"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Dinlemesini bilmek

“Doktorlar hastalarını yeteri kadar dinlemiyor. Konsültasyonlarda sözlerini sık sık kesiyor. Bu durum da önemli teşhis hatalarına yol açıyor” diye yazmış Serdar Turgut Pazar yazısında. Çok haklı!

“Diğerini dinlememek” sadece biz doktorların değil, hepimizin ortak sorunu. Hayata ilişkin birçok sorunun teşhisi ve çözümünde yaşadığımız problemlerin arkasında da “dinleme eksikliği” ile “acelecilik” yatıyor. Neredeyse hepimiz dinleme, dinlerken diğerinin sözünü kesmeme ve iyi-doğru anlama özürlüsü olduk.

Bu durumun birçok nedeni var. Birincisi hayatın hızlanması. Hayat hızlandıkça başkalarını dinlemeye ayırdığınız zaman kısalıyor. Dinlemeye ayrılan zaman kısaldıkça da sözler bölünüyor, ilişkiler ıskalanıyor, hoşgörü azalıyor, teşhisler yanlış, çözümler hatalı oluyor.
Kısacası yalnız doktorlar hastalarını değil, hastalar doktorlarını hatta kimse kimseyi dinlemiyor!

DİNLEMEK NEDEN ÖNEMLİ?

Konu insan sağlığı olunca dinlememe direnci daha bir önem kazanıyor. Oysa hastaları iyi dinlemek ve dinlediklerini doğru anlamak teşhisin de, tedavinin de ilk adımı.

Son elli yılda tıp birçok alanda devrim niteliğinde ilerlemeler gösterirken bazı alanlarda pek çok önemli vasfını ihmal etti. Modern tıbbın kayıplarından biri de doktorların hastaları ile eskisi gibi sohbet etmemeleri, onları anlamaya ayırdıkları zamanı kısaltmaları oldu. Özellikle yeni nesil doktorlar hastalarını hiç ama hiç dinlemiyor. Başı ağrıyanı tomografiye, tansiyonu yükseleni holtere, ayağı uyuşanı EMG’ye yolluyor. Çarpıntınız mı var? Sigara, kahve, çay içip içmediğinizi, doğru dürüst uyuyup uyumadığınızı, bir şeye üzülüp üzülmediğinizi, stresli olup olmadığınızı, herhangi bir ilaç kullanıp kullanmadığınızı bile sormadan sizi tetkike yolluyor.

NE YAPILDI?

Seksenli yılların başında Amerika’da bazı fakülteler bu sorunu fark etti. Yapılan araştırmalar doktorların hastalarını sözlerini kesmeden en fazla yirmi saniye dinleyebildiklerini ortaya koydu. Bu nedenle tıp öğrencilerinin hastaları daha dikkatli dinleme ve dinlediklerini en iyi şekilde hikâye edebilme yeteneklerini geliştirebilme konusunda çalışmalar başlatıldı. Bu amaçla tıp fakültelerine bir hikayeyi dinleme, anlama ve onu özetleyip yeni bir hikâye halinde yeniden yazmayla ilgili dersler bile konuldu. On yıl kadar sonra yapılan değerlendirmeler moral bozucuydu. Doktorların hastalarının sözünü kesmeden dinlemeleri süreci sadece 2-3 saniye uzayabilmişti. Kısacası biz doktorlar hastalarımızı dinlememekte, dinlesek de onlara gerekli zamanı ayırmamakta kararlı gibi görünsek de bu durumun tek sorumlusu da değiliz.

Tıp montaj endüstrisi değildir

Hasta sayısının çokluğu, tıbbın “sağlığı koruma hastalıkları teşhis ve tedavi etme” sanatı olmaktan çıkıp adeta bir montaj endüstrisi haline dönüşmesi, başarının tıp mesleği içinde ekonomik kazanımla eşdeğer olarak kabul edilmeye başlanması ve daha birçok faktör bu yanlışı tetikliyor.

Hastalarını sabırla dinlememe hatasını sık yapan otuz yıllık bir iç hastalıkları uzmanı ve hocası olarak Serdar Turgut’a bu konudaki uyarısı için kendim ve meslektaşlarım adına teşekkür ediyorum.
Dinlemek sorunları anlamaya ve çözmeye giden yolun ilk adımıdır. İster kendimizi, ister başkalarını, ister hastalarımızı dinlemek olsun, sonuç hiç değişmez.

Son söz ve sır Mevlana’nın o ünlü sözcüğünde yatıyor: “Dinle!”

Gözlemek de önemli

Oysa doğru teşhis sadece dinlemekle değil, gözlemekle de yakından ilişkili. Çoğu hastalıkta teşhis hastayla doktorun el sıkışmasıyla başlıyor. Hastanın yürüyüşü, oturuşu, konuşması, sorunları ifade etme tarzı, duygularını aktarma biçimi, bu esnada gösterdiği tavırlar, takındığı mimikler hekim için yol gösterici yön verici oluyor. Yani çoğu doktor teşhisini yüzde doksan oranında hastasını dinlerken çoktan koymuş oluyor. Sonraki süreçler (muayene ve incelemeler) daha çok teşhisi doğrulamaya veya gözden kaçabilecek noktaları tanımlamaya yarıyor.

Daha fazla Omega-3 kazanmak için ne yapmalı

Sık sık balık yemek özellikle yağlı balıklara besin planlarında daha fazla yer ayırmak daha çok omega-3 kazanmanın en etkili yoludur. Soğuk suda yetişen balıklarda omega-3 miktarının daha fazla olacağı aklınızda olsun. Omega-3’ten zengin bitkisel yiyeceklerin başında ceviz geliyor. Ayrıca keten tohumunun da önemli bir omega-3 kaynağı olduğu biliniyor. Ara öğünlerde ceviz yemek, atıştırmalık olarak cevizden faydalanmak, salatalara, tatlılara parçalanmış, dövülmüş ceviz ilave etmek omega-3 kazanımını arttırıyor. Aynı şekilde taze çekilmiş keten tohumunu salatalar, kahvaltılık gevrekler, hatta yoğurtla birlikte sık sık yemek faydalı olabiliyor. “Dikkat! Keten tohumu kullanacaksanız yavaş yavaş arttırın. En iyisi bir çay kaşığıyla başlayıp haftalık eklemelerle bir yemek kaşığına kadar çıkın. Yoksa ciddi bir kas sorunu ile karşılaşabilirsiniz.” Soya fasulyesinin de omega-3’ten zengin olduğu aklınızda olsun. Bitkisel omega-3 (alfa linoleik asit) kalın yapraklı yeşil sebzelerde de bulunur. Mesela semiz otu ilk akla gelen bitkisel omega-3 kaynağı olmalıdır. (Semizotu ayrıca C vitamini, betakaroten ve güçlü bir antioksidan olan glutationdan da zengindir. Taze semizotunu salata için hazırlayıp zeytinyağı limonla, nar tanecikleri, haşlanmış mercimek ve nar ekşisi ekleyerek afiyetle yiyebilirsiniz, yoğurtlu semizotu salatası da hazırlayabilirsiniz.)

Hava kirliliği fetus gelişimini yavaşlatabilir

1999-2003 yılları arasında New Jersey’de gerçekleşmiş 336.000 doğum üzerinde yapılan bir araştırmada hava kirliliğinin fetus gelişimi üzerinde olumsuz etkisi olduğu saptanmıştır. Gebeliğin ilk 3 ve son 3 ayında havadaki partiküllerde metreküp başına her 4 mikro gram artışın, “doğum ağırlığı düşük bebeklerde” artışa sebep olduğu bulunmuştur. Havadaki nitrojen oksit artışlarında da aynı etki görülmüştür. Böyle havayı devamlı soluyan annelerde bu sorunun yanında plasenta’nın erken ayrılması ve amniotik suyun erken gelmesi de sık görülmüştür. Hava kirliliğinin hangi yolla bu etkileri gösterdiği tam olarak bilinmemekle birlikte hücresel aktiviteyi bozabildiği veya fetus’un aldığı oksijen ve besin maddelerinde azalma yaptığı belirlenmiştir.
Dr. Erhan Cankat
X