Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dış politika nereye?

DOBRA dobra konuşalım, dış politika tıkırında gitmiyor. Tam rayında yürümüyor.

Oysa şunu kim inkâr edebilir? Bir dizi Arap ve İslam ülkesinde Türkiye’ye, özellikle de Başbakan Erdoğan’a duyulan sempati tabii ki çok olumlu bir gelişme oluşturuyor.
Ne var ki bu görünüm önemli, fakat zahiridir. Ancak ağacın tekilliğini yansıtıyor.
Ormanın bütününe bakıldığında, yani Ankara’nın temel dış siyaset kabuğu irdelendiğinde, cilânın altından çıkan tablo hiç de yukarıdaki kadar parlak gözükmüyor.
En başta, bugün hemen bütün komşularımızla ilişkiler limonileşmektedir!
Halbuki malûm, biz o komşularla sıfır sorun siyasetini benimsediğimizi söylüyoruz.
Lâkin bu çok doğru ve çok isabetli teori kısacık bir süre içinde pratik işlerliğini yitirdi.

ÖYLE ve nitekim daha düne kadar taraflara arabuluculuk yapacak ölçüde Şam ve Kudüs’e yakındık. Oysa bugün hem Suriye, hem de İsrail’le haniyse kanlı bıçaklıyız.
Yine güney bölgede, uluslararası açıdan bağımsız ve egemen Kıbrıs devleti Akdeniz’de petrol arayacak diye, bizden başka tek bir kulun dahi tanımadığı KKTC’yle sözümona “antlaşma”(!) imzalayıp sahaya misilleme gemisi sevkediyoruz.
Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile dostluk ilişkileri pekiştireceğiz derken de Kandil’deki PKK kamplarını bombalayarak hem Erbil’in, hem de genel olarak Kürtlerin tepkisini çekiyoruz.
İran ise “füze kalkanı” radarlarının Malatya’ya yerleştirilecek olmasından dolayı Ankara’ya ateş püskürüyor. Hatta işi tehdide vardırıyor.
Gizli servisleri vasıtasıyla Çeçen direnişçileri İstanbul’un ortasında ve güpegündüz katledecek kadar fütursuzlaşan kuzey komşumuz Rusya da kâh ‘Pravda’da eleştirel makale yayımlayarak, kâh da Doğu Akdeniz’e muhrip göndererek aba altından yaba gösteriyor.
Batı’daki Yunanistan ise her ne kadar kendi gailelerinin derdinde olsa bile, aynı Kıbrıs’a ilişkin gelişmeler tırmandığı takdirde işi AB’ye taşıyacağına dair haber veriyor.
Zaten söz konusu AB’yle olan ilişkilerimiz de sıfıra sıfır, elde var sıfır bir seyir izliyor.
İmdiii...

İMDİSİ şu ki, başta da belirttiğim gibi Türk dış politikasının gerek “komşularla sıfır sorun” ilkesini benimsemesi, gerekse Arap – İslam âlemine bir “demokrasi vahası” olarak açılmak istemesi stratejik bir teori olarak doğrudur. Dün de doğruydu, bugün de doğrudur!
Fakat dış politikaların pratiği her zaman o teorilerle bağdaşmıyor. Bağdaşamıyor.
Hele hele, özünde doğru strateji seçmişken yanlış taktikler uygulandığı takdirde!
Örneklersek, Ankara’nın Esad diktatörlüğüne karşı şu an tavizsiz davranması tabii ki yerinde bir tavırdır. Ama daha önce aynı Ankara’nın aynı Esad’ın esas karakterini görmezden gelerek Şam’la al takke ver külah olmuş olması da işte o taktik yanlışın ta kendisidir!
Şimdiki tablo dün ne perhizdi, bugün ne lahana turşusu sorunu sordurmaktadır.
Aynı aşırılık İsrail’le olan ilişkilerin “kopması”(!) bağlamında da geçerlidir.
Öte yandan, velev ki Güney Lefkoşa art niyet taşıyor olsun, Türk limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açarak onu diplomatik planda köşeye sıkıştırmak varken, resmen tanınmış bu devletin sondaj çalışması yapmasını engellemeye çalışarak hem ABD’yi, hem Rusya’yı, hem de AB’yi karşısına almak taktik yanlışın da ötesinde, artık stratejik bir yanılgıdır!

YUKARIDAKİ ayna Türk dış siyasetinde şu an mevcut nesnel durumu yansıtıyor.
Ve, genel olarak AKP’nin iktidar performansına, özel olarak da Davutoğlu’nun dış politika projesine ne denli dostane bakarsak bakalım, onlara bu aynayı tutmak zorundayız.
Çünkü bir tek dalkavukların aynası hep “sen en güzelsin” der ki, zaten dalkavuklarla dostlar arasındaki fark da bu ikincilerin daima mesafeli bir eleştirelliği korumasında yatar.

X