"Bahar Akıncı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı

Direnişin ustasıyız, biber gazının hastasıyız!

BİR gece önceydi. New York’ta yaşayan arkadaşım Carolina’dan mesaj düştü facebook’uma. “Bahar Gezi neresi? Ağaçları mı kesiyorlar İstanbul’da? CNN verdi şimdi?”
Haydaaa! 9 milyonluk şehrin ortasındaki 341 hektarlık Central Park’a her sabah koşmaya giden Kolombiyalı çevreci, İstanbul aşığı Carolina’ya anlat bakalım şimdi, cücük kadar Gezi Parkı’nın başına gelenleri. Ayıkla işin yoksa pirincin taşını.
O değil de hani çok iyi gidiyorduk, ne oldu? Araya İsrail’e çıkışmalar, Amerika fetihleri, teknoloji yatırımları vs. katıyordunuz. Gizli gizli, için için gururlanıyorduk. Ne bileyim; bir-iki kredi notumuz artıyordu, “ekonominin ustasıyız; Avrupa’nın yıldızıyız” filan diyorduk... seviniyorduk... geçinip gidiyorduk.
Hani, gavur ellerinde başımız dikilmişti filan. İtalyan’a, Fransız’a hava atıyorduk.
“Çok fena kğizdesiniz monşeğ; biz Tüğkiye’de heğ gün şampanyayla banyo yapıyoğuz” diyorduk?
Ne oldu da böyle 1 hafta içinde tüm yasakları, yıkımları, özgürlükleri, kapatmaları çıkmaz ayın aynı Çarşambasına topladınız?
Önce gençler alkolizmden kırılıyormuş, alkol yaşı 9’a düşmüş, analar beslenme çantasına süt yerine aslan sütü koyarmış gibi içki yasakları geldi. Ki, alkollü araç kullanmaya cezaların en ağırı verilsin sözümüz yoktu. Sümme haşaydı.
Daha gözümüzü açamadan Gezi Parkı patlak verdi. Dün itibariyle Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera Balesi’ni kapatacak yasa meclise doğru kanatlarını açtı.
Evinde kuzu kuzu kabak soyan başörtülü teyzeyi; İstanbul’a okumaya gelmiş apolitik öğrenciyi, derdi gücü gezmek olan tikiyi, aktivist Greenpeace’çiyi, süslü ablaları, beyaz yakalıları, entel abileri, işçiyi, öğretmeni, reklamcıyı, taksiciyi nasıl oldu da el kadar parka, günlerce gecelerce toplamayı başardınız?
Aslında... “Neden oldu demiyorum. İyi ki oldu diyorum.”
Minnet borçluyuz; Gezi Parkı’na giren her kepçeye.
Minnet borçluyuz; bir gece de jet hızıyla çıkan yasaklı yasaya.
Minnet borçluyuz; biber gazını masum sivillere, sineksavar gibi sıkan her polise.
Minnet borçluyuz; 100 yıllık kamu malı vapur iskelesini parayı bastırıp alan otele.
Minnet borçluyuz; 7000 yıllık Anadolu şarabını bundan böyle bize emanet edene.
O nedenle şimdi bir de bu taraftan bakın... Ben yazamıyorum, siz anlayın.
Not: Ben bu yazıyı gönderdiğim sırada Gezi henüz elden gitmemişti.
Umarım da gitmez... #direngeziparkı!

Direnişin ustasıyız, biber gazının hastasıyız

1 ağaç dediğin...

Bir ağaç yılda 700 kilo toz emiyor. Bir hektar çam ormanının ise, yılda emdiği toz miktarı 30–40 ton arasında. Bu nedenle ormanların havası, kentlerin havasına göre %99 daha az toz içeriyor. Bir ağacın yapraklarıyla toksik ve radyoaktif maddeleri emerek atmosferi temizlediği biliniyor. Bir ağaç yılda 50 metreküp temiz su üreterek, yeryüzünde kuraklığı engelliyor. Toprağın ölümü demek olan erozyonu, en iyi şekilde ağaçlar önlüyor. Bir ağaç kökleriyle yılda 30 bin litre su çekerek verimli toprağın akmasını engelliyor.

Direnişin ustasıyız, biber gazının hastasıyız

Kültürpark’a AVM, ne güzel yaraşır!
Evim Fuar’a 2 dakika. Kimi zaman koşmaya, kimi zaman bisiklete binmeye gidiyorum. Her seferinde de yahu şu duvarlar kalksa, 2 cafe açılsa, konserler yapılsa daha yakışıklı olmaz mı buralar diye de söyleniyorum. Gezi Parkı’nın başına gelenleri gördükten sonra tövbe. Bıraktım Kültürpark dağınık kalsın. Bıraktım İzmir dağınık kalsın. O ağaçlara sarılıp uyurum ben.

Oradaydım

Perşembe günü saat 18.00’de, Devlet Tiyatroları’nı, Opera Bale’yi hatta Türk Sanat Musikisi Korolarını kapatacak olan yasayı protesto etmek için yaklaşık bin İzmirli sanatsever, bütün zarafetiyle yürüdü caddelerde. İşi sulandırmadan, provoke etmeden, edilmeden. Söyleyeceğini söyledi ve sessizce dağıldı. Geride kalansa ekmek tekneleri sanat olan onlarca sanatçı kaldı... Başı dik. Ve neler olacağını anlamaya çalışarak.

Direnişin ustasıyız, biber gazının hastasıyız

X