"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Doğan Hızlan: Bir yalnız gezerin cumartesi yolculuğu

Doğan HIZLAN

Bir önceki hafta cumartesi günü Ada Kültür Merkezi'nde Can Yücel üzerine konuştum.

Kitapların, CD'lerin, kasetlerin arasından kısa bir yolculuktan sonra küçük, şirin bir salona vardım.

Sezai Sarıoğlu'nun yönettiği panelde bir de Hasan Bülent Kahraman vardı.

Hepimiz Can Yücel'in şiirini de, kendini de tanıyorduk.

Ama anılar denizinde boğulmadık, şiirini anlattık.

Anmaların bir özelliğinden sıkılırım.

Anılar, anılar, anılar... Onu lavantalı bohçanızda saklayın, şiiri, romanı, öyküsü üzerine konuşun.

Oraya gelenlerin çoğu, inanıyorum ki Can Yücel'i hem okumuşlardı hem de tanımışlardı, cumartesi günü saat 15.00'te bu küçük salona kapanmanın bedelini ödememizi istiyorlardı bizlerden.

Ben de, Hasan Bülent Kahraman da, edebiyat severlerin buraya gelme nedenlerini iyi değerlendirdiğimiz kanısındayım.

Toplantıdan ben erken ayrılırken dinleyicilerden birinin söylediğini unutmayacağım:

Teşekkür ederiz üçünüze de, çünkü anılarınızdan söz edeceksiniz diye korkmuştuk.

Salondan caddeye çıktığımda, kalabalıkta yalnız gezerliğin iç sesini uğultular bastıramıyordu.

Çocukluğumdan beri öyleyimdir, kalabalık yüzünden içime çekilirim, sanki gürültünün içinde sessizliği keşfedişin şövalyeliğini yaşarım.

***

ODAKULE'den çıkıp Tepebaşı'na indiğimde eski Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nu aradım. Çünkü hatıralarıma kuşlar gibi konacak bir dal arıyordum.

Annemle beraber geldiğimiz pazar 15.00 matineleri canlandı gözümde.

Pirandollo'nun, Arthur Miller'in, Cevat Fehmi Başkut'un oyunlarını ilk kez gördüğüm, Leyla Gencer'i ilk dinlediğim geceyi, Behzat Butak'ın oynadığı Moliere'in Hastalık Hastası uyarlamasını sanki bir sepya albümün sayfalarını çevirircesine seyrettim.

Arkadaşlarımın eski ustaları protesto ettikleri edebiyatçılar gecesini...

Rahmetli Ecvet (Abi) Güresin ile Bertolt Brecht'in Sezuan'ın İyi İnsanı'nın oynanmasının yasaklandığı gece kapıda buluşmamızı.

Karşıdaki Kanun-i Esasi Kıraathanesi'nin geleneksel tarzı temsil eden duruşuna karşılık, Pelit'in levanten Beyoğlu'yu yaşatan pastanesini.

Alt kat dolmadan, kadifeli zincirin açılmayıp yukarıya müşteri alınmamasını.

Beyoğlu'nun ara sokaklarından Taksim'e doğru yürüyorum.

Eski evler, küçük dükkanlar... Görkemini kaybetmiş, iade-i itibar bekleyen yorgun binalar.

Beyoğlu canlandırılacaksa, ki bunu dilimizden düşürmüyoruz, arka ve yan sokakları da unutmayın.

Beyoğlu sadece İstiklal Caddesi'nden ibaret değildir.

***

GÜNER Sümer, Yarın Cumartesi derken paniğe karşı beni uyarıyordu.

Selim İleri ise Cumartesi Yalnızlığı'nın şifa bulmaz, bir tabiat haline dönüşen hüznünden söz etmişti.

Yürüdüm, eve döndüm ve dergilerimi okumaya başladım.

X