"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Dindarlık ve modernleşme

ELEŞTİRİLER aldım, şöyle özetleyebilirim: Reform yaşamış Hıristiyanlık’la, reform yaşamamış İslam aynı sosyolojik dinamiklerle analiz edilebilir mi?

Laikliğin hâlâ tehlikede olduğundan bahsedenler de vardı, “Anadolu’da, varoşlarda neler oluyor, bir bilseniz” diye endişe belirtenler de...

Bu eleştirileri doğru bulmuyorum ama ciddiye alıyorum. Madem toplumun bir kesiminde böyle endişeler var, sosyolojik gerçeği araştırmak, tartışmak gerekir.

Hıristiyanlık’ta reform

Luther’in 16. yüzyıldaki Protestan reformunun yumuşak bir Hıristiyanlık yarattığı sanısı ve İslam’da da birilerinin çıkıp bunu yapması beklentisi zaman zaman dile getirilir.

Luther’in Protestan reformunun özü, Papa-Kilise otoritesinin reddi ve “doğrudan doğruya İncil’e” başvurulması inancıdır. Papa otoritesinin reddi uzun vadede kilise-devlet ayrımını (laiklik) kolaylaştırdı fakat doğrudan İncil metinlerini yorumsuz uygulamak, müthiş bir “fundamentalizm”e yol açtı.

Nitekim Protestanlığın ikinci nesil ruhani lideri olan John Calvin, uzun bir liste oluşturan “Kutsal Yönergeler”inde, İncil’de bulunmayan kadın ve erkek kıyafetlerini, taverna ve tiyatroya gitmeyi bile büyük günah ilan ederek hâkim olduğu kentlerde bunları sıkı bir şekilde yasakladı. Bugün de Protestan Evanjelikler, bütün Katolik cemaatlerden daha politize ve daha aktivisttir.

Protestanlığı ‘sulandırılmış Hıristiyanlık’ sanmak yanlıştır.

Modernleşme sürecinde

Calvinistlerin modernleşme tarihindeki büyük rolü, çalışarak kazanmayı, ticareti ve eğitimi tam bir imanla kutsamış olmalarıdır. Sıkı din kurallarına uymanın kazandırdığı disiplin ruhuyla “kendilerinin” okullarını, şirketlerini kurdular. Protestan tarikatlarındaki bu disipline ve “kutsal esin”e sahip olmayan geleneksel Katoliklerden daha başarılı oldular. Sosyolog Max Weber bunu rakamlarla anlatır.

Böylece bir laboratuvar deneyi gibi görüldü ki, dindarlığın disiplin ve motivasyonuyla eğitime ve ekonomiye yönelmek ekonomik rasyonalizmi ve modernleşmeyi geliştiriyor!

Avrupa tarihinde Protestan tarikatlarıyla piyasa ilişkilerini inceleyen Weber sosyolojisinin özü budur.

İslam’da reform?

İslam’da Papalık ve Katolik kilisesi gibi merkezi ruhani otorite yoktur ki, böyle bir otoriteye karşı öyle bir “reform” söz konusu olsun. Hilafet ruhani değil, siyasi ve tarihi bir kurumdu. Nitekim, Papa’nın tam aksine, halifeler hiçbir zaman dini konularda karar vermemiş, din bilginlerinden fetva almak zorunda kalmışlardı.

Bu sebepten, modernleşme süreci ile Müslüman dindarlığı arasındaki ilişkileri analiz etmek için “reform” kavramı doğru bir araç değildir. Doğru analiz aracı, yaşamakta olduğumuz değişim dinamiklerine bakmaktır: Bunlar eğitim, şehirleşme, piyasa ekonomisi, demokrasi gibi modernleşme dinamikleri...

İlk defa Türkiye’de

Müslümanların kabile, mahalle, kasaba, feodal birim, bürokratik şehir mekânlarında köylü, esnaf ya da memur olarak yaşadıkları “kapalı tarım toplumu” çağları Türkiye için çok geride kaldı. Bütün İslam tarihinde dindarlar ilk defa Türkiye’de eğitim, girişim, piyasa, demokrasi gibi modernleşme dinamiklerinin içinde yaşıyorlar.

Köylü bir dindarla, dindar bir girişimcinin ve profesyonelin itikat ve ibadeti aynı olabilir ama davranış ve zihniyeti aynı olamaz.

İşte büyük değişim budur. Batı’nın modernleşme tarihindeki verilere dayalı olan Weber sosyolojisi, bu açıdan, Türkiye’deki dindarlık algısının değişimini anlamada bize bir perspektif verebilir; özgül şartlarımızın yanında...

Bu açıdan, Türkiye’deki dindarlık ortaçağ dindarlığı değildir, ekonomik rasyonalizme, girişimciliğe, profesyonelliğe, dünya işlerinde sekülerleşmeye açık bir dindarlıktır. Sosyolojik bulgular da bunu doğruluyor zaten.

Özetle, bir şey elden gitmiyor, Türkiye “çoklu modernleşme” sürecini yaşıyor.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI