Gündem Haberleri

    Dinlemediğimiz yeniçeri şarkıları

    Hürriyet Haber
    02.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Bugün kitaplıklarda saklanan bazı elyazmaları yeniçeri şarkılarıyla doludur. Bu şarkıların

    kimisinin teması kahramanlıktır, kimisi devlete başkaldıranlara 'Haddini bil' denir, kimisinde o devrin sıkıntılarından sözedilir ve en büyük ortak özellikleri asırlardan beri hiçbir yerde çalınmamış olmalarıdır.

    Asırlardan beri hiçbir yerde çalınmamış ve terennüm edilmemişlerdir. Kimisinin teması kahramanlıktır, kimisi devlete başkaldıranlara 'Haddini bil, bizimle uğraşma' der, kimisi ise devrin sıkıntılarından sözederler.

    Bunlar yeniçeriler yahut eski zamanın denizcileri olan levendler tarafından yapılmış bestelerdir. Hemen hepsi kitaplıklardaki tozlu elyazmalarının sayfaları arasında kalmıştır. Barut imali formülleriyle, bit ilácı reçeteleriyle yahut hasret çekilen sevgiliye kavuşmayı sağlayacak olan muska örnekleriyle yanyanadırlar.

    Meselá Dördüncü Murad'ın Bağdat seferine katılan yeniçerilerden Alioğlu adındaki bir şair, bugün İngiltere'de olan bir elyazmasında 'İnşallah gaziler Bağdad alınır' diye terennün etmektedir:

    'Askerin üstünde bir seyir gördüm / İnşallah gaziler Bağdad alınır / İmam Azam türbesinin üstünde / Ezanlar okunur namaz kılınır // ...Kahraman beyleri askeri derer / Kimi şehid olur murada erer / Osmanlı şáhindir üstüne konar / Şáhin pençesine giren yolunur // ALİOĞLU dua et Sultan Murad'a / Bir günü bir eylesin ömrü ziyade / Şáh ne kuvvet ile geldin Bağdad'a / Eksiklik kimdedir şimdi bilinir'.

    Dördüncü Murad'la sefere giden Kátib adındaki bir başka şairin temennileri de aynıdır:

    'İslám askeriyiz gaza kasdına / Hazretin sancağın çeker gideriz / Her birimiz seyfi alıp destine / Adunun (düşmanın) hatırın yıkıp gideriz // Atımız küheylán ásidir huyu / Şatt ile Fırat'tan içeriz suyu / Kimse doğru yoldan şaşmasın deyu (diye) / Alámet taşını dikip gideriz // ...Bir gazi hünkárın peşine düşüp / Konup göçüp nice vadiler aşıp / Taşkın sular gibi kaynayıp coşup / Acem iklimine akıp gideriz // KÁTİB de bu yolun geçti üstünden / Arifler kámili seçer sözünden / Maniler söyleyip bátıl yüzünden / Sırr ile efláke (göklere) çıkıp gideriz'

    Cezayir Milli Kütüphanesinde saklanan bir başka elyazmasında ise, Cezayir kalesindeki bir levend 'Káfirler' diye bahsettiği İspanyol donanmasıyla yapılan bir savaşı anlatır. Şiir, vezni bozuk da olsa yapılan deniz muharebesini filim şeridi gibi göstermektedir:

    'Küffárın (káfirlerin) geleceğin haber aldılar / Cezayir beyine haber sundular / Allah Allah dediler cenge durdular / Din-i mübin uğruna kılıç saldılar / Küffarın donanması geldi göründü // Asker-i İslam cümle yalıya indi / Lanconlar donandı, cengler kuruldu / Din-i mübin uğruna kılıç salanlar // Her topun başında bir fitil yanar / Gaziler din için pervane döner / Kanlar dökülüp analar ağlar / Din-i mübin uğruna kılıç salanlar // Lanconlar donanmaya vardı dayandı / Çok gaziler al kanlara boyandı / Gökde melek yerde insan ağladı / Din-i mübin uğruna kılıç salanlar'

    Bunlar sadece sözleri değil, besteleri de elimizde olan yeniçeri ve levend şarkılarının sadece birkaçı... Elyazmalarından çıkıp terennüm edilecekleri günü beklemedeler.

