Gündem Haberleri

GÜNDEM

    DİNOZORLAR VE ÖLÜMSÜZLÜK ARAYIŞI - 1 Cumhurbaşkanı seçimine kilitlenmiş ülkemizde, ideal aday tarifi konusunda yapılan spekülasyonlarda en temel nokta

    Hürriyet Haber
    03.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 03.05.2000 - 00:01

    DİNOZORLAR VE ÖLÜMSÜZLÜK ARAYIŞI - 1 Cumhurbaşkanı seçimine kilitlenmiş ülkemizde, ideal aday tarifi konusunda yapılan spekülasyonlarda en temel nokta "aman yaşlı olmasın" özelliği olarak vurgulanmaktaydı. Öte yandan vatandaşlarımızdan kitap okumayı seven küçük azınlığın tercihi hep o dinozor öyküleri.Günümüzde tıp dünyası ortalama insan ömrünü artık yüzlü yaşlara taşımaya planlarken, Türk halkının değişmez çelişkili tutumu ve dahi 70-80'li yaşlara burun kıvırması, bizi bu hafta konu olarak bilim dünyasının yaşlanmayı durdurma ve ölümsüzlük arayışlarında vardığı son noktayı incelemeye zorluyor. İlk bölümde "yaşlılık" kavramının kısa tarihini inceleyip bugünkü statükonun yarattığı tıbbi, ekonomik ve sosyal yansımaları kısaca değerlendirmek istiyoruz. Gelecek hafta ise yaşlılığın neden ve sonuçları ile sonsuz yaşamanın çözümüne ne kadar yaklaştığımızı irdelemek isteriz."Yaşlılık" kavramının tarih sürecinde geçirmiş olduğu iniş çıkışlar ülkemizin enflasyon oranını bile gölgede bırakacak cinsten. Antik çağlarda ilk kez Aristoteles yaşlıları, yılların ve yaşamın tokadını yiyen insanlar olarak tariflemişti. Yaşlılıktaki mutluluk " gerekli çabaları gösterecek kadar güçlü olmak ve yaşlılığın başkalarına acı çektirecek tüm sakatlıklardan uzak olması" durumuydu ona göre.Cicero ile "bilgelik" mertebesinde anılan yaşlılık, Seneca'da "ölümü beklemek" ile özdeşleştirilmiştir. Ortaçağ eserlerinde ise Hıristiyan sanatı ile sağlıklı bir yaşlılığın erdemi, felsefi düzlemde çarpışır. Yeniçağ ve sonrasında cinsiyet ve sınıf farklarının yaşlı-genç ikileminden daha ön plana çıktığını görüyoruz. Yaşlılar altın çağlarını endüstri devrimi sonrasında yol gösterici ve otorite konumunu yakalayarak yaşadılar. Ancak 19. Yüzyılla beraber işler yine bozuldu. Sosyal dalgalanmalardan en çok yaşlılar etkilendi ve "bağımlı yaşayanlar" statüsüne gerilediler. Hızlı teknolojik gelişmelere ayak uyduramadıklarına inanılıyor ve emekliliğe zorlanıyorlardı. Eğitim- öğretimin yaygınlaşması ve kitlesel üretimin gelişimi "deneyim"i önemsiz kılıyor ve "bilgeliği" de ulaşılmaz olmaktan uzaklaştırıyordu. 20. yüzyıl geldiğinde artık "yaşlılar" diye bir grubun varlığının kabul edilmesi gerekliliği baş gösteriydi. 1870'lerden sonra doğum oranları ve bebek ölümleri gelişmiş ülkelerde giderek azalıyor ve toplumda yaşlıların oranı da görece artıyordu. Her ne kadar 1901 yılında İngiltere'de 60 yaş ve üstünün toplam nüfustaki payı %8 den az olsa da; 20.yüzyılın ilk diliminde ortalama yaşam süresi ikiye katlanmıştı. Yaşlı nüfustaki bu patlamanın iki temel nedeni; enfeksiyon etkeni olan pek çok mikroorganizmanın sırrının 19. yüzyıl sonlarında çözülmesi, geçerli hijyen kuralları belirlenmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Tıp bilimindeki hızlı ilerleme sağlıklı yaşam koşullarının oluşmasını herkes için kolaylaştırmıştı. 1904 yılında Stanley Hall "yaşlılığı" "ergenlik" gibi insan yaşamının bir dönemi olarak tanımlayarak (senescence/adolescence) tıpta bir ilki gerçekleştirdi. Ama tarifi ilk kez yapılan bu dönem hastalıkları ve bağımlılığı artmış insanları anlatıyordu. İki Dünya Savaşı arası yaşlı işçilerin daha az verim alınabilen ve yeniliklere kapalı bir grup olduğuna inanılırken, 2. Dünya Savaşından sonra bu kez işgücü eksikliği nedeniyle deneyim, karar verme yeteneği ve güven telkin etme özellikleri yaşlıları baştacı haline getiriyordu. 20. yüzyılın son diliminde İngiltere'deki 60 yaş üstü nüfusun oranı %20'ye yükseldi. Yaşlılar sosyal açıdan tartışma konusu olmaya devam ededursun son tahlilde sorunlara işin ekonomik boyutu da ekleniverdi. Gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik sistemi günümüzde artık çıkmaza sürükleniyor. Gençler emekli olan yaşlı gruba bakabilmek için artık daha çok çalışmak ve daha çok vergi ödemek zorundalar. Sağlık istatistikleri yaşlıların tedavisi için harcanan paranın genel bütçe içindeki payının önü alınamaz şekilde yükseldiğini ortaya koyuyor. Batı Ülkelerinde hal böyleyken Asya'nın gelişmiş ülkelerinde ve bilhassa Japonya'da durum çok daha ciddi. Tıbbi dergilerde yaşlılar üzerinde en çok yayına sahip ülke Japonya şüphesiz. Japonlar 65 yaşında emekli olan ve ortalama 25 yıl daha yaşayan bir kuşağa nasıl maaş verip, sağlık masraflarını ne yolla karşılayabileceklerini hala bilemiyorlar. Nüfusları giderek azalıyor ve yaşlanıyor. Eski efsanelerde belli bir yaştan sonra ormana götürülüp kaderine terk edilen yaşlılar artık devletin organize ettiği yaşlılar evine atılıyorlar. Japonya'da gençler üzerinde yapılan son bir araştırma gençlerin arasında belli bir yaştan sonra insanların öldürülmesi gerekliliğine inananların sayısının hiç de az olmadığını göstermekte ve böylece yaşlılığın toplumda kökleşmeye yüz tutan ciddi bir problem haline geldiğini ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerde dert edinilen yaşlılık konusu bizim de arasında anılabileceğimiz gelişmekte olan ülkelerde ise henüz pek yeni. Biz zaten bebek ölümü oranlarımızı daha aşağıya çekebilmek, tüm vatandaşlarımızı sağlık sigortası kapsamına alabilmek, koruyucu hekimliğin temel prensiplerini oturtabilmek gibi Batı için tarihi önemi olabilecek dertlerle uğraşmaktayız. Ülkemizde maalesef henüz geriatrist adıyla uzmanlaşma söz konusu değil. Toplumun yaşlılara gerekli özeni göstermemesi, bu konuda herhangi bir bilinç oluşamaması ve yaşlıların, özellikle de yaşlı yurtlarının sadece ulusal kanallarda reyting amacı ile şov malzemesi olarak kullanılması da cabası. Gılgamış' tan bu yana ölümsüzlüğü arayan insanlar, yaşam süresinin uzaması ile birlikte bunun getirdiği problemlere de hazırlıksız yakalanmıştır. Toplumlar kendi gelişmişliklerinin kurbanı olma yolundalar. Yaşlılığın dinamizm arayışlarına çözüm bulunamaz ya da üretilemezse, yaratacağı kaoslar karşımıza aşılmaz engeller olarak dikilecek gibi görünüyor."Gelecek" konusuna da haftaya girelim ve bu yazıyı antik bir alıntıyla kapatalım: "Ölüm kötü bir şeydir; tanrılar böyle demişler, yoksa kendileri de ölürdü"Sağlıklı haftalar...Serdar GÜNAYDIN - 3 Mayıs 2000, Çarşamba
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı