Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dodo keşke hayatta olsaydı ve bu yazımı okuyabilseydi

Tam 41 senedir evliydik. Çok kavga ettik, çok şahsiyet çekişmesi yaşadık, birbirimizle boğuştuk ama bence en mühimi hep aynı şeylere güldük ve hep aynı işlere şaşırdık.

16 Temmuz 2003... Dodo bu sabah saat 11'i 10 geçe hayata veda etti, beni yalnız ve dul bıraktı.

Annem ve babam bizleri Anadolu terbiyesi ile yetiştirdiler. Buna göre karıyı, kocayı ve evládını methetmek son derece ayıptı ve ben bu terbiyeye riayet ettiğim için hiçbir zaman kocamı övmedim. Hatta översem nazar değecek diye ödüm de patlardı. Keşke bu satırları o hayattayken yazıyor olsaydım da ‘‘Beni hiç methetmiyorsun’’ láfından kurtulsaydım.

Her hafta yazımı yazıp yazmadığımı sorar ve ona okumayı teklif ettiğimde reddederek ‘‘Pazar günü yazı çıktığında okuyacağım, beni bu zevkten mahrum etme’’ cevabını alırdım. Hayatta olsaydı da onun hakkında bu yazdıklarımı okuyabilseydi...

Tam 41 senedir evliydik. Çok kavga ettik, çok şahsiyet çekişmesi yaşadık, birbirimizle boğuştuk ama bence en mühimi hep aynı şeylere güldük ve hep aynı işlere şaşırdık.

Evlendiğimde 23 yaşındaydım. İnsanoğlu her zaman birbirinden bir şeyler öğrenir. Ben kocamdan her zaman zarafeti öğrendim. Hakiki bir beyefendi idi. Yalnız bana değil, bütün ev halkına fevkálade sevecendi ve hep yüzü gülerdi. Beğenmediği bir durumu dahi gülerek tenkit ederdi. Doktorları, artık son derece sıkıntı çektiğini söyledikleri günlerde bile hep yüzü gülüyordu ve doktorlar ‘‘Ne harika hasta’’ diyorlardı.

Akrep burcunun son günlerinde doğmuş olduğu halde akrep burcunun tüm özelliklerini taşıyordu. Son derece sabırlıydı, çok nadiren taşan ama taştığı zaman tam köpüren ve adeta etrafını korkutan bir hiddeti vardı. Eşine-dostuna çok kıymet veren ve aynı değerlendirmeyi karşı taraftan bekleyen bir kişiliğe sahipti. Eli son derece açıktı, adeta bir şey istemeye korkardım, zira benim arzumu yerine getirebilmek ve beni memnun edebilmek için her yola başvurabilirdi. Sahip olduklarının kıymetini çok iyi bilirdi ve bana da çok sahip çıkardı. Dodo'ma tam güvenirdim, arkamda olduğunu her zaman hissederdim. Karşısında kim olursa olsun verdiği sözü mutlaka yerine getirirdi. Son derece yavaş hareket ederdi ama hiçbir randevusuna geç kalmamıştı. Havaalanına bile gereken zamandan çok önce giderdi ve bugüne kadar ada vapuru dahil, hiçbir vasıtayı kaçırmamıştı.

Daima derli toplu giyinirdi, hep bir senyör havası vardı. Son derece titizdi. Üstünü başını çıkarınca hep muntazam şekilde asardı.

Bavulunu daima kendisi yapardı. Yemeğin, otelin ve gezmenin iyisine meraklıydı. Yoksa, gitmemeyi tercih ederdi.

Bütün bu meziyetlerinin yanında hem eli hem açık, hem de zarifti. Seneler evvel Venedik'e gitmiştik. Otel Cipriani'de kalıyorduk. Otelin lobisindeki vitrinde gayet basit bir çift küpe ile bir yüzük gördüm, hemen ‘‘çıkarın bakayım’’ dedim ama vitrinin anahtarı bulunamadı, anahtarı saklayan adam bulunamadı, velhasıl yüzükle küpe görülemedi. Dodo da ‘‘Bu küpelerin nesini beğendin?’’ gibilerinden söylendi, dolayısıyla ben de gönlümden bunları çıkardım. Venedik'te dolaştıktan sonra yorgun argın otele döndük, baktım küpeler ve yüzük vitrinde yok, hemen sordum, ‘‘Satıldı’’ dediler. Ben de Dodo'ya ‘‘Bak, senin beğenmediğin yüzük hemen satıldı’’ diye takıldım.

Venedik'te son gecemizdi. Otelin lokantası çok meşhurdu, orada yemeye karar verdik. Hava sıcaktı, buzlu su bardakları terliyordu. Ortama alışınca hemen berraklaşan bardağımdan suyumu içerken bir de ne göreyim, benim beğendiğim yüzük ile küpeler bardağın içinde buz yerine konmuşlardı ve benim sudan çıkarıp takmamı beklemekteydiler. Dodo'nun işte böyle zarif jestleri vardı.

Başka eğlenceli bir jest daha: Gene bir doğum günümün sabahı, yatakta kahvaltı tepsimi bekliyorum. Birdenbire evde çalışan çocuklar tam 250 adet gülle odaya girdiler. Bu kadar gülü koyabileceğimiz vazo olmadığı için her doğum günümde gelen 250 adet gül hep üç ila dört vazoya bölünürdü. Bu sefer dört vazo gül odaya girdi, derken uzun saçlı, frak giyinmiş bir adam elinde bir kemanla ‘‘Love story’’yi çalmaya başladı. Bu arada kahvaltı tepsisi şampanya bardakları ve tepsinin içinde doğum günü hediyem zarif paketiyle bana bakıyordu. Dodo tıraş olmuş, kokularını sürmüş, terütaze benim reaksiyonumu seyretmekteydi. Buraya kadar her şey iyiydi ve aynen filmlerdeki gibiydi ama bundan sonrası büyük falsoydu zira bendeniz yatakta eski bir gecelikle, saç-baş birbirine karışmış, üzerimde pejmürde bir sabahlıkla bu zarif sahneye hiç uymuyordum. Hem kendi kendime çok güldüm, hem de çok kızdım. O gün bugündür artık bayağı zarif gecelikler ve sabahlıklar giyiniyorum ama artık ne gelen var, ne de keman çalan.

Burada anlatabileceğim böyle zarif pek çok hikayem var. Biricik kocam, nur içinde yat, bana zarafeti öğrettin, güzel bir hayat geçirttin... Bütün karakter ve şahsiyet çekişmelerimize rağmen...

YEĞENİ İPEK KIRAÇ'TAN ENİŞTESİ DOĞAN GÖNÜL'E

Dodoma...

En güzel duygular şarkılarda saklıdır derler. Benim duygularımı da bir şarkının içinde yakalayıverdim: ‘‘Elbet bir gün, buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak...’’ Seni çok seviyorum. Ipo'n....
X