"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Dizi değil, gerçek hayat!

Bizim “magazin” diye okuduğumuz, film izler gibi izlediğimiz, oyuna benzeyen şey, aslında birilerinin hayatları...

Bazen bunu gözden kaçırıyoruz gibi geliyor.
Mesela son zamanlarda Nurgül Yeşilçay-Cem Özer meselesi için yapılan yorumlara bakalım. Kimi Özer’in makul tavrının yanında, kimi bir bit yeniği arıyor.
Bir başka konu: Defne Joy Foster. Artık tekrarlamak, yazmak istemediğim kadar suyu çıkmış durumda. Bu dünyadan gitmiş bir kadının başına gelmedik kalmadı.
Mağdur, muhtaç, kötü durumdaki “ünlü”yi yakalamak üzerine kurulu bir sistem varken, tüm bunlara çok da şaşırmamak lazım. Yalan değil, ölü ya da diri...
Yakalayınca güzel oluyor, izleyici tarafındakiler de, sanki bir dizinin 3 dakikalık bir parçasını seyreder gibi bakıp bakıp, geçiyor.
Kaçımız “bu gördüğümüz insanlar, bizim gibi insan ve bizim herkesin önünde yaşamak istemeyeceğimiz meseleleri bütün memleketin önünde yaşıyorlar” diye düşünüyor?

Sevinemedik bir türlü!

Nurgül Yeşilçay-Cem Özer olayında ne zaman sevinirdik biliyor musunuz?
Cem Özer akıllara gelebilecek en berbat hakaretlerle çocuğunun annesini yerden yere vursaydı.
Müthiş kavgalar olsaydı.
Rezaletleriyle manşetlere çıksalardı.
Bu “mutsuzlukla beslenme” halimiz hayatımızın dört bir yanını sarmaladığı için kendimiz dışındaki herkesin mutsuz olması lazım ki, biraz sevinebilelim.
İşte bununla savaşırken de ayakta durmak öğreniliyor galiba.
Yaşıyorsun, görüyorsun, savruluyorsun, inanıyorsun, güveniyorsun, hayal kırıklığına uğruyorsun, sonra tekrar inanacak bir şeyler bulur gibi oluyorsun, sonra o da fos çıkıyor...
Başka bir yere sapıyorsun, bazen kendini akışa bırakıyorsun, bazen doğru geliyor, bazen yanlış gittiğini anlıyorsun, bir kayaya tutunuyorsun, o da yuvarlanıyor, seni de yanında sürüklüyor...
Bazen kendi isteğinle suyun altına giriyorsun, bazen birileri kafanın üstüne basıyor, bazen suyun altında kalmaya nefesin yetiyor, bazen bir saniye bile dayanamıyorsun...
Bazen seni mutlu etmeye dünyadaki hiçbir kuvvet, hiçbir inanç yetemiyor, bazen mutluluğun o kadar büyük oluyor ki sokakta her önüne çıkana bağırarak anlatmak istiyorsun.
Çeneni tutamıyor, yakın-uzak her sevdiğine içindeki mutluluğu akıtmaya çalışıyorsun. Anlattıkça enerjin düşüyor, sevincin köreliyor, ağzını açtığına bin pişman oluyorsun. Görüyorsun ki, mutsuzluğunu paylaşacak, seninle günlerce konuşacak adam çok ama sıra mutluluğa gelince maalesef senin kadar sevinen yok. Sonra ağzını tutmayı öğreniyorsun, kendi mutluluğunu kendi içinde tuttuğunda daha iyi hissettiğini fark ediyorsun.
Şarkıcılar, müzisyenler şarkı yapıyor rahatlıyor, yazarlar içlerindekini kağıda döküyor, rahatlıyor, ressamlar tuvale, şairler dizelere. Kiminin sıkıntısı, kendi içine dönüyor. Ne derdi varsa, kendine acı çektirerek atmaya çalışıyor.
Kimileri kötülük yaparak, kötü hissetmekten hoşlanarak, başkasını kötü duruma düşmesinden zevk alarak başa çıkmaya kalkıyor sıkıntısıyla.
Bakınız, kime sorarsanız sorun, “Çok arkadaşım, az dostum var” diyecektir size.
Birçok insanın yakınlarının mutluluğu ile değil, mutsuzluğuyla beslenirken tam tersi olmasını beklemiyorsunuz herhalde...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI