« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Doğanın Gizli Bahçesi

Yazar: Edward O. Wilson, Çev. Aslı Biçen Tübitak Popüler Bilim Kitapları

Sema BULUTSUZ
SON GÜNCELLEME
Meksika’nın Yukatan Yarımadası’nda güneşli bir açıklıkta, siyah dev bir işçi karınca, yakınlardaki bir çalının üzerinde ışıldayan çiy tanelerinin yanına tırmanıyor. Kendisi ve klanının hayatta kalmasını sağlayacak bir görevi var. Çenelerini açarak bir damla çiy alıyor ve yuvaya dönüyor. Başka bir işçinin suyun bir kısmını içmesi için girişte biraz durduktan sonra dikey koridorlardan inerek koloninin olgunlaşmamış yavrularının bulunduğu kuluçka odalarına gidiyor. Orada yükünün bir kısmını bir kozanın üzerine damlatıyor, geri kalanı susamış bir larvaya aktarıyor.’ (s. 60)

Doğa yasaları deyince, aklımıza hemen büyük balığın küçük balığı yutacağı, güçlüler varkalırken güçsüzlerin telef olup gideceği gelir. Canlı türlerine ilişkin araştırmalar geliştikçe, türü korumaya yönelik yasaların da var olduğunu görüyoruz. Wilson’ın kitabında, son derece gelişmiş bir işbölümü içinde yaşayan karıncaların şaşırtıcı özgeciliğini, tehlike karşısında kimsenin komutası olmadan savaş düzenine geçerek gerektiğinde topluluğu korumak için kendisini canlı bomba haline getirip düşman saflarına atılanları, şempanzelerin avuçlarını açarak avdan pay isteyen türdeşlerini geri çevirmediğini, kimsesiz kalan yavruları evlat edindiklerini okuyoruz. Ve evrene ve yeryüzündeki canlılara ilişkin bilgimiz arttıkça insana ve insanın toplumsal örgütlenişine bakışımızın da nasıl değişebileceğini görüyoruz.

Edward O. Wilson’ın <ı>Doğanın Gizli Bahçesi kitabı, ‘Hayvan Doğası, İnsan Doğası’, ‘Doğanın Örüntüleri’ ve ‘Doğanın Bereketi’ bölümlerinden oluşuyor. Hayvan ve insan davranışlarını, evrim ve genetik açısından irdeleyen Wilson, bugünkü bilgilerimize dayanarak yeni bir yaşama ahlakı yaratmak zorunda olduğumuzu ileri sürüyor.

Düşlerimiz ve mitlerimiz

Evrim kuramı ve genetik, türlerin genetik bilgi aktarımına dayanan bir evrim süreci yaşadıklarını gösteriyor. Genetik, türlerin toplumsal ve bireysel davranışlarına yön veren kalıtımsal bilginin belirleyiciliğine, dolayısıyla bir tür değişmezliğe dikkat çekerken, evrim, fiziksel koşullarının etkisiyle genetik yapının değişebileceğini ortaya koyuyor. Hayvanlararası örgütlenmenin, genetik bilgilere dayandığını ileri süren Wilson, insanın toplumsal örgütlenmesinde ve ahlak değerlerinde kültürün de etkili olduğunu düşünüyor. Ve şu soruyu soruyor: Genetik bilgi, kültürel zorunluluklar sonucu değişebilir mi? Yani, insan türü de kendisini ve öteki canlıları korumak için bugünkünden daha az saldırgan, daha özgeci bir yaşama ve örgütlenme biçimine yönelebilir mi?

Dünya üzerindeki bilinen canlı türlerinin sayısının 1,5 milyon olduğu, gerçekte ise bu sayının 10-100 milyona ulaştığı sanılıyor. İnsan türü ortaya çıktığından beri türler hızla azalıyor. İnsan olmadan gezegenimiz var olabilir, ama böcekler, karıncalar, solucanlar gibi küçücük canlılar olmadan insan varkalamaz. Evrim, türü korumaya yönelik bir değişiklik geçirmekse, Wilson’a göre insanın bu değişimi gerçekleştirecek yeni bir kültürel yapı oluşturmaktan başka seçeneği yok. Evet, bugünkü insan türü, bencil, saldırgan, kabileci ve bölgeci. Ama belki kendisini de kurtaracak bir eğilimi var: Biyofili, yani, öteki canlı organizmalara doğuştan bir sevgi duymak. Wilson bu durumu, insanlık tarihinin yüzde 99’dan fazlasında öteki canlılarla iç içe yaşamış oluşumuzla ve insan beyninin biyolojik merkezli bir dünyada evrim geçirmesiyle açıklıyor. Tüm insan topluluklarında yılan, ejderha gibi aynı zamanda mitleştirilen hayvanlara duyulan korku ya da fobiler üzerinde de duran Wilson, düşlerimiz ve mitlerimizin de doğayla derin bağlarımızın bir göstergesi olduğunu ileri sürüyor.

Bencilliği doğa yasası olarak gören anlayış, insan zekasına duyulan güvenle birleşince, Wilson’ın deyimiyle insan türünü yeryüzündeki öteki canlıları ve kaynakları hızla tüketen bir ‘çevre felaketi’ne dönüştürdü. Bütün zekasına karşın, biyolojik varlığıyla doğanın bir parçası olan insan bu durumda ya öteki canlılarla birlikte varkalmayı, ya da intiharı seçmek zorunda. Wilson’a göre insanlığı kurtaracak tek yol, bilinmeyen canlı türlerine ilişkin araştırmaları hızlandırmak, toplumbilim araştırmalarını bu bilgiler ışığında yeniden gözden geçirmek ve doğayı ve en küçüğünden en büyüğüne türleri korumayı temel alan yeni bir yaşama ahlakı geliştirmek.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler