Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Diyarbakır’da Gerry Adams’ı anımsamak...

“Gerry Adams, o güzel Ağustos günü, ünlü Belfast pub’u Duke of York’taki işinden ayrıldığında silahlarını da yanına alıp gitti. Barın müdavimleri, ki bir çoğu İngiliz televizyon ve gazete muhabirleriydi onun ayrıldığını öğrendiklerinde çok üzüldüler.

Pub’ın en popüler barmeniydi o... Katolik Falls Road ile Protestan Shankill Road arasındaki patlak veren petrol bombaları kullanılan çatışma alanına doğru yola çıkmıştı. Gerry Adams savaşa, yanında, bir düzine boş bira şişesiyle, gidiyordu...”

O boş şişeler petrol bombası olacaktı, tabii ki.

Belfast’ta yıllar önce Shankill Road ve Falls Road civarında dolaştıktan sonra satın aldığım “The I.R.A.” adlı kitabın sonundaki Gerry Adams bölümünden bu satırlar. İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA ve Kuzey İrlanda’daki şiddet ortamına ilişkin en güvenilir ve uzman yazarın Tim Pat Coogan olduğunu öğrendikten sonra, onun imzasını taşıyan bu kitabı Belfast’ta alıp, “kitap cephaneliğim”e eklemiştim.

O sayede, illegal ve terör silahına başvuran IRA ile onun “siyasi kolu” gibi çalışan Sinn Fein’inaslında etle tırnak gibi birbirine bağlı olduğunu öğrenmiştim. İngilizler (Tony Blair hükümeti)IRA ve terörünü lanetlerken, benim Belfast’ta bulunduğum o tarihte, Sturmont Kalesi’nde Gerry Adams liderliğindeki Sinn Fein heyeti ile “çatışmaya son vermek”, “Sinn Fein’in parlamentoda temsili” ve “IRA’yı silahsızlandırmak” müzakerelerini yürütüyorlardı.

Oysa, kitabı okuduğumda, gerek Gerry Adams ve gerekse Sinn Fein’in iki numarası Martin McGuinness’in, 1970’lerin başında IRA’nın silahlı kolu “Provo”ların önde gelen liderleri olduğunu da okumuşum. Hatta, 1972 yılında, bir İngiliz askeri helikopteri ile Londra’ya İngiliz hükümetiyle yapılan gizli görüşmeye götürülen IRA heyetinde her ikisi de yer almıştı.

Gerry Adams’ın bir kardeşi ve kuzeninin, kendisi Sinn Fein namına İngilizlerle müzakereleri yürütürken yasadışı IRA üyeliğinden ötürü tutuklandığını, kendisinin de bir dönem işkenceden geçtiğini, bunları, hep o dönem öğrenmiştim...

İngilizler, Kuzey İrlanda’da terörü durdurmak ve Gerry Adams’ı muhatap almak için, kendisine “IRA’yi terörist ilan etve kına” diye bir talepte hiç bulunmadılar.

Bugün, Kuzey İrlanda’da terör sona erdi. IRA, silahsızlandırıldı...

 

***         ***        ***

 

Diyarbakır’da geçen haftasonu, en ön sırada DTP milletvekillerinin oturduğu çok kalabalık bir dinleyici topluluğu önünde konuşurken, işte bu “IRA-Sinn Fein bağlantısı”nı aklımda tutarak, “PKK ile DTP arasında organik bir bağ var. Örgütsel ilişki demiyorum. Çünkü, yasa dışı bir örgüt ile öyle bir ilişki suç. Oysa, DTP, seçilmiş ve parlamentoda grup bile kurmuş meşru ve yasal bir siyasi parti. Ancak, elbette ki, DTP ile PKK arasında bir organik bağ söz konusu” diye konuştum.

Ve, ekledim: “Eğer, DTP ile PKK arasında bir organik bağ da yoksa, ben o DTP’yi ne yapayım? Ne yararı dokunabilir öyle bir DTP’nin? Ne kendisine, ne Kürt sorununa, ne Türkiye’ye hiçbir faydası dokunmaz.”

Konuşmanın bir yerinde, bir “varsayım”ı da dillendirdim. Varsayım ama olgu aynı zamanda; eğer PKK’nın seçime girdiğini varsaysak, ona kim oy verecek idiyse, DTP’ye oy verenler de aynı kişiler.

Peki, böyle bir “organik bağ” nereden geliyor?

Kendimizi aldatmayalım; kardeşlerden biri milletvekili seçiliyor, yani “yasa koyucu” sıfatı kazanıyor, diğeri dağda, yani “yasa dışı” konumda. Veya, yeğen, ya da kuzen. Hem, zaten şu andaki DTP milletvekili olan bazıları, bir süre önce “yasa dışı örgüt üyeliği” nedeniyle hapiste değil miydi?

Gerçi, DTP milletvekillerinden Hasip Kaplan, dünküReferans’ta yayınlanan röportajında, PKK ile irtibat konusundaki bir soruya, “Yok, biz yasal bir partiyiz. Bizim illegal hiçbir partiyle organik bir bağımız yok. Ve üstelik farklı bir partiyiz, farklı bir kuruluş sürecimiz var. Binlerce delege içinden 500 kurucu üye seçildi” diyor ama “gerçeğin tümü” bu dediklerinden ibaret değil.

“Organik bağ”ı benim yukarda kullandığım anlamda anlarsanız, Hasip Kaplan’ın da buna bir diyeceği olamaz. Objektif gerçek. DTP, “legal” bir parti ve buna kağıt üzerinde uyan bir kuruluş süreci geçirdiği için, elbette, PKK’dan farklı. Ama, DTP, niçin ve nereden gelen istek üzerine kuruldu? Zaten, “bölge ve kimlik partisi” niteliğinde DEHAP varken, İmralı ilan etmedi mi DTP’nin kurulması gereğini? DTP’lilerin büyük çoğunluğu DTP kurulacağı ve “emir büyük yerden geldiği için” kendisini fesheden DEHAP’lılardan oluşmuyor mu?

Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, ülkemizin şiddet ikliminden kurtarılmasını, kan dökülmesinin önlenmesi ve bu amaçla PKK’nın silahsızlandırılması doğrultusunda yol alacak isek; bu yolda demokrasiyi pekiştirecek isek, birbirimizi aldatmaktan ve yalan-dolan üzerinde gölge boksuyla politika yapmaktan artık vazgeçmemiz gerekiyor.

 

***        ***        ***

 

Yani?

Yanisi, şu: DTP’nin TBMM’de temsilini, Türkiye’nin “barışçıl bütünleşmesi” için mükemmel bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Onu ikide bir “PKK’yı terörist ilan et; seni muhatap alayım” diye sıkıştırmamalı ve onu, bunu yapmadığı ve yapamayacağı için meşruiyet çizgisi dışına itmemeliyiz. Çünkü, ilan etmez. Çünkü, edemez. Ve, ayrıca etmemelidir ki, PKK’yı “silahsızlanmaya” yönlendirecek bir mekanizma olarak işlevsel bir değer kazanabilsin.

Kaldı ki, DTP’yi, bir CHP’ye, bir MHP’ye hatta AKP’ye benzetirseniz, onun bir “bölge ve kimlik partisi” olarak ne işlevi kalır ki?

“PKK’ya terörist de” kampanyası başka şey, DTP’yi “şiddete karşı çıkmaya, ondan uzak durmaya” teşvik etmek başka şey.

Başbakan’a biri, “Sinn Fein-IRA” konusunu anlatmalı...

X