"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Dink dosyasında taşlar yerinden oynadı

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi geçen eylül ayında Hrant Dink cinayetinden dolayı mahkûm etmesinden sonra bu dosyayla ilgili gelişmeler yepyeni bir seyre girmiş bulunuyor.

Yalnızca son iki hafta içindeki gelişmelere bir bakın...

Önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AİHM kararından “mahcubiyet duyduğunu” belirterek, kamu görevlilerinin ihmallerini soruşturmak ve cinayeti aydınlatmak üzere kendisine bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi.

Ardından Dink ailesinin avukatlarının yaptığı başvuru üzerine, İstanbul’daki Özel Yetkili Savcılık, kusurlu olduğu ileri sürülen ve aralarında valiler, üst kademe emniyet müdürleri ve jandarma yetkililerinin de bulunduğu 30’u aşkın kamu görevlisi hakkında soruşturma açtı.

Bu iki gelişmeyi daha önce başlamış olan bir dizi adli ve idari süreçle birlikte değerlendirdiğinizde, Dink dosyasının seyrinin yargı, bürokrasi ve hükümeti de içine alacak şekilde daha da genişlemekte olduğunu söyleyebiliriz.

BAŞBAKANLIK TEFTİŞ RAPORU NE OLDU?


Kuşbakışı bir fotoğrafını çekersek bu karmaşık görüntüdeki ana yönelişler ve problemli alanlar şunlardır:

Dink cinayetiyle ilgili soruşturmalardaki en kritik halkalardan biri, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun (BTK) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dink’in ailesi ile görüştükten sonra verdiği talimat üzerine yürüttüğü kapsamlı araştırmanın sonunda hazırladığı rapordur.

BTK, bu raporunda cinayetle ilgili olarak hem İstanbul hem Trabzon Emniyet Müdürlüklerini, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı’nı kusurlu bulmuştur. Ancak BTK, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında mahkeme tarafından verilen lehte bir karar nedeniyle yapılabilecek bir işlem olmadığını belirtmiş, diğer Emniyet görevlileri hakkında İçişleri Bakanlığı’nca inceleme yapılmasını istemiştir.

BTK’nın bu konudaki raporunun altında imzası olan kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir. İmza, 2 Aralık 2008 tarihlidir.

İlginçtir ki, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu da BTK’dan gelen bu yazı üzerine yaptığı araştırma sonunda 9 Kasım 2009 tarihinde Emniyet İstihbarat Dairesi ve Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında “Herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığına” kanaat getirmiştir.

Başbakanlık Teftiş Kurulu da 18 Ocak 2010 tarihinde İçişleri’ne bir yanıt vererek gönderilen raporun “hukuka uygun olmadığını” bildirmiştir. Sonrasında Başbakanlık ile İçişleri arasında ne olduğu meçhuldür. İçişleri Bakanı Prof. Atalay, bugüne dek bu konuda suskun kalmayı tercih etmiştir.

Erdoğan’ın iki hafta önce Ukrayna’da uçaktan dönerken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada “Dink suikastının kumanda merkezinde kim var? Araştıracak olan biz değiliz, yargıdır. Biz yargının tüm taleplerini karşıladık, hâlâ karşılıyoruz. Geçenlerde Başbakanlık Teftiş Kurulu ile talep geldi. Bekletmedim bile, olurumu verdim. İncelemeden yana bir şeyimiz yok” şeklinde konuştuğunu hatırlatalım.

Başbakan’ın “geçenlerde” dediği 2 Aralık 2008 tarihli İçişleri’ne giden olur yazısı mıdır? Öyleyse üstünden iki yıldan fazla zaman geçmiştir. Başbakan’ın bu yazının akıbeti konusunda İçişleri Bakanı’ndan izahat isteyip kamuoyu ile paylaşması şeffaf yönetim ilkesinin gereğidir.

ÜSTÜNÜN ÖRTÜLEBİLMESİ GÜÇ

Bu noktada konuyu en baştan soruşturacak olan Cumhurbaşkanı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık ile İçişleri Bakanlığı arasında yılan hikâyesine dönen bu dosyanın akıbetine muhtemelen el atacaktır.

Özel Yetkili Savcı’nın Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin’in başvurusu üzerine soruşturma açmış olması ayrıca çok önemlidir. Çünkü, bazı kamu görevlileri hakkında soruşturma ya da inceleme açılması yolundaki talepler ya idari mahkemeler ya da teftiş kurulları tarafından geri çevrilmekteydi. Ancak yasaya göre organize suçlar söz konusu olduğunda, Özel Yetkili Savcı idari makamların izni gerekmeden, şüpheli gördüğü herhangi bir kamu görevlisini -örneğin muvazzaf subayları çağırdığı gibi- doğrudan çağırıp ifade alabilmekte, suçlayabilmekte, hatta tutuklanmasını talep edebilmektedir.

Bütün mesele, Savcı’nın bu soruşturmada organize bir suç kalıbı bulup bulmayacağıdır.

Özetlemek gerekirse, önce Devlet Denetleme Kurulu, ardından Özel Yetkili Savcılığın yaptıkları hamlelerle Dink cinayeti dosyası beşinci yılına girdiğinde üstü kolay kolay örtülemeyecek bir gidişata girmiştir.
X