Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dışarıdan bakınca...

Oktay EKŞİ

Bir süredir bu sütundan uzak kaldım. O arada Türkiye'nin gerçeklerini de izleme olanağı bulamadım. Ama bize dışarıdan nasıl bakıldığını anlatan yazılar sayesinde bilgi edinmek yerine, bizzat yaşamak, bizzat tartışmak ve bizzat değerlendirme yapmak olanağına kavuştum.

Size bugün ona ilişkin bir değerlendirme sunmaya niyetliyim:

Amerika'da, Washington D.C.'de ve New York'ta temaslarım oldu. Hem resmi sıfatlı kişilerle, hem Türkiye üzerinde uzmanlaşanlarla, hem de meslek dünyamızın buradaki mensuplarıyla görüştüm.

Mutat hikâyeyi geçelim. Yani ‘‘Amerikalılar bizi seviyor’’, yahut ‘‘sevmiyor’’ları unutalım. Amerikalılar kimseyi değil, (önceliği Yahudiler'e tanımak kaydıyla) kendilerini seviyorlar. O nedenle her konunun en iyi modeli olarak kendilerini görüyorlar. Kısaca bizdeki kolektif mazoşizm, yani kendini sevme amacıyla kendine eziyet etme duygusu bunlarda yok.

Buraya geleli, Türkiye'yi ilgilendiren üç ayrı konu çevremizde dolandı durdu. Birincisi bir tesadüften ibaret:

Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos bugünlerde ABD'de bulunuyor. Kendisine tam anlamıyla ‘‘devlet başkanı’’ protokolü uygulanıyor. Hatta bazı devlet başkanlarından daha fazla itibar gördüğü dikkati çekiyor. O kadar ki, kendisine yemek vermek için yönetimin ve Kongre'nin tüm önde gelenleri sıraya girmiş gibi. Törenler, ödüller gırla gidiyor...

Bu arada belirteyim, Washington Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir de Patrik onuruna mutena bir yemek verdi. Gerek o yemekte, gerek bir gün sonra Yunanistan Büyükelçisi Loucas Tsilas'ın verdiği kahvaltıda Patrik'le birlikte oldum. Türkiye Cumhuriyeti böylesine nüfuzlu bir liderden yeterince yararlanmayı biliyor mu diye her iki olay sırasında da düşündüm. Böyle bir teşebbüste bulunan ve Türk düşmanı olduğu bilinen eski New York Başpiskoposu Yakovas'ı baştacı eden Turgut Özal iyi mi etmişti, kötü mü, ondan da emin değilim. Ama bu satırları yine de, bu nokta üzerinde düşünülürse iyi olur diye yazdım.

Bu arada belirteyim: Patrikhane bilindiği gibi uzun süre Fener'deki binanın genişletilmesini istedi. Bu gerçekleşti. Şimdi de Heybeliada'daki papaz okulunun tekrar açılmasına izin verilmesini istiyor. Bunun son derece masum bir istek olduğunu da her fırsatta vurguluyor. Ama adresini sorarsanız, İstanbul'dan değil, Constantinople'dan söz ediyor. Keza İkinci Mahmud döneminde, Yunan isyanına yardım ettiği iddiasıyla Patrikhane kapısında -belki de haklı olarak- asılan Rum Patriği'nin idam edildiği kapıyı kilitli tutmaktan vazgeçmiyor. Yani Osmanlı'nın faturasını Türkiye Cumhuriyeti'ne çıkarmaya devam ediyor. Kısaca kendi devletiyle barışmaya yanaşmıyor.

İkinci izlenimim buradan bakınca Türkiye'nin nasıl göründüğü ile ilgili...

Dışişleri Bakanlığı'nda ve Türkiye uzmanı olan çevrelerdeki ortak düşünce sanıyorum şöyle özetlenebilir:

ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarları Irak, İran, Suriye gibi ülkelerin dolaylı veya doğrudan tehditlerine hedef olduğu sürece Türkiye önemlidir. Ama o istikrar sağlansa bile Türkiye, başka bir ittifaklar dünyasına kaymasına engel olunması gerekecek kadar da stratejik öneme sahiptir.

Bu temel anlayışa dayalı öteki konulara sonra değinmek üzere...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI