Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dışarıda itibar kaybı başladı

<B>AKP </B>iktidarı dış politikada çok önemli hamleler yaptı. Kıbrıs ve AB konularında çok <B>‘cesur’</B> ve yapıcı tavırlar sergiledi. Dışişleri müthiş bir özgüven kazandı.

Ancak son dönemde üst üste hatalar yapılmaya başlandı.

Dış ilişkilerde, özellikle ABD ve İsrail gibi iki ‘önemli’ partnerle ilişkilerde bir ‘tonlama’ hatası ortaya çıktı.

Kapalı kapılar arkasında verildiği zaman sorun yaratmayacak mesajlar, siyasi amaçla yüksek sesle kamuoyu önünde verilir oldu.

17 Aralık sonrası, AB ülkeleriyle temaslar azaltıldı. Sıcak ilişki ve beraberlik atmosferi kayboldu.

Bir ülkeyle ilişkileri düzeltmek isterken, diğeriyle ilişkileri bozar hale geldik.

Büyük bir iddiayla ortaya çıkıp İsrail-Filistin ve hatta Suriye arasında arabuluculuk yapmak istedik. Olabilirdi de...

Ama tonlama hataları ve sonrasında bunları tamir için yapılan açıklamalarla ‘güven erozyonuna’ uğradık.

İsa’ya da yaranamaz hale geldik, Musa’ya da... İşte gerçek ortada.

Türkiye, Filistin ile İsrail arasında arabulucu olacaktı.

İsrail ile Filistin, Şarm el Şeyh’te buluştu. Türkiye olayın içinde değil, kenarında bile yok.

Ya Avrupa’nın en saygın gazetelerinden biri olan Welt am Sonntag’la yaşanan kriz.

Başbakan, Welt am Sonntag’a ‘amacını aşan’ sözler söylüyor.

Welt am Sonntag da bunları yayımlıyor.

Başbakan, Türk basınına karşı geleneksel politikacı anlayışı tavrını sergiliyor ve hemen yalanlıyor: ‘Ben böyle bir şey söylemedim.’

Ama Welt am Sonntag ısrar ediyor. Adamlar konuşmuş, her ihtimale karşı metni yollamışlar. Ama Başbakanlık’taki keşmekeş içinde Cüneyd Zapsu okuyup ‘Tamamdır’ demiş.

Bu gerçeğe göre hareket edileceğine, hemen yalanlama. Sonrası daha beter.

Avrupa basınında üç yılda kazanılan saygınlığı bir anda sıfırlamak bu kadar ucuz olmamalı.

Dış politikada gelinen nokta, bu kadar hızlı harcanmamalı.

Kar lastiğinin faydasını trafikçiler bilmiyor mu?

OKURLAR aradılar. ‘Ne zaman adam oluruz’da kar lastiği kullanın diyorsunuz; ama bunu bize değil trafikten sorumlu olan kişilere söyleyin. Kar lastiğimiz var, aracımız dört çeker; ama hálá ceza kesiyorlar’ diyorlar.

Haklılar; ama kime ne söyleyeyim.

İstanbul kara teslim olduğu gün yolda kalan araçların çoğu kar lastiği veya zinciri olmayan polis araçlarıydı. Gülelim mi, ağlayalım mı?

Medeni ülkelerde kış gelince sürücüler lastiklerini değiştirir ve kış lastiği takarlar.

Bu lastikler özeldir. Hem diş yapıları, hem kauçuklarıyla.

Normal lastikler soğukta sertleşir ve tutunma özelliklerini yitirirler.

Kış lastikleri ise soğukta yumuşar ve daha iyi tutunurlar.

Islak ve özellikle de karlı zeminlerde çok çok iyi performans sergilerler. Ama kuru havalarda da kullanılmazlar; çünkü yağışlı ve karlı havalarda yüzde 30-40, hatta bazen yüzde 80 oranında azalttıkları fren mesafesini kuru zeminde yüzde 20 oranında uzatırlar.

Medeni ülkelerde kent içinde ve otoyollarda zincir takarsanız ceza yersiniz. Çünkü hem yolu bozarlar, hem de kopup kırıldıkları zaman tehlike yaratırlar.

Kış lastikleri sadece buzlu zeminde büyük fayda sağlamaz; çünkü buz için ayrı bir lastik gerekir; ama çok özel şartlar dışında o kadarına gerek yoktur.

Okurlar şikáyet ediyorlar. Ama biliyorum ki, benim bu bildiklerimin tamamını İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürü de biliyor. Hatta bu konuda detaylı bir araştırma bile yaptırmış.

Peki biliyor da niye hálá ceza kesiliyor?

Eee, burası Türkiye. Olacak o kadar.

NOT: Bir de yaşanmış örnek ekleyeyim. Karın en yoğun olduğu pazartesi sabahı, benim üzerinde kar lastikleri bulunan Audi Quattro otomobilimle işe gittik. Kanal D Genel Müdürü Murat Saygı da benimle geldi. Salı günü yollar çok daha iyiydi. Murat Saygı da üzerinde kar lastiği olmayan Audi Quattro otomobiliyle kendi başına işe gitmeye çalıştı. Ancak evden dört kilometre gitmeden yoldan çıktı ve kendisini ben geçerken yoldan aldım. Şimdi o da otomobiline kar lastiği taktırdı.

Genelkurmay’ın açıklaması

GENELKURMAY
Başkanlığı önceki günkü yazımla ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamayı aynen yayınlıyorum:

‘8 Şubat 2005 tarihli bir gazetede yer alan köşe yazısında İç Güvenlik Harekatı kapsamında ‘Bölgeye etkisiz rütbeli komutanlar atandığı’ şeklinde bir yorum yer almıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri sorumluluk alanı içerisindeki tüm atamalarda uzmanlık ve liyakat ölçütlerine uygun görevlendirmeler yapmaktadır. Bu görevlendirme ölçütleri Irak’ın kuzeyi ve Irak’a yakın bölgelerde geçerli olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görev ve sorumluluk alanındaki her bölge için de geçerlidir. Her rütbedeki personel zorluk derecesine bakmaksızın kendilerine verilen her görevi direktifler doğrultusunda, hakkıyla ve dirayetle yerine getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karakteri; görev, liyakat, uzmanlık, bağlılık ve cesaret kavramlarıyla tanımlanır.

Tüm dünyanın gıptayla baktığı Türk Ordusu’nun nitelikleri söz konusu köşe yazarına bir kez daha anımsatılırken, aynı zamanda, kendisine Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınırları aşan eleştiride bulunmasından dolayı basın etiğinin gereklerini de anımsatmak, bu tutumunun esefle karşılandığını belirtmek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sorumluluğudur.’

Özür

DEĞERLİ
okurlarım, Hıncal Uluç’un sataşmalarına iki yanıt verdim. Bunlar için hepinizden özür diliyorum. Bu köşenin düzeyi bu değil; ama dostum Hıncal Uluç telefonda söyleyeceklerini köşesinde yazınca yanıtı da aynı yöntemle vermek gerekir diye düşündüm.

Aslında bir yanlış yapıp köşeyi, ’Babamın malı gibi’ kullandım.

‘Verdiğim geçici rahatsızlıktan ötürü özür dilerim.’

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Uzun sürede inşa edilen binaların bir hata yüzünden yerle bir olabildiğini unutmadığımız zaman.
X