Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dışarıdaki taşeron toplamı net 26

DIŞARISI süt liman. İçerde korkunç terör fırtınası esip savuruyor, çınarları yaprak gibi sürüklüyor.

Dışardan çıt yok. Anlı şanlı dış politikanın somut göstergesi.

Dışarısının toplamı net 26, yani 26 ülke.     

26 rakamı, aynı zamanda Başbakan Erdoğan’ın “taşeron” diye tanımladığı PKK destekçilerinin sayısı. Teröre karşı çıkmak bir yana, çoğu belki de, zevkten dört köşe. Tarihte örneklerini bolca gördüğümüz gibi.

ÜÇLÜ MEKANİZMA

İçerde, terörde yitirdiklerimizin verdiği acı yanında, bir başka acı daha ekleniyor. Halkın şaşkın bakışları arasında, iktidarla muhalefet arasındaki sen-ben kavgası. Özellikle Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli atışması ibretlik. “Sen bunu yapmadın, ben bunu yaptım” kavgası neye hizmet ediyor, belli değil. Sadece anlamsız ve bıktırıcı. Ve çok ayıp.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu PKK’nın cirit attığı Irak’tan söz ederken, “Irak teröre karşı bizimle dayanışma içindedir” diyor.
Hangi dayanışma? Davutoğlu, içi boş laflarla verilen desteğin devamını görmezden geliyor. Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari Türkiye’nin Irak topraklarına yaptığı operasyonu şiddetle eleştiriyor. Eleştiriye, Davutoğlu’nun bir süre önce “Kak Mesut”diye kucakladığı Barzani de, aynı sert üslupla katılıyor.

Davutoğlu, Türkiye-Amerika-Irak işbirliğini kastederek, “üçlü mekanizma, işte bugünler için” diyor. Üçlü mekanizmanın Irak ayağı topallıyor. Amerika ayağının ise, ne olduğu belli değil.

Madem üçlü mekanizma bugünler içinmiş, Barzani PKK’ya karşı hangi önlemi alıyor? Yuvarlak açıklamalar dışında, PKK’yı engellemek için ne yapıyor?

Ortalık kan revan içinde, üç mekanizma imiş. Siyaset hiç bir demokratik ülkede böyle kandırmaca üstüne oturmuyor.

Bugün TÖB-DER günü

“SIKIYÖNETİM mahkemeleri”, 12 Eylül askeri rejimi sırasında kurulan özel mahkemelerin adı. Adalet ilkelerinin o döneme göre oluşan hukuk mantığı çerçevesinde işlediği mahkemeler.

Bu mahkemelerden biri, 70’li yılların en büyük öğretmen örgütü olan TÖB-DER’i kapatıyor. Yöneticilerini hapse atıyor.

Aradan yıllar geçiyor, sivil bir mahkeme 1989’da TÖB-DER’in beraatına karar veriyor. Yöneticilerin cezaları kalkıyor. Ancak, çeşitli başvurulara rağmen, TÖB-DER bir türlü açılmıyor. Geçmiş iktidarların büyük ayıbı.

TÖB-DER yöneticileri 12 Eylül’den geriye kalan bu hukuk dışı durumun giderilmesi için, bugün Ankara Valiliğine açılış dilekçesi veriyor.
12 Eylül siyasal partileri kapatıyor, onlar daha sonra aynı isimle açılıyor. 12 Eylül bazı siyasilere yasak getiriyor. Onlar daha sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakan ve milletvekili oluyor. 12 Eylül pek çok sivil toplum kuruluşu ve sendikayı kapatıyor, onlar daha sonra açılıyor.

Şimdi, geç de olsa, sıra TÖB-DER’de. Umarım, bugün güçlükle karşılaşmaz ve demokratik bir hakkın kullanılmasına izin verilir.

İşte tam İlhan Abi

SİYASAL duruşunda ne kadar inatçı ve ödün vermez ise, insani ilişkilerinde o kadar hoşgörülü ve karınca ezmez. Kendisine kötülük etmiş olanları bile, affeden bir İlhan Selçuk.

Kırk yıllık arkadaşım Hikmet Çetinkaya’dan dinliyorum. İlhan Abi hastanede yatarken, tam İlhan Abi’yi anlatan bir olay yaşanıyor.
Hasan Cemal Cumhuriyet Ankara Temsilcisi iken, her gün İlhan Abi’ye telefon ediyor: “Abi ben ne zaman genel yönetmen olacağım, abi ne olur beni genel yönetmen yap”.

Günde beş, on telefon. İlhan Abi gazetenin patronu değil, ama gazetede çok etkili. O ne derse, o olur. İlhan Selçuk nihayet Hasan’ı Cumhuriyet’e genel yönetmen yapıyor. Ancak, dokuz yıl sonraları araları açılıyor.

Hasan Cemal yıllar sonra anılarını anlattığı kitapta, İlhan Abi’ye söylemediğini bırakmıyor. “Sen faşistsin, sen demokrat değilsin” naralarıyla, siyasi ve kişisel saldırılarının arkası kesilmiyor. Aynı lafları günlük yazılarına da taşıyor.

İlhan Abi gülüp geçiyor. Hastanede yattığı sırada, Hasan, araya döneklerden birini sokarak, Hikmet Çetinkaya’ya haber gönderiyor, İlhan Abi’yi hastanede ziyaret etmek istediğini aktarıyor.

İlhan Abi müthiş: “Gelsin kerata, ben onun kulağını çekerim, olup biter”.

Ruhun şad olsun İlhan Abi.

Sarıgül’den sonra sıra DSP’de

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesinin bir anlamı var. Halk solda ve Türkiye’de değişim istiyor.

Mustafa Sarıgül hareketi bu değişim ihtiyacından doğuyor. O sırada CHP’nin başında Deniz Baykal var. Kılıçdaroğlu’nun gelişi ile birlikte, solda ve Türkiye’de değişim rüzgarları esiyor. Sol yükselişe geçiyor. Anketlerde AKP önde, ancak CHP ile arasındaki puan farkı azalıyor. Lider sıralamasında ise yıllar sonra Tayyip Erdoğan, ilk kez geride kalıyor, Kılıçdaroğlu ilk sıraya yükseliyor.

Bu ortamda Sarıgül’ün parti kurmaktan vazgeçmesi gerçekçi, CHP’ye destek vereceğini açıklaması özverili ve mantıklı.

Rahşan Ecevit, Sarıgül, sıra şimdi DSP’de. Hiç bir komplekse kapılmadan, DSP de benzer desteği gösterebilir.

Dereler, çaylar ana nehre akıyor. Solun adresi artık CHP.

X