    Kuyuda asılı duran cezalı melekler

    İsimleri Bakara suresinde geçen Harut ve Marut adındaki iki meleğin öyküsü zamanla efsane halini almış, söylentiler dini konulardan edebiyata kadar uzamnıştır. Kur'an'ın dışında kalan bütün bu rivayetler aslında İsrailoğulları'ndan alınmadır.

    Harut ile Marut hikáyesi efsanelere girmiş, haklarında birçok söz edilmiş iki meleğin öyküsüdür.

    Rivayete göre Harut ve Marut İdris yahut Süleyman Peygamber zamanında insanoğlunun kötülüklerine dayanamamışlar ve Tanrı'ya şikáyette bulunmuşlar. Tanrı 'Ben onlara şehvet verdim. Size de versem, onlardan kötü olursunuz' demiş. Melekler kötülük etmeyeceklerine dair söz vermişler, Tanrı her ikisine de şehvet vermiş ve Babil'e inmişler.

    Kur'an'da ikinci sure olan Bakara suresinin 102. ayetinde bunlardan bahsedilmektedir: Harut ile Marut, Babil'de halka sihir öğretmeye başlarlar. Öğrenmek istiyenlere önce 'Biz, Tanrı tarafından imtihan için gönderildik. Sihir öğrenen káfir olur' derler ama gelenler ısrar ederse sihir yapmayı öğretirler.

    Kur'an dışındaki bir rivayete göre ise, Harut ile Marut, Babil'de bir kadına aşık olurlar. Kadın bunlara teslim olmak için şarap içmelerini yahut putlara secde etmelerini şart koşar. Şarabı seçerler ama içtikten sonra putlara da secde ederler. Tanrı, kadını bir yıldız yapar, her iki melekten de dünya azabı ile ahiret azabı arasında seçim yapmalarını ister. Dünya azabını seçtikleri için hálen ayaklarından başaşağı olarak Babil kuyusunda asılı durmaktadırlar. Halk, güya bu kuyunun kenarına gidip sihir öğrenmeye devam etmektedir.

    Başka bir rivayete göre ise hadisenin kahramanı Harut yahut 'Aza', Marut yani 'Azaba' ve 'Azriyail' adlı üç melektir ve insanları kınadıkları için Babil'e gönderilmişlerdir. Üçüncü melek gelişinin daha ilk günü zayıflığını anlayıp Tanrı'dan af diler ve tekrar göğe çıkar. Diğer ikisi, aşık oldukları kadına ism-i ázamı öğretirler, kadın göğe çıkar ama Tanrı onu bir yıldız yapar, iki meleği de Babil kuyusunda asılı bırakır.

    Bütün bu rivayetler İsrailoğulları'ndan alınmadır. Tevrat'ın 'Tekvin' kısmında adları Şamhazay ve Azael olarak geçer. Sözü edilen Kadın ise Zühre yani Nahid'dir. Ermenilerin de eski devirlerde Horut ve Morut adında iki mabudları vardır.

    Beylerbeyi paçası

    Bir gece boyu sirkeye yatırılmış 15 adet sütbeyazı keçi paçası içerisine havuç, soğan, yeşil biber, az kemer patlıcanı ve bezelye konmuş sıcak suda en az sekiz saat kaynatılır ve suyu bittikçe iláve edilir. Paçalar çıkartılıp kemiklerinden ayrılır, yeniden tencereye atılır ve suyu bitene kadar kaynatılır. Sonra sebzelerle paça ayrı kaplara konur, sebzeler muhallebi kıvamına gelinceye kadar ezilir, biraz daha sıcak su, yoğurt ve sirke iláve edilir ve paçalar yeniden içine atılır. Geniş bir tabağa dilimlenmiş ekmek içi yerleştirilir ve tenceredeki sebzeli paçalar ekmeklerin üzerine boca edilir. Üzerine pul biberi serpilip ve yakılmış tereyağı geçirilerek yenir. Eskiler, iyi bir paçanın üç gün boyunca k aynaması gerektiğini söylerler.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı