Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dış politika güneşi

DİKKAT, gözümüzün önünde kanatlanan kuşu net biçimde göremiyoruz.

Görsek bile, uçuşun yönü, menzili ve hedefi hakkında uzun boylu düşünmüyoruz. Türkiye dış politikasını kastediyorum!

* * *


ÖYLE, çünkü dâhili takvimdeki yoğunluktan mı diyelim, yoksa ağacın tekilliğine takılıp ormanın bütününü ıskalamak körlüğüne mi yoralım bilemiyorum ama şu kesin:

İç siyasetteki harala gürele didişmeden dolayı ülkemizin hâlen o dış politikada yaşamakta olduğu büyük, çok büyük değişim gündemimizde hak ettiği yeri almıyor.
Bırakın konunun medyada, kamuoyunda, siyasi arenada uzun uzadıya tartışılmasını, işte en kabadayısı iki - üç gazete haberi ve dört - beş sütun çiziktirmesiyle geçiştiriyoruz.

Oysa bugün Ankara aynı dış politikada, 1945 - 1946 virajı hariç, muhtemelen Cumhuriyet tarihinin en belirgin dönüşümünü gerçekleştiriyor.
Buna paralel olarak da o tarihin en faal diplomatik aktivitesini hayata geçiriyor.

* * *


NİTEKİM sadece son bir hafta göz atalım ve modern bir Evliya Çelebi kimliği yansıtan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uçaktaki koltuğun ısınmasına dahi vakit bırakmadan yedi gün boyunca durmaksızın mekik dokumasını meslek yükümlülüğü sayalım.

Fakat hatırlayalım ki aynı hafta içinde Başbakan Erdoğan da hem Suriye devlet Başkanı Esad’ı ve Rusya lideri Medvedev’i ağırladı, hem de Yunanistan ve İran’a gitti.

Muhataplarının kimiyle muhtemel bir Ortadoğu savaşını önleme tedbirlerini konuştu; kimiyle nükleer santral siparişi sözleşmelerini imzaladı; kimiyle yakın komşuluk ilişkilerini pekiştirmek kararları aldı; kimiyle de uranyum hammaddesinin Türkiye’de takaslanması antlaşmalarını parafe etti.

Ve bunların hepsinde de s-t-r-a-t-e-j-i-k nitelik haydi haydi ağır bastı.

Dolayısıyla, işte bu stratejik boyuttan ötürüdür ki, Türkiye dış siyasetinde yaşanmakta olan değişimi ciddi ciddi ve enine boyuna düşünmek, tartışmak ve sentezleştirmek gerekiyor.

* * *


ÖYLE, zira başta belirttiğim gibi, adına ister “eksen kayması”, ister “ayarlaması”, isterse “uyarlaması” denilsin, ikinci dönem AK Parti iktidarından; özellikle de Davutoğlu’nun resmen diplomasi yönetimine geçmesinden itibaren, Türkiye dış politikasında gözle görülür ve elle tutulur bir dönüşüm söz konusudur! Bu, somut ve inkâr edilemez bir olgudur.

Ancak tabii ki “Ankara köprüleri atıyor” türü ifadeler de fazla abartılı kaçar.

Ama yine de o Ankara’nın “geleneksel” addedilen Atlantik ilintili, Avrupa hedefli ve İsrail uğraklı ana siyasetlere bayağı bayağı mesafe koyduğu artık kesin bir vakıa oluşturuyor.

ABD’deki “neo-con, ultra-siyonist” çevrelerin veya AB’deki “anti-Türkiye” mihrakların yukarıdaki gelişmeyi “öcü” (!) olarak piyasa sürmesi de gerçeği değiştirmiyor.

Onlar bunu bir koz olarak kullanmaya kalkışması saptamadaki nesnelliği yalanlamaz.

Dolayısıyla, halen sürdürülmekte olan ve şimdiye dek de başarı hanesi ağır basan Türk dış politikasını tanımlamak için Frenk deyimini kullanır ve ülkemizin “güneşin altında yeni bir yer aramakta” olduğunu söylersek, fazla yanılgıya düşmüş sayılmayız.

* * *


HİÇ itirazım yok! Yepyeni bir dünyada ona uygun dış siyasetler zaten zorunluluktur!

Ancak rakamını bilmeden, en azından öngörmeden, imzalanmış bir açık çekim de yok!

İşte zaten o “güneşin altındaki yeni yer”in neresi olabileceği aşağı yukarı kestirebilmek ve pırıltılı huzmelerle rutubetli gölgeler arasındaki dengeyi iyi kötü tartabilmek istediğim içindir ki, dış politikada yaşanmakta olan çok ciddi dönüşümün kamuoyu, medya, siyaset ve akademi forumlarında da aynı ciddiyetle tartışılmasını talep ediyorum.

X