerinde işsizlik son beş yılda ya azaldı ya da aynı kaldı. İşsizlik sadece bizde arttı.’

Gerçekten İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana, Almanya sosyal demokratların bu iktidar döneminde en büyük işsizliği yaşıyor. Ayrıca, eskiden yirmi kişi bir emekliyi beslerken, şimdi dört kişi bir emekliyi besler hale geliyor. Sosyal devlet ağır yara alıyor. Merkel’in şansı burada.

Konuşmasının her üç cümlesinde bir, Merkel Almanlar’ın pek sevdiği o ünlü hitap biçimini kullanıyor, ‘Meine Damen und Herren’, bayanlar ve baylar. Her üç cümlede bir, dönüp dolaşıp işsizlik ve vergi sistemi ve ekonomik sorunlar. Karşı tarafın en zayıf halkası.

YİNE TÜRKİYE

Ben onu dinlerken, acaba oraya gelecek mi, diye düşünüyorum ki, evet yanılmıyorum, AB ve Türkiye’siz mitingin tadı olur mu hiç?.. Merkel:

‘AB’nin genişlemesi iyi oldu, eski sosyalist ülkelere şimdi ekonomik kalkınma yolu açıldı. Ancak, Avrupa’nın sınırları olması gerek. AB, Avrupa yurttaşlarına sınırlarının nerede bittiğini anlatmakla yükümlü. Bu noktada, Türkiye gündeme geliyor. Bize göre, Türkiye Avrupa’ya girmek için çok yetersiz, ehil değil. Türkiye için uygun formül imtiyazlı ortaklıktır. Biz dürüst davranıyoruz ve bunu onbeş yıl sonra söylemek yerine, bugün söylüyoruz.’

Merkel
konuşurken, alanda toplananlardan çok az tepki alıyor. Sadece zaman zaman alkış. Öyle canhıraş haykırışlar, sürekli tempoyla desteklemek, sık sık sözünü kesmek yok. Zaten kadında, halkı öyle heyecana getirecek üslup, içerik ve karizma yok. Ama, başbakan adayı.

Konuşma bitiyor. Mitingin bittiğini belirtmek üzere, Alman Ulusal Marşı çalınıyor. Hiç kimse yerinden kalkmıyor. Kimse söylemiyor. Kimse marşa selam durmuyor.

Hamburg Merkel’in doğum yeri. Almanya ölçülerinde, doğum yeri onu alkış ve ıslıkla karşılıyor. Buna rağmen, partisi Hamburg’da güçleniyor.

Bozulan gelenek

GENELLİKLE
her ülkede benzer gelenek geçerli. Almanya’da daha da sıkı. Dış politikada iktidar ile muhalefet, farklı düşünse bile, dışarıya karşı birbirini hiçbir zaman kötülemiyor. Bu geleneği Merkel bozuyor.

Irak Savaşı başlamadan önce, Başbakan Schröder savaşa karşı olduğunu ve ABD’yi bu alanda desteklemediğini açıklıyor. Merkel bu açıklamadan hemen sonra Washington Post’a bir makale yazıyor. Başlığı şöyle:

Sayın Bush, her Alman Başbakan Schröder gibi düşünmüyor.

Merkel
baltayı taşa vuruyor, ama belki de, Bush’un gözüne giriyor.

Saç modeli reklamda

GİYİMİ kuşamı, süsü, püsü, hiç gerekli değil ama, kadınlığındaki cazibe dikkat çekmiyor. Bununla birlikte, dikkat çeken bir yönü var, saç modeli.

Bir otomobil firması bütün cesaretini toplayarak, Merkel’in saç modeliyle dalga geçen bir reklam filmi yapıyor. Elbette, reklamda adı geçmiyor, ama Almanlar ve Almanya’da yaşayan yabancılar, reklam filmini yerine oturtmakta gecikmiyor.

Genellikle siyah pantolon ceketi tercih ediyor. Makyaj belli belirsiz.

Doğudan gelen kadın

ÇALIŞTIĞI
bilim akademisinden ünlü Berlin Duvarı görünüyor. Akademideki odasından her gün Batı’yı izliyor. O duvarın öte tarafında, Doğu Berlin’de. Belki, günün birinde Batı Berlin’de, diye kurduğu hayaller, o dönemin ürünü.

Merkel, 1954’te Hamburg’da bir papazın ve bir öğretmenin kızı olarak dünyaya geliyor. O yıl babası Doğu’ya göç ediyor. Leipzig Üniversitesi’nde fizik okuyor. Eşi de, kimya profesörü. 35 yıl Doğu’da yaşadıktan sonra, 1990’da Batı’ya geliyor ve CDU’ya giriyor. Solda yaşayıp, sağ bir partide siyasal mücadeleye atılıyor.

Kohl kabinesinde önce kadın ve gençlikten sorumlu bakan olarak görev alıyor. Daha sonra Çevre Bakanlığını üstleniyor. Önündeki Batılı erkekleri tek tek temizliyor ve sağ birliğin başbakan adaylığına kadar yükseliyor. Her yükselişi, kendi gurubu içinde büyük gürültüler ve ciddi muhalefete yol açıyor.

Sade bir yaşam, eksik bir karizma, sıradan gibi görünen bir politikacı. Ama, tuttuğunu kopartan biri olduğu, feleğin çemberinden geçmiş erkekleri alt etmesinden belli.
X