"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Doğan Hızlan: Sıkı casus, iyi yazar

Doğan HIZLAN

CASUSLUK romanlarının ünlü yazarı John Le Carre (David Cornwell), İngiliz gizli servisleri hesabına çalıştığını 69 yaşında itiraf etmiş.

Onun bütün kitaplarını okuyan bir hayranı olarak tersini söylese inanmazdım.

Gerçekten de o romanları yazan adamın başarısı bizzat tanıklığıdır. Yaşadıklarını yazmak, okurun inandırıcılık oranını doruğa çıkarır.

İyi niyetle bakarak - ne yapayım sevdiğim yazara toz kondurmak istemiyorum - casusluğu, iyi kitap yazabilmek, gerçekçi olabilmek amacıyla yapmış, deyip işin içinden çıkabilirim.

Ne var ki, solcu arkadaşlarını ihbar ederek bu mesleğe başlamış. Yazarlık ustalığı ile habaseti bir arada yürütmüş. Canı sağolsun, casusluk kitaplarını yazmak kolay mı?

Onunla dostluk kuramam, bir muhbirle arkadaş olamam. Ama bütün kitaplarını bir kez daha okumam gerekiyor.

Casusluk romanları ayrı bir türdür, bence insanın zihnini açar, zekánın bir başka yönünü geliştirir. Üstelik kişiliğime uygun, şüphecilik yanıma hitap ettiğinden daha bir severim.

James Bond da kitaplarıyla, filmleriyle benim favorilerim arasındadır.

O da majestelerinin ajanıdır. Giyimiyle, karizmasıyla, ayaküstü ve yatak üstü aşklarıyla üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya Devleti'ni hakkıyla temsil eder.

Gördüğüm bir kare, bazen öylesine belleğimde kalır ki, unutamam. Bond bir filmde, karşısındakini dolma kaleminden çıkan kurşunla bertaraf ediyordu.

Kalem de Mont Blanc'ın en büyük boyuydu. Kalemi ne zaman elime alsam, o marifetinin olup olmadığını düşünür dururum.

* * *

CASUSLARI, Soğuk Savaş'ın beslediği masalına inanmam.

O vesilesi. Le Carre'ın dediği gibi, casusuluk her zaman olacaktır.

Öyle bir meslektir ki, her zaman talibi çıkacaktır.

Çünkü devletlerin çıkarları çatıştıkça, devletler birbirinin siyasal düzenini, siláh rezervini öğrenmek için can attıkça, casusluk mesleği ölmez.

‘‘Evlere girmenin, gizli mesajları teslim etmenin heyecan verici bir şey olduğunu’’ söylemiş.

Gizlilik, gizliliği paylaşmak, bunu sadece ben biliyordum, demek hoş bir şey olsa gerek. Hepimizde bu yan yok mudur? Kimimiz bunu casusluğa vardırır, kimimiz eş dost arasında zararlı/zararsız dedikodularla idare edip gideriz.

Ben dostlarımın ne yaptığını öğrenmek için detektif tutabilirdim, meraklanmayın masum şakalar için.

Dün geçe çok içmişsin, o şairi neden bu kadar kötüledin diyebilmek için...

Soğuk Savaş'ın, Demir Perde'nin hem casusluk hem de yazarlık açısından John Le Carre'ı ne kadar memnun ettiğini tahmin edebiliyorum.

Düşünsenize, alışılmış deyimle, bir koyundan iki post çıkarıyorsunuz. Hem ülkenize, devletinize hizmet(!) ediyorsunuz, hem de birinci elden tanıklığın heyecanıyla çok satan romanlar yazıyorsunuz.

Gotfried Benn, yazarların iki yüzü olduğunu sölymeşti, belki iki de ruhları var.

Şimdi diyeceksiniz ki, daha okul sıralarında solcu arkadaşlarını ihbar eden bu adamdan sıtkın sıyrılmadı mı?

Hayır. Onun hesabını, o ihbarlar yüzünden sıkıntıya düşmüş, belki de hayatları mahvolmuş arkadaşları sorsun.

Ben daima edebiyat tarihi adına hesap sormuşumdur.

Casusun soğukkkanlısı, genellikle İngilizlerden mi çıkar?

Arabistanlı Lawrence'ın adını anmalıyım.

Çok konuşmayan, boşboğazlık etmeyen, yüzündeki ifade değişmeyen bir kişilik...

Kim Philby'yi de düşünsenize, nice canlara kıymış, iki taraflı casusluk yapmış, sonunda Rusya'ya kaçmıştı. Yaptıkları Moskova'ya vardıktan sonra öğrenildi.

Her gün Herald Tribune'ünü okumayı ihmal etmezmiş.

Akdenizliler, hemen meyhanede çene çalmaya başlarlar, gevezelikleri yüzünden hem kendilerini, hem devletlerini yakarlar.

* * *

JOHN LE CARRE'yi okuyun. Bakın tatilde ne okuyacağım diye düşüncelere dalmayın, işte önerim.

Konu ısınmışken, yarın da polisiye romanların sayfalarını açalım.

X