Gündem Haberleri

    Diğer medya patronlarını ben mi batırdım?

    Hürriyet Haber
    23.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Aydın Doğan'a sorular (3)AYDIN Doğan'la söyleşimizi sürdürüyoruz:Peki gazetelerinizin bütün partilere eşit davrandığına inanıyor musunuz? - Türkiye gibi bir ülkede buna karar vermek kolay değil. Mesela son zamanlarda yayın organlarımda ‘‘Yenilikçi’’ diye tanınan gruba fazla yer verdiğimiz eleştirileri de alıyorum. Ama başka çevreler de onlara haksızlık ettiğimizi söylüyorlar. Benim şikáyetim şu: Bu gruplarla ilgili bir soruşturma veya dava haberini veriyorsunuz. Size ‘‘Haberiniz doğru veya yanlış’’ demiyorlar da... Onun yerine, ‘‘Vay kartelci medya bizim üzerimize geliyor’’ diyorlar. Diyeceğim şu; bize çifte standart eleştirisi yapanlar, önce kendi çifte standartlarına bakmalılar.SÖVÜLECEK TEK ADAM BEN KALDIMPeki neden Aydın Doğan hedef...- Talihsizliğim şu: Yazılı basında, kriz de bunun üstüne tüy dikti, sövülecek bir tek adam ben kaldım. Patron kalmadı Babıáli'de... Onları ben mi batırdım, bu duruma düşmelerine ben mi sebep oldum?Demirbank'ı alıyordunuz, yabancı bir bankaya verildi?- Cıngıllıoğlu ile pek samimiyetim yoktu. Bazen de kızardım kendisine. Ama bankasına el konulduktan sonra haksızlığa uğradığını gördüm. Adamın bankası elinden alındı. Fona aktarıldıktan sonra almak için başvurdum. İyi ki vermediler, memnun oldum.ARKADAŞLAR SOR DEDİ, SORDUMAydın Doğan'la bu konuşmayı yaptıktan sonra, ‘‘Unuttuğun soru olursa arayabilirsin’’ dedi. Cumartesi günü grubumuzdan birçok meslektadaşımız, ‘‘Zam var mı, Aydın Bey bir şey söyledi mi?’’ diye sordu. Böyle bir konuya girmediğimi söyledim onlara...Ama soru kafama takıldı, kendisini yine aradım.Sayın Doğan, bu da arkadaşlarımızın sorusu...- (Gülerek) Neymiş Yalçın...ÇALIŞANLARA BU SENE ZAM YOKAğır bir ekonomik krizdeyiz ama arkadaşlarımız bir şeyi merak ediyor: Yıl sonuna kadar zam var mı?- Ne yazık ki yok. Bunu üzülerek söylüyorum. Bana göre gazetecilerin iyi ücret almaları, daha çok kazanmaları gerekiyor. Ama ortada bir kanama var. Mesela senin gelirinin yarısı nasıl gittiyse, benim de varlığım oransal olarak ondan daha çok küçüldü.Kriz bittiğinde...- Emin olun, bu dönemde kaybettiklerinizi kriz bittiğinde, daha iyi gelirler elde ettiğimizde mutlaka kayıplarını telafi etmek istiyoruz. BASINA ŞEFFAF SERMAYE GELSİNBazen yeni yayın organları çıkartacağınızı duyuyoruz.- Yok, böyle bir şeyi düşünmüyorum. Baştan söylediğim gibi gazete tirajları 1979 seviyesine, hatta daha da aşağı seviyesine düştü. Bu krizde zor. Bakın bir şey söyleyeyim; benim dışımda da yeni kişiler sektöre girsinler.Biraz açar mısınız?- Birileri gelsin de, kaynağı belli olan para getirsin, ancak dürüst ve şeffaf olsun... Beni en çok rahatsız eden şey; para kaybetmek için bu sektöre bazı kuruluşlar neden gelmektedir? Para kazanmayı düşünmeden geliyorlarsa başka maksatları var demek ki... Söylemek istediğim bu sektöre gelenler para kazanmak için gelmelidirler.BAŞKA GELİRİMİ GAZETEYE AKTARMAMBu sektörden para kazanıyor musunuz?- Bizler yayın organlarımızın kendi ekonomik güçleri ve kendi ayakları üzerinde durmalarını ilke olarak almışızdır. Yani ben Bodrum'da, Antalya'da turiste güneş, kum, domates satarak kazandığım parayı Hürriyet ve Milliyet'e aktarmam. Her kurum kendi ayakları üzerinde yükselmelidir. Bizim ekonomik bağımsızlığımız, Doğan Medya Grubu yayınlarının temel bağımsızlığını oluşturur. Hiçbir ekonomik ve siyasal güç karşısında eğilmeyiz. Hamdolsun ekonomik gücümüz vardır.Ekonomik bağımsızlık...- Eğer bu ekonomik bağımsızlık olayı üzerinde titizlikle durmazsam, bu sektörde gördüğümüz bir sürü savurganlıkların acı sonucunu biz de yaşarız. Savurganlığın sonu her zaman hüsrandır. Hiçbir zaman bu anlayışta olmak istemem.ARTIK SADECE YAYINCILIK OLMUYORSektör dışı iş yapmak...- Dünyanın her yerinde yayıncılık tek başına yürüyemiyor. Artık yayıncılar başka işler de yapıyor. Türkiye'de bilsem ki çifte standart olmayacak, kanuna karşı hile yapanlar korunmayacak, bayrak açarım... Gelin derim, sadece yayıncılık yapalım... Ama bu işler böyle olmuyor. Dünyada artık sadece yayıncılık yapılmıyor. Türkiye'de sadece yayıncılığı Cumhuriyet Gazetesi yapmaya kalktı ama sonunda arsa pazarlamacılığı yapmak zorunda kaldı.- Siyaset konuşalım mı?- Benim işim siyaset değil, yayıncılık.DUAM, ‘‘ALLAH'IM BENİ UTANDIRMA’’DIRGeceleri rahat uyur musunuz?- Ben her gece yatarken bir şeye dua ederim. ‘‘Allah'ım beni utandırma, şeytana uydurma’’ diye... Vicdanım her konuda rahat olduğu için hep rahat uyurum.Teşekkür ederim.Almanya Cumhurbaşkanı Rau ile neler konuştuk?Aydın Doğan'a sorularım bu kadardı. Telefonu kapattım. Ancak biraz sonra Aydın Bey beni arayarak, ‘‘Yalçın, soruları hep sen sordun, ben cevap verdim. Ama şimdi bu sorulara ben de bir soru ekleyip, cevabını vermek istiyorum’’ dedi. Aydın Doğan haziran ayı içerisinde Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau tarafından kabul edilmişti. Bu görüşmelerden sonra, gerek Almanya'da gerekse Türkiye'deki gazetelerde bazı haberler çıkmıştı.Aydın Bey işte bu ziyaretin perde arkasını da anlatmak istiyordu. Sözlerini aynen aktarıyorum:‘‘Mayıs ayı içerisinde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Sayın Dr. Rudolf Schmidt ziyaretime gelerek, Alman hükümetinin beni ve Ertuğrul Özkök'ü Berlin'e davet etmek istediğini söyledi. Bu ziyaret sırasında Almanya Cumhurbaşkanı Rau'nun da bizi kabul edeceğini söyledi. Tabii bu bizim için onur verici bir davetti. Büyük bir memnuniyetle kabul ettim. Berlin'de gerçekten beklediğimizin çok ötesinde bir ilgi ile karşılandık. Alman hükümeti bize gerçekten çok yoğun ve üst düzeyde bir program hazırlamıştı. Cumhurbaşkanı Rau ile yaptığımız görüşme hakikaten çok sıcak bir havada geçti. Neler konuştuğumuza gelince: Hemen bütün görüşmelerde ana konu Almanya'da yaşayan Türklerdi. Alman hükümeti orada yaşayan Türklerin Alman toplumuyla uyumlu bir şekilde bütünleşerek, mutlu bir hayat sürmelerini sağlamak istiyordu. Görüştüğümüz hemen hemen bütün Alman yetkililer oradaki Türklerin kültürel, dinsel özelliklerini yok edecek ve anavatanla bağlarını koparacak bir ‘asimilasyon' politikasına kesinlikle karşı olduklarını söylediler. Biz de kendilerine buradaki Türklerin Alman vatandaşlarının sahip olduğu haklardan yararlanarak, bu toplumla uyumlu bir şekilde yaşamalarını arzu ettiğimizi söyledik. Yayın politikamızın da bu yolda olduğunu ifade ettik. Sayın Cumhurbaşkanı Rau ile geçen yıl İstanbul'da bir kahvaltıda birlikte olmuştuk. Orada kendisine Hürriyet'in ileride bazı bölümlerini Almanca yayımlamayı düşündüğümüzü söylemiştik. O da bize, ‘Böyle yaparsanız bu Hürriyet'in ilk abonesi de ben olacağım' demişti. Biz de Hürriyet'in gelecek yıl başlayacak olan Almanca uygulamasının ilk örneğini sunduk ve kendisini abone yaptık. Berlin'de bulunduğumuz sırada Türk asıllı iki milletvekili olan Cem Özdemir (Yeşiller'in Federal Parlamento Milletvekili) ve Özcan Mutlu (Yeşiller'in Berlin Eyaleti Milletvekili) ile görüştüm. Özcan Mutlu'nun ailesi Gümüşhane Kelkit'ten... Yani benim hemşerim. Bizim Almanya'daki gazetemizde zaman zaman bu milletvekillerinin Türk milletvekili olduğu gibi ifadeler kullanılıyor. Bence bu yaklaşım yanlış. Çünkü onlar Alman vatandaşı ve Alman vatandaşlarının oylarıyla seçilen Türk asıllı Alman milletvekilleri. Tabii onlara oy veren Alman vatandaşı Türk asıllı seçmenler de var ama onlardan sanki sadece Alman parlamentosundaki Türkiye Cumhuriyeti milletvekilleri gibi davranmalarını beklemek doğru olmaz. Sonunda onlar elbette Almanya'daki Türklerin sorunlarına karşı belki sıradan Alman milletvekillerinden daha duyarlı olmak zorundalar. Ama onların asıl hizmet amaçları Almanya için çalışmaktır.’’
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı