"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Diyanet'te acil reform gereği

Sedat ERGİN

Türkiye 2.000'li yıllara girmeye hazırlanırken, ülkenin gündemindeki en önemli konu dindir. İslamiyet nasıl anlaşılmalıdır? Nasıl tefsir edilmelidir? İslamiyet'in toplum hayatındaki yeri ve rolü ne olmalıdır? Din, ne ölçüde yasaklayıcıdır? Din eğitimi hangi esaslara tabi olmalıdır?Türkiye'nin gündemini meşgul eden bu soruları çoğaltmak mümkündür.

İşte bu sorulara verilecek yanıtlar konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. Yetkili yetkisiz, bilinçli bilinçsiz, bilgili cahil, ehil ehliyetsiz pek çok insan ve grup, bu tartışmada görüş belirtmektedir.

Türk toplumu tam bir kargaşa ortamında yürütülen bu tartışmayı büyük bir zihin karışıklığı içinde izlemektedir.

Dinin siyasallaştırılması ve ayrıca ticari çıkarlarla beslenen örgütlenmelerin ortaya çıkması, tartışmayı daha da önemli kılmaktadır.

Bu kargaşa içinde ‘‘genellikle’’ görüş belirtmeyen bir kuruluşun durumu özellikle dikkat çekicidir: Diyanet İşleri Başkanlığı...

* * *

Diyanet, bu tartışmaya en az etkide bulunan bir kuruluştur. Diyanet'in tutumu, genel bir çekingenlik ve ürkeklik şeklinde tanımlanabilir.

Diyanet'in edilgenliği büyük bir boşluk yaratmakta, bu boşluk tarikatlar, dini gruplar, mürteciler ve din istismarcısı siyasetçiler tarafından doldurulmaktadır.

Kusur çok yönlüdür. Bir kere, harcamaları Türk vergi mükellefleri tarafından karşılanan bir devlet kuruluşudur. 1998 yılı genel bütçesinde Diyanet'e ayrılan pay, 96 trilyon 946 milyar 50 milyon Türk Lirası'dır.

Diyanet, bu bütçe ile Türkiye'nin her köşesine, neredeyse her köyüne kadar yayılabilen 84.579 kişilik kadrosu ile muazzam bir örgüttür.

Bir devlet kuruluşu olduğuna göre, görevini yerine getirmekle yükümlüdür.

Sorunun birinci boyutu, Diyanet'teki kadrolarla ilgilidir. Bu kadroların hepsi devlet memurudur. Gelgelelim içlerinde cumhuriyetin felsefesine inanmayan, bundan vazgeçtik, devletin Anayasa'da tanımlanmış olan esaslarına kendilerini bağlı saymayanların sayısı hiç de az değildir.

Sorunun ikinci boyutu, Diyanet'teki bürokratik otorite zaafiyetidir.

Bunu çok basit bir örnekle açıklayalım: Fatih Müftüsü görevini yapmış olsaydı, aynı mahallede oturduğu Ali Kalkancı adındaki bir sahtekâr, tarikatını ilan edebilir miydi?

Diyanet kadroları, Türkiye'nin her bir tarafını saran bu tür din simsarları karşısında gaflet içinde seyirci kalmakla yetinmiştir.

* * *

Aynı sorunun bir başka uzantısı cuma hutbelerinde karşımıza çıkmaktadır. Cuma hutbeleri, başkanlık tarafından il müftülerine yollanmakta ve kuruluşun hiyerarşik yapısı içinde bütün camilere yayılmaktadır.

Müftülerin ve vaizlerin, merkezden gelen hutbeleri kaale almadıklarını gösteren sayısız örnek vardır.

Sorunun üçüncü boyutu, Diyanet'in, Türkiye'nin her alanda sahnelenen ‘‘ahlaki çöküntü’’ ve ‘‘değerler kargaşası’’ karşısında oynayabileceği role ilişkindir. Bu ortamdan beslenen irtica tehdidi, Diyanet'in üstlenmesi gereken rolün önemini yaşamsal kılmaktadır.

Bu bağlamda, cumhuriyet felsefesi ile dini bağdaştıracak, çağın gerekleriyle barışık, toplumu birleştirici bir tefsire ihtiyaç vardır. Bu yönde ciddi ve cesur bir tartışma ortamı yaratılmalıdır. Bu çıkışı yapacak olan kuruluş Diyanet'tir.

Çözüm, Diyanet İşleri Başkanlığı'na, toplumun üzerinde görüş birliği içinde olduğu, saygınlığını teslim ettiği ve sözüne baktığı en güçlü manevi otorite kimliğini kazandırmaktan geçmektedir.

Diyanet reformu, hükümetin ve özellikle de Diyanet'ten sorumlu olan DSP kanadının öncelikle el atmaları gereken bir alan olarak ortaya çıkıyor.













X