« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Diyarbakır'a gitmek, Kopenhag'tan önemli

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Fatih Terim, Hızır İlyas köyünde, kıl çadırın içinde bağdaş kurup yemek yerken dedi ki...

Pek alışık olunmayan bir görüntüyle karşı karşıyayız. Futbolda, dünyanın yedinci harikasını yaratan adam Fatih Terim, kıl çadırın altında, bağdaş kurmuş yemek yiyor. Diyarbakır, Hızır İlyas köyünün çocuklarıyla sarmaş dolaş fotoğraf çektiriyor.

Türkiye Kupası maçına yarım gün var. Bu saatlerde genelde kamp dışına çıkmayan Galatasaray'ın hocası, tüm prensiplerini bir kenara bırakmış. O mutlu, Diyarbakırlı köylüler daha mutlu.

‘‘Hızır İlyaslılar size, kurallarınızı alt üst ettirdi’’ diyorum. Fatih Terim gülüyor. Sonra ciddileşen yüz ifadesi ile konuşuyor:

Böylesini pek nadir yaparım. Bu çok önemli bir yaklaşımdı. Bu insanlar bizim için günler öncesinden hazırlanmışlar. Her zaman da bizi göremiyorlar.’’

‘‘Güneydoğu'nun sizde de ayrıcalıklı bir yeri olmalı.’’

‘‘Evet. Bence bu insanların daha fazla sevgiye, ilgiye ihtiyaçları var. Bunları saklamanın, söylememenin bir mantığı da yok. Gelişimin tek sebebi bu. Bazı şeyleri bana yaptıramazsınız ama bu konuda nazlanmam, gelirim.’’

İlk kez Türkiye Kupası için Diyarbakır'a gelen Galatasaray'ın bölgedeki yeri apayrı. Herkes önce ‘‘Diyarbakırlı’’ sonra ‘‘Cimbomlu’’.

Zaten yeni neslin çoğu da öyle olmadı mı?

Havaalanındaki muhteşem karşılamadan sonra doğruca Hızır İlyas köyüne giden Terim'le o duygulu anları konuşuyoruz:

BİRBİRİMİZİ SEVMELİYİZ

‘‘İnsanlar otobüsünüzün peşinde koşarken neler hissettiniz?’’

‘‘Coşkularını, sevgilerini. Tehlikeleri göze alıp otobüse yaklaşmalarını içinizde hissediyorsunuz. El sallamanın, işaretlerinizin yetersiz kaldığını anlıyorsunuz. Gözgöze geldiğinizde, o insanlara dokunduğunuzu hissediyorsunuz. Aranızda bır duygu oluşuyor.’’

‘‘Yoksa sizce Diyarbakır'a gelmek Avrupa kupası için Kopenhag'a gitmekten daha mı önemli?’’

‘‘İnanın daha önemli. Keşke mümkün olsa da hep gelebilsek. Bu bölgelere yeterince ilgi gösterememişiz. Son 15-20 yıldır buraları rahat ettirememişiz. Bence bu insanların bazı şeylerde daha fazla hakları var. Yalnız kupa maçını değil, hayatın tüm dallarını burada yaşatmak önemli. Birbirimizi sevmeliyiz. Stratejimiz, heveslerimiz, isteklerimiz olmalı. Karşılıksız içten duygular önemli. Maalesef güzel bir şey yapılınca o kişiyi destekleyelim diye bir şey yok bizde.’’

‘‘Avrupa kupası da bizim olacak derken, ne kadar içtensiniz?’’

‘‘Neden olmasın? 11 maçtır galip geliyoruz. Hiçbir ciddi başarı tesadüf olamaz. Endişelerle de başarı kazanılmaz.’’

‘‘Kaç çocuğunuz var?’’

‘‘Evde iki, işimde 26.’’

‘‘Size göre her maç zor mudur?’’

‘‘Galatasaray şimdi öyle bir noktada ki, fiyakasını bozmak adına herkes inanılmaz performans sergileyecektir. Bu alt etme düşüncesi en büyük zorluğumuz. Arkadaşlarıma şunu aşılıyorum, her işte ciddi çalışmalıyız. Bunu elden bıraktığınız zaman kaybedersiniz.’’

ARSENALLİ HER FUTBOLCU İÇİN NBA TARZI ANALİZ

‘‘Kaybettiğiniz maçın analizini nasıl yaparsınız?’’

‘‘NBA'deki gibi elektronik analiz odası kurdurdum. Maçın her saniyesini didikleyebiliyoruz. Ben bunu önce milli takımda yapmıştım. Çünkü Türk insanının görsel yayınlara ilgisi çok büyük. Konuşmanızın 3-5 dakika sonrasında dikkatler dağılıyor. Başarısızlığın nedenini sorduğumda, 'ama hocam' diye söze başlıyorlar. Bahanelerini önlemek için göze hitap ediyorum ve kendi gözleriyle izleyip anlıyorlar.’’

‘‘Arsenal maçına nasıl hazırlanıyorsunuz?’’

‘‘Arsenal'in her oyuncusu için 4-5 dakikalık kaset yaptık. Kim nasıl çalım atıyor, nasıl oynuyor, kasetten defalarca izliyoruz. Kasetleri eve de götürüp çalışıyorlar. Bizim cep sinemamızda surround sistemde, stad havasında çalışıyoruz. İcabında yanlışları anlatıyorum. Sinema salonundan çıkıp sahada, pratikte çalışıyoruz.’’

‘‘Sizin her dediğinize inanıyorlar, güveniyorlar. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?’’

‘‘İnanmamaları için bir sebep göremiyorum. Bu sonucu almak o kadar kolay değil. İçten olacaksınız. Adaletli davrandığınıza inandırmışsanız, hiç sorun olmaz. Bunun ötesinde doğal olmak da önemli. Kendimi sevdirmek için hiç uğraşmadım. Ben böyleyim.’’

Bu belgesel ilk olacak

Diyarbakır-Kopenhag hattı

Terim ile konuşurken üç kamera sürekli çekim yapıyor. Nedenini sorduğumda ‘‘Çok özel bir kaset hazırlıyoruz’’ diyor. Filmin adını da koymuşlar: ‘‘Diyarbakır-Kopenhag hattı’’

‘‘Yani, Münih-Mardin Hattı gibi bir film olacak’’ diyor, Galatasaray'ın hocası ve devam ediyor:

‘‘55 dakikalık bir film olacağını sanıyorum. Her çocuğumun her anını, herkesi Diyarbakır'dan Kopenhag'a kadar kayda geçiriyoruz. Diyarbakır'daki Türkiye Kupası'ndan, Kopenhag'daki Avrupa Kupası'na uzanan, uzun ama zorlu yolun öyküsü olacak bu. Çok önemli bir belgesel. Bu başarının kalıcı olmasını istedim. İlkleri yaşıyoruz. Bu da Türk futbolunda bir ilk oluyor.’’

‘‘Kopenhag için umudunuz tam mı?’’

‘‘Pınar Hanım, Galatasaray futbol takımına bakıp da ümitsiz olma lüksüne sahip kimse göremiyorum. İddialıyım, çünkü en top noktaya gelmişiz. Bundan sonra ümitsiz olamayız. Çünkü Arsenal ayarındaki birçok takımı yenip gelmişiz.’’

‘‘Bu kez Kopenhag'da, başarının son anahtar cümlesi, acaba ne olacak?’’

‘‘Son taktiklerden sonra, o anda aklıma gelenleri söylerim. Son saha dönüşünde kendimize has figürlerle, işaretlerle, mimiklerle konuşup anlaşırız. Rahatlayın derim onlara. İçimden geldiği gibi konuşurum. Kopenhag'da da gönlüm konuşur.’’

Dünya'nın 7. harikasını yaratan adam için kesilen 150 kuzunun yenildiği devasa sofra yavaş yavaş toplanırken, Diyarbakır burmasını yiyen Terim'e, ‘‘mesleğiniz, özel yaşamınızı sekteye uğratıyor mu?’’ diye soruyorum.

Yine kendinden emin, yanıtlıyor:

‘‘İki gündür Diyarbakır'dayım. Yarın eve döneceğim. Beraberlikleri özleme çevirmesini bilirseniz, kimsenin olmadığı kadar mutlu olursunuz.’’

‘‘İşiniz, hayatınız olmuş. Hobiniz var mı?’’

‘‘Zaman zaman yalnız kalmayı seviyorum. 4 eylül doğumluyum. Başak burcundanım. Ciddi ve titiz çalışmayı seviyorum.’’

‘‘Bunca sevgi ve ilgi, sizi politikaya iter mi?’’

‘‘Hiç cazip değil. Politika uzmanlık ister. Seviyeli yapanlara saygı duyuyorum. Ülke sorumluluğuna soyunmak çok ciddi bir iş. Hiç sıcak bakmıyorum. Ama bir gün olacaksa eğer, mesleğim olduğu için ancak Spor Bakanlığı olabilir.’’

‘‘Çocuklarınızda en önce ne ararsınız?’’

‘‘Önce kendilerini sevecekler, kendilerine güvenecekler.’’

‘‘ Bir model peşindesiniz. Kimden esinleniyorsunuz?’’

‘‘Hiç kimseden. Benim yapmak istediğim modelin adı, Terim modeli. Şimdi Avrupa'dan gelip bizim kulübün yapısını inceliyorlar. İşte model bu!’’

Karımı kıskanırım

‘‘Hiç kıskanmaz mısınız?’’

‘‘Kıskanırım. Kıskanmaz olur muyum? Karımı kıskanırım. Avrupalı başarılı insanları kıskanırım.’’

‘‘Özellikle sizin gibi bir insanın karısını kıskanması artı puan olabilir.’’

‘‘Ama arkadaşımı kıskanmam. Başarılı olurlarsa bundan mutluluk, kıvanç duyarım. Başarılı insanları ithal etmekten mahvolmuşuz. Bu gidişi tersine çevirmişsem eğer, benden mutlu insan olamaz. Ama bir kaide koydum, Galatasaray'da oynamak istemeyen kimseyi tutmam dedim.’’

‘‘Kulüplerde, milat Haziran derler. Sizin miladınız ne zaman?’’

‘‘31 Mayıs, ama merak etmeyin, ben işimi 31'ine bırakmayacağım.’’

‘‘Ne diyeceksiniz?’’

‘‘Diyeceğimi çoktan söyledim. Benim gibi adamlar dediğinden dönmezler. Keşke ben de ne olacağını bir bilebilsem.’’

‘‘Adres dışarısı mı olacak?’’

‘‘Başka ne var ki?’’

‘‘O zaman İstanbul'da bahçeli ev projenizden vazgeçeceksiniz?’’

‘‘Zaten beklemeye aldık o işi.’’

‘‘Eğer kazanırsanız, Avrupa Kupası sizi nereye taşıyacak?’’

‘‘Başka hedeflere. Artık geriye gidemezsiniz. Önce kulübün teknik yönden elden geçmesi, mali yönden daha iyi durumda olması lazım. Kulübün idare felsefesi çok önemli. Dernekçilikle bu işler olmaz. Hayat risktir. Sorumluluk teknik adamın olmalıdır. Bir iş ya tam yapılacak, ya hiç. Gerçekleri söyleyince de bazılarının ayağına basıyorsunuz. Eğer gidecekse bu iş, benim dediğim olmalı. Florya zaten başkanlık sistemi ile idare ediliyor. İmzam olmadan iş olmaz. Başarıda olduğu kadar, işler kötü gidince de sorumluluk alırım. Davul bende ise tokmak elimde olmalı. Şimdi yeni hedeflere yönelmelisiniz. O zaman reytinginiz artacak. Seyirci sayınızla birlikte her kalemde artış olacak. Bu rakamları da Türkiye aslanlar gibi taşır. Kuşkunuz olmasın. Tabii en iyisini yapmaya çalışırken hep kulp da takarlar. Ben artık onlara cevap vermiyorum.’’


Bunları da Beğenebilirsiniz