Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Diktatör olmak istiyorum

Ege CANSEN

Türkiye'de sürekli ‘‘demokrasi’’ konuşuluyor. Herkes, birbiri ardına ‘‘demokrasiye en bağlı olan benim’’ bildirileri yayınlıyor. Sürekli demokrasiden bahsetmek, bilinç altında ‘‘dikta’’ rejimi özlemenin bir dışavurumu olmasın sakın? Malum, diktatörlük iyidir diye bir fikir açıklamak, bugünkü şartlar altında imkânsız. Böyle bir fikriniz olsa bile, asla bunu açığa vuramazsınız. Adamı hacamat ederler vallahi. Ülkemizin en müfrit demokrasi amigoları da, ne hikmetse, bir zamanlar bu ülkede ‘‘işçi sınıfı diktatörlüğü’’ kurulması için canla başla çalışan komünist dininin keşişleri. Hatta bu uğurda hapislerde ceza, sürgünlerde eza çekenler. Diyeceksiniz ki; hatanın neresinden dönülse kârdır. Kimse hayatı boyunca, bir tarihte söylediklerinden veya yaptıklarından muaheze edilemez. Üstelik hatadan dönmek, erdemdir. El hak doğru! Bu şekilde hareket edenlerden bin defa beni bağışlamalarını dilerim. Niyetim kalp kırmak değil, bilakis kalp kazanmak. Sadece bana ortada biraz samimiyetsizlik varmış gibi geliyor da... Onun için söyledim bunları herhalde.

***

Hatırlayanınız vardır belki. Ben bu sütunlarda ‘‘dikta’’ rejiminden yana olduğumu açıklamıştım. Bu ülke için en iyi idare şeklinin ‘‘diktatörlük’’ olduğunu hâlâ savunuyorum. Her kafadan ayrı ses çıkan bir ülkede, aynen horozu çok kümeste olduğu gibi, sabah geç oluyor. Ülkenin sahibi yok. Üstelik, kısa vadeli düşünen, eş dost, yar yaran ve hemşehri kollayan, tarihe ve millete karşı sorumlu olmak yerine, sadece kendi seçmenine karşı sorumlu olan yöneticilerden ne hayır gelir Allah aşkına? Kafası çalışan, ahlakı tam, gerçekten esaslı, helal süt emmiş bir diktatör olsa başımızda, toplasa etrafına, çok değil 100 tane kendisi gibi babayiğidi, bak ülke nasıl gül gibi idare edilir.

Tabii bu yöntemin bazı sakıncaları var. Akla ilk gelen, megola-manyak bir herifin diktatör olması veya normal bir insanken sonradan zıvanadan çıkması. Hadi o işi hallettik diyelim. Ama kuşku yok ki; güç merkezinin, yani diktatörün çevresinde derhal yağcı, riyakâr bir menfaat şebekesi oluşacak. Diktatör bile bunları aşamayacak. Üstelik ortada, bunları denetleyebilecek ne bir meclis, ne bir hâkim, ne de basın olacak. Diktatör ve çevresi, giriştikleri işlerde çuvalladıkça, baskının dozunu artıracak. İspiyon, fitne, jurnal, karalama, çamur atma gırla gidecek. Herkes korku içinde yaşamaya başlayacak. Derken diktatörü değiştirme gündeme gelecek. Kendini bu işe uygun görenler, darbe yapma veya isyan çıkartma peşinde koşmaya başlayacak. Bu teşebbüsler duyuldukça, diktatör canavarlaşacak.

En önemlisi, diktatörlük altında devletçilik artacak. Kaynak tahsisleri, piyasa mekanizmasıyla değil, bürokrat kararına göre yapılacak. Ekonomik sistemin esnekliği kalkacak. Zararlı işletmeler tasfiye edilmeyecek, bilakis sermayeleri artırılacak. Hatadan asla dönülmeyecek. Böylece dipsiz kuyuya, ülkenin kıt kaynakları atılıp duracak. Gördünüz, bu değneğin iki ucu da b.klu.

Hem diktatörlüğün avantajlarını yakalamak, hem de sakıncalarını ortadan kaldırmanın tek bir yolu var. O da benim diktatör olmam. Beş yıl diktatör olayım, bakın görün. Bende mal muhayyer. Beğenmezseniz değiştiririm. Eğer diktatör olmayı kendim için istiyorsam namerdim. Israr ederseniz, lütfen ve vatan sevgisi için kabul ederim. Bilmek isterseniz diye yazdım. Benden bu kadar.

SON SÖZ: Yenilgi, gücün tükendiği değil, ümidin bittiği anda gelir.













X