Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Din ve felsefe

3 Ekim tarihli Radikal’in manşetini okuyalım: "Felsefe dersinin ruhuna el fatiha".

Gazetenin verdiği habere göre Felsefeciler Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı Talim-Terbiye Kurulu’nun yenilenen ortaöğretim müfredat programı kapsamında hazırladığı Felsefe Dersi Programı ve Kılavuz Taslağı’nın dini ve milliyetçi motifler içerdiğini belirterek MEB’e tepki göstermiş: "Bu program uygulanırsa, felsefe dersi diye bir şey kalmaz!"

* * *


Gerçekten de Felsefe Derneği’nin itirazlarını okudukça AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nın milli eğitimi dinselleştirmek, İslamileştirmek programını inatla sürdürdüğü görülüyor.

Felsefe dersinde Kuran ayetlerinin, hadislerin işi ne? Tanrı’nın varlığını kanıtlamak felsefenin işi mi? Dinler bir dogmalar bütünüdür. Oysa felsefenin temel görevi dogmalardan kuşkulanmak, ortadan kaldırmak! Bu durumda felsefe dersinde İslam dininin işi ne?

Kılavuz taslağında yer alan bir tabloda dinin insana huzur, mutluluk, güven, manevi doygunluk ve Tanrı sevgisi verdiği yazıyormuş. İyi ve güzel!

Ama felsefe insanı huzursuz eder, mutsuz edebilir, güven yerine kuşkuyu aşılar, manevi doygunluk değil açlık verir ve Tanrı sevgisiyle ilgilenmez!

* * *

İmam-hatipler ile ortaöğretimi istila etme operasyonundan vazgeçmeyen MEB şimdi de felsefeyi İslamileştirmek istiyor. Bu gidişle matematik, aritmetik ve geometriyi bile İslamileştirecek. Örneğin "1" sayısının Tanrı’yı simgelediğini öğretebilirler.

Taslakta, Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için öğretmenden şu etkinliği yapması isteniyormuş:

"Öğretmen öğrencilere bir kitap gösterir.

Yazar olmadan bu kitabın var olması mümkün mü?

Ressamsız bu resmin kendi kendine olması mümkün mü?

Marangoz olmadan tahtaların bir araya gelmesi mümkün mü?

Yapan olmadan en küçük bir varlık bile var olmadığına göre bu mükemmellik içinde işleyen bir káinat sahipsiz, yaratıcısız olur mu?"

* * *


Gerçek bilim ve felsefe yukarıdaki cümleleri kolayca çürütebilir. Faili çoğul fiil ve eser vardır. Ama din dersinde bu varsayımları çürütmenin gereği yok.

Öğretmen bu dogmaları felsefi bağlamda sınıfta tartışmaya açacak mı? Hayır açmayacak. Öğrencilerin bunlara inanmasını isteyecek. Oysa bir insan Tanrı’ya ve bir dine inanarak da felsefe öğrenebilir.

Seláhattin Hiláv "Felsefe Elkitabı"ında (1970, s.155) felsefeyi şöyle açıklıyor:

"...felsefenin, sürekli bir eleştirme ve arayış; doğruları akıl yoluyla bulmaya çalışan; bilgeliği elde etmeye yönelen, hür bir çaba olduğunu tekrarlayacağız. / Felsefe, sürekli bir ’hayır’ deyiş aracılığı ile ’evet’i bulmaya çalışmak çabasıdır. ’Evet’ bulunduğu zaman, onu da irdeleyip aşmaya çalışmak; yani yeniden ’hayır’ demek çabasıdır."

* * *


Felsefe dine de, Tanrı’ya da "Hayır" diyebilme özgürlüğüdür! Bu özgürlüğü ayetlerle, hadislerle boğmak ve liseleri medreseye çevirmek istiyorlar.

AKP’yi koşulsuz destekleyen demokrasi fedaileri(!) ne diyorlar bu işe? Yani harhut solcular ne der acaba?



* "Harhut" Mersin’de külüstür ve işe yaramaz anlamına gelir.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI