Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Din, herkesin ortak değeridir’

BİRBİRİMİZE önyargıyla bakmaktan, kıyasıya eleştirmekten bir türlü kurtulamıyoruz. Hıristiyan ve Yahudi dünyasıyla diyalog yollarını ararken, kendi insanımızla diyaloğun bütün yollarını tıkıyoruz.

Yabancıya karşı gösterdiğimiz sevecenliği, yerli insanımıza gösteremiyoruz. Ruh dünyamızın arka bahçesine kazdığımız siperlerden birbirimizin açığını, gediğini, eksiğini, tökezlenmesini gözetleyip duruyoruz: Bir düşse de çiğneyip geçsem. Hatta ezip külünü sağa-sola savursam. Kollarımızı sıvazlamış böylece bekliyoruz.
Siyaset dünyamız üslubunu ağırlaştırıyor, medyamızda birçok yazar burnundan kıl aldırmıyor, ilahiyatçılarımız ufak bir fetva çevresinde tozu dumana katıyor, sokaktaki insanımız birbirine -yakın tanıdığı olmazsa- Allah’ın selamını bile çok görüyor. Zengin fakirin farkında değil istisnalar kaideyi bozmuyor tabii ki. -Fakir sürekli serzenişte bulunuyor, onlar da çok haksız sayılmaz.-

Bu yazımızda, hoşgörüsüzlüğün medya basamağından birazcık olsun bahsetmek istiyorum.

Geçenlerde medyamızın iki değerli yazarının umreye gidecekleri duyuruldu. Benim için güzel bir haber.
Oraları gören ve iyi bilen bir insan olarak bu iki kardeşimizin oralardan manen faydalanarak, bilgilenerek döneceğini düşündüğüm için hoş bir haber olarak karşıladım.

Ama medyada öyle yankılanmalar oldu ki, oturup ciddi ciddi düşünme ihtiyacı hissettim. Bazı yazılarda ve yazarların kaleminde niyet okumalar gördüm. Kimisi dönüşte sakal önerdi, kimisi terlik giymelerini! Peki, bu tavır doğru mu? Faydalı mı? Anlamlı mı? Sanmıyorum.

Sadece biz ibadet yapabiliriz, bizim niyetimiz iyi, umreye de hacca da biz -ama sadece biz- gitmeliyiz anlayışı İslami midir? İnsanımızın niyetlerini sadece Yüce Allah bilir- en makul ibadetten bile soğutacak anlayışla yazı yazmanın, alay etmenin, rövanş almanın kime, ne faydası var. Bugüne kadar ne faydası oldu bu tavrın, bence hiç. Koca ve bomboş bir hiç.

Yine bazı yazılarına katılmadığım bir hanımefendi yazar; “Ezan sesi yükselmeyen bir ülkede yaşamak istemem. Seviyorum ezan sesini. İçimi huzur kaplıyor, hatta bazen ağlama isteği geliyor” tarzında cümleler kurmuş. Ne kadar anlamlı sözler. Bu sözler alkışlanmaz da ne yapılır. Bu sözlerin ardında bir ‘bit yeniği’ aramanın faydası var mı? Veya bu cümleleri yazanın hayat tarzı varsayalım bize aykırı veya katılmadığımız yazıları var diye anlamsız mı sayacağız! Hayır. Bence bin defa hayır. Her anlamlı tavrı, her güzel ve temiz sözü hakikatin bir beyanı sayıp arkasında durmalıyız. Doğru olan budur çünkü.
Başka bir hanımefendi yazarın, medya kuruluşlarında namaz kılmak isteyenler için bir odayı mescit olarak kullanma talebi de böyle değerlendirilmelidir. Ama hayır, biz henüz bu olgunlukta değiliz maalesef. Her teklifte bir bit yeniği ararız ya. Bir kesimimiz diğer kesimden gelecek her türlü makul teklife karşı savaş zırhlarımızı giyiniverir hemen. Bu anlayıştan sıyrılmak zamanı geliyor artık.

Daha olgun davranmalıyız. Kardeşliğimizi, sabrımızı, sevecenliğimizi, sağduyumuzu hırpalayacak tavırlara prim vermemeliyiz. Fitneye ve şerre siper olmalıyız. Doğrunun ve güzelin yanında olmalıyız. Namaz veya ezan sadece bir kısmımızın değil, herkesin sahiplenebileceği bir değerdir. Bunu böyle kabul etmeliyiz. Umre veya hacca gitmek bir kısmımızın değil herkesin hakkıdır. Kimsenin elinden, dilinden, kalbinden bu hassasiyetleri alamayız. Kimseye böyle bir yetki verilmemiştir. Ne İslam, ne Kuran-ı Kerim ve ne de Hz. Muhammed (sav) kimsenin tekelinde olamaz. Onlar herkesindir. Herkes onlara aidiyetini rahatça ilan edebilmeli. Kimse de bunu teraziye koyma becerisini göstermemeli. Herkes hayatının her döneminin hesabını verebilmeli. Ama herkes.

Bırakınız insanları niyetlerine göre sadece Yüce Allah sorgulasın. Onu da burada değil, öteki âlemde yapacaktır.

Hz. Peygamber (sav) bir seferinde anlatır: Beni İsrail’de İslam’dan önce günahkâr bir adam vardı. Çok günah işlemişti. Nihayet ölüm vakti gelince çocuklarına dedi ki: Ben ölünce beni yakın ve küllerimi havaya savurun, yok olup gideyim. Dediler ki, neden böyle yapalım? Dedi ki: Günahlarımdan dolayı Allah’tan utanıyorum. O’nun huzuruna çıkamam. Yok olayım da, savrulup gideyim de belki Allah beni affeder. Ve bu hassasiyetinden dolayı Allah onu affetti.

Bir bardağı yapmak zordur. Kırmak ise kolaydır. İnsanı kırmak da buna benzer. Kalbi kırmak kolaydır ama o kalbi onarmak zordur. Sevmeyi ve hoşgörmeyi beceremiyorsak da, nefretle bakmamayı beceremez miyiz? Doğru ve güzel olan sözü alkışlayamaz mıyız? İman ve ibadet lütfunu başkasıyla paylaşamaz mıyız?
Merak etmeyiniz cennet herkese yetecek kadar geniştir.

SORALIM ÖĞRENELİM

*  Türbe ziyaretinde türbede yatan kişiyi duamıza aracı kılmak doğru mudur?
Sıla TEMİZ/MUĞLA


Dua ederken türbede yatan kişiyi aracı kılmak uygun değildir. Kabir ziyaretinde ölülere selam verilir, Kuran-ı Kerim ve dua okunabilir. Ziyaret edilen mezardaki kişi takvası, ibadeti ve ilmiyle bilinen birisi ise en çok şöyle söylenebilir: Ya Rabbi, burada yatan senin katında kabul bir insan ise onun iyi amellerinin ve güzelliklerinin benzerini bize de nasip et. Bereketinden bizi mahrum etme.

*  Kuran-ı Kerim’deki ayet sayısı 6666 mıdır? Farklı rakamlar çıkabilir mi?
ŞADİ UĞUR/İZMİR


Kuran-ı Kerim’in bir anlam, işaret veya hüküm ifade eden kısa ve uzun cümlelerinin her birine ayet denir. Ayetlerin sayısı konusunda -sayım tekniği itibariyle- farklı görüşler vardır. Bunun sebebi ise şudur:
a- Âlimlerin çoğunluğu besmelenin Kuran-ı Kerim’den bir ayet olduğunu söylerler. Ancak her surenin başındaki besmele ayrı ayrı sayılacak mı? Bu konu tartışmalıdır. Bilindiği gibi 114 surenin 113’ünün başında besmele vardır. Şafiiler besmeleleri bulundukları surenin ilk ayetinin bir parçası sayarlar. Hanefiler ise her surenin başındaki besmelenin ayrı ayrı ayetler olduğunu söylerler. Yani besmelenin sayılması tekniği itibariyle böyle bir farklılık vardır.
b- Bazı surelerin başındaki “Ya-sin, Ta-ha, Ha-mim” gibi ‘huruf-u mukatta’ denilen harfler bazı bilginlerce müstakil birer ayet kabul edilmiş, bazılarınca ise başındaki ayetin bir parçası sayılmıştır.
c- Bazı uzun ayetler bazı âlimlerce tek ayet kabul edilmiş, bazı âlimlerce de üç ayet sayılmıştır.
Özetle denilecek olursa; Kuran-ı Kerim aynı Kuran, sureler aynı, harfler aynı, tek bir harf farkı dahi yoktur. Ama bunları sayma tekniği farklıdır. Kuran’ın tümü aynıdır.

*  Yüzme sporu bir ibadet midir?
KEREM ATAK/BURSA


Peygamberimiz (sav) yüzme sporunun yapılmasını ve çocuklara öğretilmesini tavsiye etmiştir.

*  İnternetten  Kuran-ı Kerim dinlerken tesettürlü ve abdestli olmak şart mı?
ALİ KARA/AFYON


İnternetten Kuran-ı Kerim dinlerken abdestli ve tesettürlü olma zorunluluğu yoktur. Ama Kuran-ı Kerim’e saygıdan dolayı tesettürlü olunur ve abdest alınırsa daha da güzel olur.

X