Gündem Haberleri

    Din de bir araçtır! (2)

    Hürriyet Haber
    11.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:



    Şunu, içimiz sızlayarak, ama gerçeği saklamamanın onurunu da dikkate alarak ifade etmeliyiz: İslam dünyasının, mezhep ve tarikat kavgalarıyla harcadığı efor, enerji para ve yok ettiği insan, İslam dışı unsurlarla mücadelesinde harcadıklarından çok daha fazladır. Aktüel bir örnek Afganistan olabilir. Bu kardeş ülkenin, imandaşımız olan insanları, Rus işgali yüzünden maruz kaldıkları ıstırapların birkaç katına ‘‘İslami cemaatler’’ arası kavgalar yüzünden maruz kalmışlardır. Bu kavgalarda öldürülen insanların sayısının, Rus işgali sırasında öldürülenlerden çok daha fazla olduğu söylenmektedir.

    Onlarca örnek verilebilir. Bütün bunların bizi götürdüğü gerçek şudur: Herkes, kendi mezhep, meşrep ve tarikatinin dinin ta kendisi olduğunu, bunun dışında kurtuluşun ya hiç olamayacağını, yahut da imkánsıza yakın ölçüde zor olduğunu iddia etmektedir.

    Bu noktaya gelindiğinde, bir büyük yanlışlığa daha boyun eğmek kaçınılmaz oluyor. O da şudur: Din metin ve mesajlarının insanın yüceltilmesine, saygınlığına, korunmasına ve nihayet insan haklarına ilişkin tüm istekleri, muayyen bir grubun saygınlığının ve haklarının korunması şeklinde algılanıyor.

    İnsan hakları, ‘‘insanın hakları’’ olmak yerine ‘‘kamil insanın hakları’’ haline getirilince, insanlık camiasına yararlı olmaktan çıkmaktadır. Her grup ve zihniyet, din olarak kendi anlayışını öne çıkardığından, ‘‘kamil insan’’ı da kendi ekibine kayıtlı olan insanla eşitlemektedir. Sonuçta, insan haklarıyla ilgili tüm nutuklar ve temenniler, belli bir çevrenin hakları olmaktan çıkamamakta, ‘‘tüm insanların hakları’’ olma çizgisine ulaşamamaktadır.

    O halde, din adına konuştuğumuzda da şunun altını çizmek borcundayız: Din, bizatihi gaye değildir; gaye insandır. Her din, hem kendi içinde, hem de öteki din ve anlayışlarla münasebetlerinde bu ‘‘temel gaye’’yi gözardı etmeden fikir ve davranış üretmelidir. Hz. Ali'nin kullandığı ölçüyü kullanırsak bunu şöyle ifade edebiliriz: Ortak paydada birleşen ve barışçı-mutlu bir dünyayı inşa etmek isteyenler, hilkat kardeşliğini, din kardeşliğinin önüne almak zorundadırlar.

    Bu çizgiye ulaşıldığında barış ve mutluluk yolunda ikinci etaba geçilebilir. O da ‘‘imkánların paylaşılması’’ etabıdır.


    İstikamet üzere olun!

    ‘‘Sen çağrıda bulun ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü. Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: ‘‘Allah'ın Kitap'tan indirdiğine inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah'tır, bizim de Rabbimiz. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Bizimle sizin aranızda didişme yok. Allah bizi bir araya toplayacaktır/aramızı bulacaktır. Dönüş O'nadır.’’ Kabul edilişin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerlerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.’’ (Şûra 15-16; Hûd 112).

    İstikamet, her şeyin kıvamında olduğu yol üzerinde yürümek demektir. Kuran bu yola sıratı müstakim diyor.

    İstikamet ve müstakim kelimelerinin kökü olan kıyam ve kıvam, dikkatle yerine getirmek ve ayarında tutmak anlamlarını taşımaktadır. Buna göre sıratı müstakim, her şeyin hakkının gözetildiği ve kıvamında tutulduğu yol demektir.

