"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Doğan Hızlan: Teşhirdeki ‘şiddet’ korkutucuydu

Doğan HIZLAN

32 Büst'ün yaratıcısı Erkmen tartışmaları Hürriyet'te noktaladı

<ı>Dikkat ederseniz medyanın bu çalışmayı algılayış biçimiyle ilgili olan bitenler,yayın danışmanı ve yazarı olduğunuz bu gazetede başladı.Bu tür mecrada yer almak istemediğimi bilirsiniz. Buna rağmen bu konuşmayı burda ve sizinle yapmanın nedeni de bu.'

Bütün bunları görsem de çalışmalarımda 'farklı düşünmeye yönelmeyi' becerebileceğimi sanmıyorum. Bütün bunlar geldiği hızda gidecek, geçecek, unutulacak. Eğer bir önemi ve değeri varsa geriye yapılan 'iş' kalacak.

Konsept ve tasarımını Bülent Erkmen'in yaptığı, Faruk Ulay'ın metinlerini yazdığı, Tülin Altılar'ın fotoğrafını çektiği 32 Büst , günlerdir medyanın tartışma gündeminden inmedi.

Kitabın çalışmalarına 1998 yılında başlandı.

32 Büst'ün ilgi çekici bir özelliği de Bülent Erkmen'in bu kişileri yakından tanıması, buna karşılık metinleri yazan, 25 yıldır yurt dışında yaşayan Faruk Ulay'ın bu kişileri tanımaması.

Bülent Erkmen, tartışmayı noktalayan konuşmayı niçin Hürriyet'e yaptığını da şöyle açıklıyor:

'Dikkat ederseniz medyanın bu çalışmayı algılayış biçimiyle ilgili olan bitenler, yayın danışmanı ve yazarı olduğunuz bu gazetede başladı. Bu tür mecrada yer almak istemediğimi bilirsiniz.

Buna rağmen bu konuşmayı burda ve sizinle yapmanın nedeni de bu.'

Tülin Altılar da bu fotoğraflar için, göğüs röntgeni çekiliyormuşcasına davranmış. Tıpkı mermerden yontulmuş cansız büstler gibi.

Bülent Erkmen ve Tülin Altılar, Doğan Hızlan'ın sorularını yanıtladılar:

<ı>Bülent Erkmen ilk sorum kitabın serüveniyle ilgili.32 Büst kitabının düşüncesi nasıl doğdu?

Sizin de bildiğiniz gibi on yılı aşkın bir süredir 'nesne kitap' diye nitelendirebileceğimiz kitaplar yapıyorum. İlki 80'lerin sonunda yayımlanan Ferit Edgü ie birlikte yaptığım ismi 'Kitap' olan kitaptı. 90'lardan bu yana ise yayıncılığını ve yapımcılığını Ofset Yapımevi'nin üstlendiği bir dizi kitap yaptım. 'Renk Kavram Sözlüğü', 'İstanbul'un Bir Günü' ve 'Kuzey Afrika'dan Portekiz'e Ordan Eve' kitaplarından sonra 'bir yazarla bir oyuncunun kitap mekanında gerçekleşmiş karşılaşması' olarak tanımlanabilecek, konseptini Naz Erayda ile oluşturduğum son çalışma 'Duo' adıyla 1997'de yayımlanmıştı. '32 Büst' bu nesne kitapların sonuncusu.

Nesne kitap yalnızca kitabın içindekinin değil, kitabın kendisinin de okunduğu kitaplardır. Bu kitaplarda kitap içindekini taşıdığı kadar, kendisini de içindekine taşıtır. Kitabın içindekiler, kitabın kendisi, olmuştur artık, kitap yalnızca kendini taşımaktadır. Bu kitaplarda kitap yapısı ve kitap mekanı yazı-resim-kağıt-dizgi-düzenleme-baskı-cilt gibi elemanlarla birlikte düşünülür, birlikte kurulur, birlikte inşa edilir. Bu kitaplarda görmek okumaktır, okumak görmektir, yazı resimdir, resim yazıdır.

'32 Büst' kitabı kopuk kopuk bir çok düşüncenin içiçe geçmesiyle oluştu. Popüler olanla, önemli olan, bilinen kişinin görünen formuyla, bilinmeyen kişinin görünen formu, gerçek olanla uydurulmuş olan, soyunmuş bedenin kimliği, geçmişi, çekilmiş bir fotoğrafla 'uydurulmuş' bir metnin gerçekliği, kitap mekanında görüneni 'göstermemek', görüneni okunanla kapatmak, kitabın taşıdığı fotoğrafı kitabın kendisinin göstermemesi, resme ulaşmanın okuyanın 'eliyle' olması, okuyanın resme kendi 'yoluyla' ulaşması yazı ve fotoğraf ilişkisi gibi

Kitapta renkli fotoğraflar kitabın gerçeği. Ama bu gerçeğin yazılı kanıtı kitabın sonundaki dizin. Dizindeki isimlerin yanında yeralan sayfa numaraları, fotoğrafların olduğu sayfaların numaraları. Dizindeki bilgiler, isim, soyadı, meslek, yaşadığı yer o fotoğrafların gerçekliğinin kanıtı. O fotoğraftakiler canlı ve yaşıyor. Kitaba kapatılmış 'canlı büstlerin' üstünü bu fotoğraflar için yazılmış 'uydurulmuş 'metinler örtüyor. Ama aslında bu metinlerin 'aidiyeti' fotoğraflarla kurulmuş fiziksel ilişki dışında belli değil.

Bu kitaba alacağınız kişileri nasıl seçtiniz, nasıl karşıladılar, nasıl değerlendirdiler?

Konularında popüler olmayan ama önemli olan, iyi olan, tutarlı olan, bedenleriyle değil düşünsel etkinlikleriyle gündemde olan sanat ve kültür ortamının insanları bunlar. Bu kişiler benim tanıdığım, beni tanıyan, yazarın tanımadığı, yazarı tanımayan kişiler, ve ben bu kişilerin büstlerini fotoğraf yoluyla yaptım, onları 'büstleştirdim'.

Bilindiği gibi büst resim ve heykel sanatında baş, boyun, omuzlar ve göğüs bölümüyle, kolların üst bölümünden oluşan portreye verilen ad. Doğuda ortaya çıkmış olmasına karşın bu tür düzenleme, özellikle Batı sanatında yaygınlaşmış, Yunan ve Roma döneminde, sonra da Rönesans'tan, 20. yüzyılın ilk yıllarına değin sürekli kullallanılmış. Günümüzde de 'iş'lerini fotoğrafla yapan çağdaş sanatçılar tarafından kullanılıyor.

Bu kişilerle tek tek görüştüm. Düşündüklerimi, konsepti, kitabı anlattım onlara. Kitabın gerçeğe yakın maketini gösterdim. Onlardan bu kitaba katılmalaranı istedim. Kabul edenler olduğu gibi, etmeyenler de oldu.Bu kişiler kitap yayımlanana kadar fotoğrafları ve metinleri görmediler. Ve bu kitap bu kitabı anlayan, bu kitaba inanan 32 kişiyle gerçekleşti.

<ı>Sizin konseptinizi anlaması açısından mı fotoğrafçı olarak Tülin Altılar'ı seçtiniz?

Tülin Altılar'la uzun yıllar çalıştım. Reklam fotoğrafçısı olarak ünlenmiş iyi bir fotoğrafçı. Bu fotoğrafların cansız bir nesne gibi örneğin bir buzdolabı fotoğrafı gibi çekilmesini, fotoğrafların yorum yapmamasını, soğuk, mesafeli ve lezzetsiz olmasını, bu bedenlerin müdahele edilmemiş 'çıplak' gerçekliğini doğru anlatmasını istedim ondan.

<ı>Aynı soruyu metinler için de sorabilirim. Faruk Ulay'ın seçiminin gerekçeleri vardır herhalde.

Faruk Ulay öğrenciliğinden bu yana uzaktan da olsa bildiğim, izlediğim bir yazar ve bir grafik tasarımcısı. Özellikle kısa hikayelerindeki metin yapısı, yazılarındaki açık gibi duran kapalı ifade biçimi, Türkçesindeki olağanüstü özen, yaklaşık 25 yıldır Los Angeles'da yaşaması nedeniyle bu kişileri tanımaması, benimle ve bu kitapla uzaktan kurduğu yakın ilişki, bu seçimin nedenleri. Ve tabii ki ilk neden Ferit Edgü'nün onu bana hatırlatması.

<ı>Batıda bu tür çalışmalar yapıldı ve yapılmakta, ve daima sanat dairesi içinde düşünülmekte. Bizdeki tepkiyi neye bağlıyorsunuz. Bu tür çalışmalara henüz dar sanat çevresi dışındaki kişilerin alışık olmadığına mı?

Yapmaya çalıştıklarım birilerinin ya da toplulukların eğilimlerini, beğenilerini, alışkanlıklarını gözetmiyor. Yaptıklarım kendimi ifade etme biçimi. Bunun dışında işlerimin yansımaları, tepkileri konusunda çok fazla ‘‘tahmin’’ yapamıyorum. Bilirsiniz 'kalabalıkların ne yapacağı bilinmez',

İlgimi çeken, merak ettiğim, yaptıklarımın benim dışımda kendi başına ne yapacağı ne olacağı.

<ı>Polemikler sizi rahatsız etti mi, yoksa gülüp geçtiniz mi?

Gülüp geçebilecek bünyeye sahip değilim. Dikkat ederseniz yapılan yayınların tümü 'kitabı' görmeden ve neredeyse göstermeden yapılıyor. Kitapta 'görülmeyenin' basında üstelik toplu halde ve bu şiddetle görülmesi okurun kitapla olan ilişkisini zedeleyebilir. Oysa bu ilişki okurla kitap arasındaki özel bir 'şey'. Okurun kitap mekanında ilk karşılaştığı, baştan sona neredeyse sıkıcı bir yoğunluktaki 'okunacak' olan. Okur kitapla kuracağı ilişki doğrultusunda isterse kapalı metin sayfalarının arasından fotoğrafın görebildiği yerlerine bakar, isterse kitap sayfası açma referansıyla sayfayı yırtar (ve içindeki görüntüyü, bedenin ortasından ikiye böler) isterse sayfanın dibinden keser, isterse de yazının ortasından keser açar. Ve kitap okurun elinde son haline 'dönüşür'. Artık kitap okurunun biçimlendirdiği kitaptır.

Tek istediğim kitabın okuruyla sessiz ve sakin bir ortamda başbaşa kalabilmesi.

Bir tedirginliğimde kitapta 'saklanan' fotoğrafların bu şiddette teşhir edilmesinin 'büstlere' yükleyebileceği yükler! Sevindirici olan ise 'onların' kavrayışları, inançları, hayata bakışları, bireysel güçleri ve dirençleri karşı çıkışlarındaki sessizlik, 'kıyıda' oturuşları ve diğer 'herşeyleri.'

<ı>Medyanın çalışmanızı algılayış biçimi bundan sonraki çalışmalarınızda sizi farklı düşünmeye yöneltebilir mi?

Dikkat ederseniz medyanın bu çalışmayı algılayış biçimiyle ilgili 'olan bitenler' yayın danışmanı ve köşe yazarı olduğunuz bu gazetede başladı. Bu 'tür' mecrada yeralmak istemediğimi bilirsiniz. Buna rağmen bu konuşmayı burda ve sizinle yapmamın nedeni de bu. Televizyonlarda gördüğümüz kitabın parçalanmış sayfalarının arkasında yatan şiddet kültürü ve içgüdüsü yapılan yayınların nerdeyse tümünde görülen parçalayarak yoketme eylemine dönüşüyor. Bütün bunları görsem de çalışmalarımda 'farklı düşünmeye yönelmeyi' becerebileceğimi sanmıyorum. Ayrıca inanıyorum ki bütün bunlar geldiği hızda gidecek, geçecek, unutulacak. Eğer bir önemi ve değeri varsa geriye yapılan 'iş' kalacak.

Eser eksik değerlendirildi

Bu fotoğraflarda saklama, hayal sunma, gerçekten uzaklaştırma, yapma bir görsellik değil, gerçeğin ta kendisi var. Fotoğraflar, gerçeğin, gerçekliğin cesaretini taşıyor.

<ı>Siz fotoğrafların buradaki özelliğinden söz eder misiniz ?

20 senedir profesyonel fotoğrafçıyım. Kendim için yorulduğum fotoğraflar dışında sipariş üzerine başkalarının düşündüklerini görsele dönüştürürüm.

Bülent Erkmen'in telefonuyla bana başka bir heyecan veren bu işin bir parçası oldum. Bir kitap yapacaktı. Ben de fotoğraflarını çekecektim. Hemen buluştuk. Tanıdığı sanat ve kültür insanlarının büst-beden fotoğrafları çekilecek, onları hiç tanımayan bir yazar, Faruk Ulay o görüntülerin üzerine öyküler giydircekti. Öykülerin basıldığı sayfaların içine fotoğraflar gizlenecekti. Onları ortaya çıkartma veya olduğu gibi bırakmak okurun inisiyatifinde olacaktı.

Bülent benden fotoğrafların yorumdan arındırılmış, manalandırılmamış, süslenmemiş olmasını bedenlerin çıplak gerçeğini göstermemi istedi. Ben de Bülent'in konsepti doğrultusunda alışılmış esteik kaygıların dışında, hatta tam tersine çıplaklığı, beden gerçeğini tüm sahiciliğiyle fotoğraflama yolunu seçtim.

Fotoğraflardaki ışık, sadece nesne- insanın boyut kazanmasını sağlayacak kadar çok hafif gölgelendirme tekniği uygulanarak çekildi. Fotoğraflar kişileri geçmişlerinden uzaklaştıran, onları nesne-insana dönüştüren çıplak gerçeğin yorumudur.

<ı>O zaman fotoğrafların özelliğini özetler misiniz ?

Bu fotoğraflarda saklama, hayal sunma, gerçekten uzaklaştırma, yapma bir görsellik değil, gerçeğin ta kendisi var. Gerçeğin, gerçekliğin cesaretini taşımakta. Beni üzen, bir sanat eserinin çoğu medyada bütünüyle ele alınmaması ve Bülent Erkmen gibi bir sanatçının tasarımının yanlış değerlendirilmesi oldu. Yine de bu tasarımın Türkiye'de bir yeniyi başlattığına ve doğru yerini bulacağına inanıyorum.

Umalım ki anlamak istediği kadar anlamayı tercih eden beyinlerin kendini geliştirmesi, değişimden korkmayacak bir yapıya ulaşmaları uzun yıllar almasın.

X