Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dışarıdan hukuk

AF buyurun, eğer AB sürecinin tá en başından beri hiç durmaksızın "dış dinamikler, dış dinamikler" diye popo yırtıyorsam, tabii ki bunu láf ola, torba dola diye yapmıyorum.

Çünkü, dün belirttiğim gibi, devrimler ve onların yasaları, hukuk ve adalet sisteminin genel olarak toplumsal dönüşümü geriden izlemesi kuralını bozan birinci istisnayı oluşturur.

İkincisini ise işte o "dış dinamikler" oluşturur!

Bu, sırf Türkiye’ye özgü değildir ve tüm yerküreyi kapsayan nesnel bir gerçektir.

* * *

BİLİYORUM, yukarıdaki olguyu bir defa daha dobra dobra saptamaktan çekinmedim ya, şimdi "sömürge aydını"ndan "emperyalist uşağı"na bilûmum küfürler gırla gidecektir.

Doğrusu hiç umurumda değil, çünkü gerçekler "i-nat-çı-dır"!

Meselá öylesine inatçıdır ki, o küfür savuranların bizatihi kendi zihin sistematikleri itibariyle, her biri söz konusu "dış dinamikler"den şöyle veya böyle nasiplenmiş Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi devrimlerinin "ürün"ü olduğu gerçeğini gizleyemez.

Hayır, bununla sırf bizim Kızılelma Koalisyonu" mensuplarının káh 19. Yüzyıl Batı burjuvazisinin ideolojisi olan milliyetçiliği; káh da, aynı Batı’nın aynı yüzyılında ama ona zıt yaratmak için ortaya çıkmış Marksizmi bayrak ediniyor görünmelerini kastetmiyorum.

Zira, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek zorundayım. Çünkü, buradaki "yerlilik"; buradaki "nev-i şahsına münhasır"lık; yani buradaki "iç dinamik", doğrusu göz çıkartıyor.

Eh itiraf edelim ki, enternasyonalizm - "ulusalcılık; Maoizm - Kemalizm; Slavofili - Türkçülük gibi birbirlerine yüz seksen derece zıt bir "fikriyat" silsilesini aynı potada eritebilmek için sırf bize özgü bir "maharet" gerekir ki, bravo, bravo ve bravissimo!

* * *

TAMAM da, çok şükür tüm bunların özgürce ifade ediliyor olması dahi demokrasinin varlığından; o demokrasinin yerleşmesi ise yine "dış dinamikler"den kaynaklanmıyor mu?

Sorarım, eğer 2. Savaş nihayeti Türkiye’si müttefik safta yer alabilmek için Nisan 1945’deki San Fransisco Konferansı’nda çoğulcu sisteme he demeseydi, Demokrat Parti’yi kuracak olan kesim bundan hemen sonra, aynı yılın 7 Haziran’ında "Dörtlü Takrir"i verebilir miydi?

Hadi verdi diyelim, Hızır gibi yetişen bu "dış dinamik" metazori bir "de facto" fiili legalite yaratmasaydı, "tek şef" yönetiminden "çok parti" dönemine geçilebilecek miydi?

Ve sonra, bundan çok sonra, Ankara eğer "Avrupa Konseyi Adalet Sözleşmesi"ni imzalamasaydı, her gün o Avrupa’ya lánet yağdırmasına rağmen, Maocu reis aynı kurumda Türkiye aleyhinde dava açıp, kesesini paracıkla doldurmak fırsatına yakalayabilecek miydi?

Zaten bunun içindir ki, "toplum önde, hukuk geride" kuralına istisna devrimler gibi, "dış dinamikler" de, onları itekler gözükenler tarafından dahi "yan cebime" diye kullanılır.

* * *

ÜSTELİK, o devrimler ki çoğu defa "talep" olmadan ve iradi güçle "arz" empoze etmişlerdir, özellikle bugün, "dış dinamikler" için belki daha farklı bir durum da doğabilir.

Yani, küresel dünyadaki "karşılıklı iletişim" toplumu zaten çoktan etkilemiş olabilir.

Dolayısıyla, "harici arz"ın getireceği bir hukuk "dahili talep"le tümden örtüşebilir.

Zaten, özel TV yasasından yabancı cigara serbestisine, sayısız örneğini yaşamadık mı?

* * *

AMA yine de kesinlik iddiası getirmiyorum. Toplumlar ve yasalar sonsuz çetrefildir.

Ancaak, "talep" varmış veya yokmuş; azmış yahut çokmuş; eğer AB türü bir kurum baştan itibaren hukuki yükümlülük içeriyorsa; onu hedefleyen iktidarlar ise halk iradesiyle seçiliyorsa, aynı AB’den gelen "arz"a artık, "aman mersi, ben kullanmıyorum" denilemez.

"Dış dinamik" orada "iç dinamiğe" dönüşür ve de dönüşmek zorundadır ki, nokta!

Tekrar af buyurun, popomu neden yırttığımı bilmem anlatabildim mi?
X