    Hûd Suresi 12, buyruğu ‘‘aşırılık edip azmayın’’ şeklinde bağlayarak istikamet üzere olmanın, aşırılık ve azgınlıktan uzak bulunmak anlamına geldiğini vurgulamıştır.

    Aşırılık ve azgınlık hangi gerekçeyle sergilenirse sergilensin, din dışıdır. O halde, dinden birtakım kılıflar bularak aşırılığı meşrulaştırmaya kalkmak, Kuran'a aykırıdır.

    Şûra 15'ten anlıyoruz ki, istikamet üzere olmak, aşırılıktan uzak kalmanın yanı sıra, şu özellikleri de gerekli kılacaktır: Boş arzulardan uzaklaşmak, Allah'ın kitabıyla hükmetmek, adaleti korumak, inançları baskı, tartışma ve kavga konusu yapmamak.

    SEYYİD ABDULLAH:

    1731 yılında İstanbul'da vefat eden Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, bu 'murakka'ını zamanının sadrazamı Damad İbrahim Paşa'ya takdim etmişti. Bir ara sarayın hat hocalığını da yaşan sanatkárın, Türk hattının en büyük isimlerinden olan hocası Hafız Osman Efendi tarafından 'Benden güzel yazar' şeklinde nitelenmesi üzerine 'Utancımdan neredeyse kalem gibi ikiye bölünecektim' cevabını verdiği söylenir. Seyyid Abdullah'ın yazdığı Kur'anların tezhibini çoğu zaman Üsküdarlı Ali Çelebi yapmıştır.


    Soru: Şirk nedir?

    Cevap: Kuran'ın temel düşman gördüğü ve ‘‘en büyük zulümlerden biri’’ olarak nitelediği (bk. Lukman suresi, 13) şirk ne ateizmdir, ne deizmdir, ne de dinsizlik. Şirk, varlığını ve kudretini kabul ettiği Allah'ın yanına yedek birtakım ilahlar koyan bir dindir. Ve belki de tarihin en zorlu dinidir. Yedek ilahlar, klasik putlar olabileceği gibi, evliya, ermiş, şeyh, efendi, seyyit, mehdi vs. unvanlarıyla yarı-tanrı haline getirilmiş (Kuran bunları tağut diye de anmaktadır) kişiler de olabilir. Kutsallaştırılan eşya, türbe vs. de yedek ilaha dönüştürülmüş olabilir.

    Şirk, Kuran penceresinden bakarsanız, peygamberlerin tebliğ ettiği tevhit (hüküm ve tasarrufun tek kudrette olduğu din) dinine karşı, beşeri istek ve iradenin de pay ve söz sahibi olduğu bir panteon dinidir. Bu panteonda nihai realite olarak Allah korunmaktadır (bk. Kuran, Lukman suresi, 25) ancak, Allah'ın yetkilerinden ve söz hakkından panteonun alt ilahlarına da pay çıkarılmaktadır. Bu payı bölüşenler, tıpkı bir şirketin ortakları gibi devreye girmektedirler.

    Şirk, gerçekten bir şirket dinidir (Şirkle şirket kelimeleri aynı kökten ve aynı anlamdadır). Bu şirketin ortakları (şüreka), panteonda başa koydukları Allah ile bir uzlaşı, bir paylaşım içindedirler.

    Ateizm ve dinsizlikten asla söz etmeyen Kuran, temel düşmanı ve insanlığın en büyük belası olarak işte bu şirki yani şirket dinini göstermektedir.

    Şirkin, en sinsi ve yıkıcı olanı, tevhidin tebliğcileri olan peygamberlerle tevhidin değerlerinin araç kılındığı şirk türüdür. İslam'ın muazzez peygamberi bu şirk türüne ‘‘gizli-sinsi-maskeli şirk’’ (eş-şirk el-hafi) demektedir.

    Kuran'ın mücadele ettiği olumsuzluklardan biri de, nebilerin şirk aracı yapılmasıdır. İslam Peygamberi'ni, ümmeti adına tedirginliğe sevk eden şeylerden biri de kendisinin ileride böyle bir araç durumuna getirilmesi ihtimalidir.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı