Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dileyelim öyle olsun...

Oktay EKŞİ

Devlet büyüklerinden biri yurtdışına gidince, öteden beri bizim zihnimizi ciddi bir soru işgal eder:

Acaba kendimizi yine aşırı iyimserliğe kaptıracak mıyız, yoksa gerçeklerin boyutları içinde kalmayı becerebilecek miyiz?

Başbakan Mesut Yılmaz'ın önceki gün başlayan Federal Almanya gezisi de ister istemez bu soruları çağrıştırdı.

Sanılmasın ki, bugünkü liderleri veya dünküleri eleştirmek niyetiyle söylüyoruz bunları.

İlgisi yok...

Daha doğrusu Osmanlı, kendi aşağılık kompleksinin mührünü Batı dünyası ile ilişkilerimize vurduğu ilk tarihten beri sürüp gelen böyle bir gerçeğimiz var. O yüzden bir Batılı biraz itibar etse, ‘‘Gördünüz mü bizi nasıl da adam yerine koydular?’’ diye şişinmeye başlarız.

Batılılar da bizim bu zaafımızı bildikleri için, ‘‘Türkler’e bol bol iltifat etmeli, şaşaaya önem vermeli, ama konunun özüne gelince bir şey vermemeli’’ dercesine davranırlar.

Örneğin heyetimize refakat eden motosikletli polis sayısını normalin iki misline çıkartırlar. Ziyafetlerdeki nutuklarda bol bol ponpohlanırız. Heyetimizin şerefine özel temsiller verilir.

Velakin masaya oturup gerçekler ortaya konduktan sonra bakarsınız ki ‘‘iki taraf arasındaki görüşmeler çok dostane bir hava içinde geçmiş ve taraflar birbirlerinin tezlerini içten bir ilgiyle dinlemişlerdir’’e benzeyen, yani aslında ‘‘hiçbir noktada anlaşamadık’’ anlamına gelen bir basın açıklaması yayınlanmış.

Mesut Yılmaz'ın Almanya gezisiyle ilgili ilk haberler, yukarıda söylediklerimizin bu defa da aynen yaşandığını düşündürmeye başlamıştı ki, ardından Yılmaz'ın Almanya’ nın Federal Şansölyesi (Başbakan) Helmut Kohl ile yaptığı görüşmeye ilişkin bilgiler geldi:

Arkadaşlarımızın bildirdiğine göre Almanya, ‘‘Türk vatandaşlarının serbest dolaşımdan vazgeçmesi karşılığında’’ Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğine yeşil ışık yakmış. Nitekim Yılmaz, Hürriyet'in, ‘‘Bu görüşmeden sonra Türkiye, Lüksemburg zirvesinde adaylığa alınacak 11 ülkenin yanına dahil edilecek mi?’’ sorusuna ‘‘Bundan sonra olmaması mümkün değil. Beklediğimiz oldu, istediğimizi aldık’’ karşılığını vermiş.

Gerçi Almanya'nın bugüne kadar hiçbir zaman ‘‘Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğine karşıyız’’ demediğin, ama perde arkasında tüm engellerin Bonn tarafından yaratıldığını dikkate alırsanız, ‘‘Bunun neresi yeni?’’ diye sorabilirsiniz.

Belli ki yeni bazı unsurlar var:

Örneğin Yılmaz, Almanya'ya gitmeden önce yaptığı konuşmalarda önümüzdeki aralık ayında Lüksemburg'da yapılacak Avrupa Birliği zirvesinden çok kuşkuluydu. Oysa şimdi bu zirvede ‘‘Türkiye'nin Avrupa Birliği genişleme sürecinden dışlanmayacağı’’ umudunu dile getiriyor.

Helmut Kohl gibi bir engeli yumuşatabildiyse Yılmaz'ı içtenlikle kutlamak lazım. Ama biz yine de iyimserliğimizi ihtiyatla ifade edelim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI