Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Din kültürü dersleri

RAMAZAN Bayramı’nda tutup da Milli (Dini) Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in keyfini kaçırmak pek de ince bir hareket sayılmaz. Ama ne yaparsınız ki ortada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tam da bu bakanın uygulamalarının hukuka uymadığını söyleyen kararı var:

Hasan Zengin isimli bir Alevi yurttaşımız, kızına zorunlu olarak okutulan "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersinde "Aleviliğin öğretilmemesi" nedeniyle kızının bu dersten muaf tutulmasını istediği halde bu talebi reddedildiği için sonunda AİHM’ye başvurmuş.

AİHM de, Türkiye’deki hem uygulamayı hem de "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersinin içeriğini inceledikten sonra, "Bu derslerin içeriğinin ve uygulamanın laik eğitim sistemine aykırı olduğu" sonucuna vararak "Ya o dersi zorunlu yapar ama o zaman sadece bir tek din (örneğin İslamiyet) hakkında verdiğiniz bilgi ile kalmaz, çocuklara öteki dinler hakkında da yeterli ve dengeli şekilde bilgi verirsiniz, yahut da bu dersleri zorunlu olmaktan çıkartırsınız. Ama o zaman da bu dersi almak istemeyenlerden kendi dini inançlarını açıklamalarını talep edemezsiniz" anlamında bir karar verdi.

AİHM, kararında özetle diyor ki, Milli Eğitim Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 No’lu Protokolün 2’nci maddesinin "Devlet, (...) ana ve babanın, (bu) eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir" şeklindeki hükmünü ihlal etmiştir. Çünkü bu uygulama, "demokratik bir toplumdaki eğitimin (...) gereken nesnellik (objektiflik) ve çoğulculuk kriterlerini karşılar nitelikte sayılamaz."

Sözün burasında anımsatalım:

Yarın öbür gün Sayın Başbakan çıkar da "Ortada din dersi ile ilgili bir konu olduğuna göre AİHM’nin ulemaya sormadan bu konuda bir karar vermesi yanlıştır" derse şaşmayın.

Sadece ona değil, bu kararın, Milli (Dini) Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik yönünden hiç de önemi olmadığını önümüzdeki günlerde görürsek ona da şaşmayın. Çünkü söz konusu bakan, Cumhuriyet tarihinin -öyle sanıyoruz ki- kararları ve uygulamaları yargı tarafından en fazla reddedilen (hukuka aykırı bulunan) hükümet üyesidir. Kendisi örneğin, 8 kere görevden aldığı Milli Eğitim Müdürü’yle ilgili kararı, mahkeme tarafından 9 kere iptal edilen bir siyaset adamıdır. Ne var ki ağzını açınca "hukuka saygısına" ilişkin çok laf dinlemeniz bu gerçeği değiştirmemektedir.

İkinci nokta bize kalırsa biraz daha ilginç.

Biliyorsunuz yukarıda "ihlal edildiği" ileri sürülen hüküm Bilim Kurulu tarafından hazırlanan yeni Anayasa Taslağı’nın 24’üncü maddesinde de yer almaktadır. Taslak onunla kalmayıp, "Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yetirmekle yükümlüdür" şeklinde bir seçeneği de sunmaktadır.

İşin tuhafı, Milli Eğitim Bakanlığı mahkemenin dayandığı hükmün Türkiye tarafından konan çekince nedeniyle bize uygulanamayacağını iddia ediyor. Eğer öyle ise, bu hüküm Anayasa taslağında neden yer alıyor?

Sayalım ki öyle değil... Yani Bakanlık doğruyu söylemiyor. O zaman sormak gerekiyor, laik eğitim sistemini benimsemiş olan devlet bir kısım çocuğa Darwin Teorisi’ni, ötekine Yaratılış Teorisi’ni mi öğretecektir?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI