Dışardaki paralar için kafalar karışık

Hürriyet Haber
19.09.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Bilindiği üzere, yurt dışındaki bankalarda Türkiye'deki bankalar aracılığı ile hesap açmak çok kolay olduğu ve teşvik edildiği için, pek çok vatandaşın yurt dışı bankalarda ve off-shore bankalarda hesapları vardır. Bu paraların, 30 Eylül'de yurda getirilip getirilmeyeceği konusu bir sorun olarak ortadadır.

İlgili tebliğin 19. maddesi bu konuda şöyle demektedir: ‘‘29 Temmuz 1998 tarihi itibariyle tebliğin 3.2 bölümünde açıklanan şekilde tevsik edilemeyen ve bu tarihten sonra yurt dışı bankalarda (off-shore veya serbest bölgelerdeki bankalar dahil) ya da benzeri mali kurumlarda bulunduğu belirtilen kıymetlerin izah ve ispat aracı olarak kullanılabilmesi mümkün değildir. Bunların izah nedeni olarak kullanılabilmesi için 30 Eylül 1998 tarihinde en az bir gün süre ile Türkiye'de kurulu mevduat kabülüne yetkili bankaların Türkiye'deki şubelerinde bulundurulması gerekmektedir.’’

Tebliğin bu madde metninden ilk bakışta, yurt dışındaki paraların Türkiye'ye 30 Eylül'e kadar getirilme mecburiyeti olduğu anlaşılmaktadır. Fakat dikkatle incelendiğinde başka çıkarımlar yapılması da mümkündür. Türkiye'nin en büyük vergi uzmanları bu konuda iki ayrı görüş ileri sürmektedirler.

BİRİNCİ GÖRÜŞ: Birinci görüşe göre, birinci milad olan kanun yayın tarihi 29 Temmuz 1998'de yurt dışı bankalarda bulunan mevduat, bir ‘‘tevsik edici vesika’’ olan banka defterleri ve kayıtları ile ispat edildiği için ve 29 Temmuz'da hem kanun hem de tebliğ maddesinin ilk satırı ‘‘tevsik edici vesika’’ ile yetindiği için yurt dışındaki mevduatı, 30 Eylül'de yurda getirme gereği yoktur.

İKİNCİ GÖRÜŞ: İkinci görüşe göre; kanun ve tebliğ açık olup, yurt dışındaki paraların blokaj için Türkiye'ye getirilip, Türkiye'deki bankaların Türkiye'deki şubelerinde blokajı gerekmektedir. Bu görüşte olanlar, 29 Temmuz'da ‘‘kanaat getirici vesikalar’’la yetinilmesi gerektiği hükmünü görmemezlikten gelmektedirler.

Her iki görüşü savunanlar da, aynı metinleri okuyup, inceleyip; aynı mesleki formasyonu almış ve mesleklerinde otuz yıllarını doldurmuş ‘‘üstad’’lardır. Gerek kanun gerekse tebliğin bu maddeleri sanki kolay anlaşılmaması için özellikle yazılmış gibi bir izlenim vermektedir. Uzmanların anlayamadıklarını, halkın anlamaması pek tabiidir.

Ve kendi açılarından her iki görüş de doğrudur, şöyle ki; Yasaya göre, 29 Temmuz'da fatura, çek senet, defter kayıtları gibi basit belgeler dahi bir şart koşulmadan ‘‘kanaat getirici vesika’’ olarak kabul edildiği halde, 30 Eylül için daha ağır şartlar konulmuştur. Türk bankalarının Avrupa'daki şubeleri dahi, banka kaydı olarak kabul edilmemektedir.

Metnin lafzından birinci çıkarımı yapanlar, lafza göre haklı görünmekle beraber kanundaki mantıksızlığı da gözönüne çıkarmaktadırlar. Şöyle ki; 29 Temmuz'da Bahreyn, Dubai gibi off-shore Bankalar ile Ziraat Bankası, T. İş Bankası gibi milli bankaların Avrupa şubelerindeki hesapların kayıtlarını kabul edenlerin, 30 Eylül'de bu kayıtlara neden güvenemediklerini anlamak pek mümkün değildir.






Etiketler:


EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı