Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Doğal gaz, doğal kaz

DOĞAL gaz skandalları Türkiye'yi doğal kaz haline getirdi. Ne evcil kaz, ne yaban kazı, üçüncü bir tür kaz bu doğal kaz! Sanki anadan doğma kaz!

Enerji Bakanı Hilmi Güler, Türkiye'nin doğal gaz konusunda yaptığı anlaşmalarda zaman zaman bu kesintilere izin veren maddeler olduğunu söylemiş. (Sabah, 30.1.06)

İran'la yapılan o zırva anlaşmaya göre Türkiye her yıl belli bir miktar doğal gazın karşılığını, kullansın kullanmasın, ödemek zorunda. Ama buna karşılık İran canının istediği zaman doğal gazın musluğunu kapatabiliyor. Kışın vermediği gazın parasını yazın alıyor. İster kullan ister kullanma, ama bastır parayı. Açıkgöz Acem'e bak! Vermediği doğal gazın parasını almanın dışında, bir de canının istediği zaman gaz kesme hakkı var.

Buna kendi paranla rezil olmak denir!

MURAHHASLARIMIZ!

Böyle söylenip dururken, aklıma Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey'in "Bir Zamanlar İstanbul" adlı kitabı geldi. Bu şenlikli kitapta, Osmanlı devlet memurlarının tahsil-terbiyesiyle ilgili bölümü buldum:

"Devletlerarası anlaşmalarda murahhaslarımızın cahil oldukları ve bu yüzden zarara uğradığımız tarihlerde yazılıdır.

Rusların Akdeniz'e donanma göndereceklerine dair Fransızlar tarafından verilen haber üzerine Baltık Denizi'nden donanmanın gelebileceğine akıl erdiremeyen devlet erkanı, Rus donanması uçup mu Akdeniz'e gelecek diye inanmamışlar. Çeşme limanında Osmanlı donanmasının yakılmasından sonra akılları başlarına gelerek hayret etmişlerdi.

1828 muharebesi yenilgisinden sonra Edirne'ye gönderilen murahhaslarımıza Rusya murahhaslarının harita üzerinde gösterdikleri yerleri bizimkilerin tayin edememeleri ve meselenin Bab-ı Alice de hal edilememesi üzerine Fransa ve Avusturya elçilerine baş vurulmuş, bu murahhasların tazminat konusunda ileri sürdükleri bir milyonu bir yük, yani yüz bin sanarak kabul etmişler, aradaki korkunç farkı anladıkları zaman da şaşırmışlardı."
(1001 Temel Eser, S.20)

DÖNEMİN FIKRASI

Osmanlı zamanında halk arasında ve resmi dairelerde milyon kullanılmaz, onun yerine yük ve kese kullanılırdı. Yük yüz bin akçe idi, bunun yarısına kese denirdi.

"Politikamızı idare edenler, memleketimizin hududunu ve hatta nerelere bağlı bulunduğunu da bilmezlerdi. Cevdet Tarihi'nin ikinci cildinin başında bulunan şu fıkraya dikkat edilsin:

Şu karışıklığa bak ki, Bab-ı Ali bir adamın idamı için ferman yazıyor da nerede ve hangi sancağa bağlı bulunduğunu bilmiyor. Memleketin coğrafyasını bilmeyen devlet adamları işte böyle karaltıya kubur sıkar-
karanlığa kurşun atmak-" (S.21)

YOLUNUYORUZ

Eskiden Enderun'da Arapça ve Farsça öğretilir, coğrafya ve matematik okutulmazdı. Ama zamanımızın siyasetçileri ile bürokratlarının duvarlar dolusu diplomaları var. Kimisi, nazar değmesin, mühendis, kimisi ekonomist. Ama gene de kaz gibi yolduruyorlar ülkeyi!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI