Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devrim ve yasası

GEÇEN haftaki yazılarımda belirttiğim gibi, hukuk sistemi ve adalet mekanizması tarihin bütün devirlerinde ve bütün insan gruplarında, o sistemin ve mekanizmanın kendi doğaları itibariyle, toplum dönüşümünden daha yavaş bir seyir izlerler.

Ancak, bu genel kuralın iki temel istisnası vardır ki, birincisi "dev-rim"dir!

* * *

ÖYLE, zaten dinleri de aynı kategori içinde değerlendiriyorum, çünkü hemen bütün devrimlerde motor rolünü "azınlık öncüler" oynar. "İradecilik" temel unsuru oluşturur.

Başka bir deyişle, o "azınlık öncüler" tarafından sunulan "arz"ın toplum çoğunluğu tarafından da "talep" edildiğine veya yakın gelecekte edileceğine dair bir kural yoktur.

Nitekim işte somut örnek, 1789 İhtilál-i Kebir’i ve sonra da "Napoleon Kodu" Fransa Yahudilerini eşit yurttaş kılmıştır ama, Katolikliğin "İsa’yı çarmıha gerdiler" önyargısıyla donanmış "káhir ekseriyet" bunu hoş karşılamamış, en azından "kayıtsız" kalmıştır.

Oysa, adı üzerinde "devrim", tabii ki kendi meşruiyetini kendi yasasıyla yaratacaktır.

Yani, pek çok defa o toplumsal çoğunluğun arzusu hilafına; belki de cebren mücadele ederek o meşruiyeti "kanunlaştıracaktır". Eski legaliteyi yıkacak ve yenisini kuracaktır.

Zaten de, yine adı üzerinde kuş beyinli, bizim papağanların şimdi şematik kalıpla olur olmaz dil pelesengi ettiği "devrim yasaları" özünde bundan başka bir şey değildir.

* * *

HAYIR, ben burada, "ihtilálci irade"nin ve ona uzantı oluşturan "ihtilálci hukuk"un "doğru" veya "yanlış"; "ilerici" ya da "gerici" olduğuna dair fikir yürütmeyeceğim.

Yalnız nesnel vakıayı saptamakla yetiniyorum.

Üstelik öyle "devrimler" ve öyle "devrim yasaları" vardır ki, onların "yanlış" ve "gerici" olduğu daha ilk andan itibaren göz çıkartır. Veya, bir süre sonra takke düşüverir.

Nitekim, 1917 Bolşeviklerinin "sosyalist legaliye" diye sunduğu ve Gulag’da ölüme gidecek milyonları beş yıllık "Gosplan" kotalarıyla saptayan "yasallık" bu çerçeveye girer.

Aynı şekilde, hiç şüphesiz yine bir "devrim" olan Nazizmin "ari ırk" dışındakilerini "millet camiası"ndan dışladığı 1935 "Nüremberg Yasaları" da en başından barbarlık kokar.

Ve, káh Rusyalar’daki gibi toplumun ezici çoğunluğu; káh da Almanya’daki gibi daha sınırlı bir çoğunluk bunları reddediyor olsun, "totaliter devrim" kendi hukukuyla meşrulaşır.

* * *

ÖTE yandan, zaten izafi ve öznel olan yukarıdaki "ilerici" kavramı bu defa toplumsal devrim değil de genel bir sosyal "evrim" sürecinde, hukuken "gericilik"e dönüşebilir.

Örneğin, putperest ve köleci kavimleri İslamlaştıran Kur’án-ı Kerim’in iláhi adalet anlayışında yükselen bir şeriat tabii ki "doğru" ve "ilerici" bir işlev görmüştür.

Ancak, onu bugün de geçmişteki yorum çerçevesinde harfiyen uygulamaya kalkışmak o "gericilik"in daniskásına tekabül eder. Müslümanlığı prangaya vurmak anlamına gelir.

Sonra, velev ki İsviçre’den kopyalansın, Büyük Kemal’in öncülük ettiği Cumhuriyet Devrimi’mizin en dev atılımlarından birisini oluşturan ve Türkiye çoğunluğunun "ayak sürümesine" rağmen hayata geçen "Medeni Kanun" muazzam bir "ileri sıçrama"dır.

Fakat, adli boşanmadan aile reisi kavramına, eski değerlerin yasası eğer değişmemiş kalsaydı, ayak sürtmenin de ötesinde, kanun toplumsal dönüşüme "çelme takmış" olacaktı.

* * *

O
halde diyebiliriz ki, "devrim yasaları"yla oluşmuş hukuk bir süre "toplum ileride, yasa geride" genel kuralının tersine, söz konusu toplum dinamiklerine öncülük etmiş olabilir.

Ama, eğer "evrim"e ayak uydurmazsa "istisna"lığı biter ve hemen "kaide"ye girer.

Hattá, Türkiye’de çoğu defa yaşandığı gibi artık "karşı- devrimci" işlevle donanır.

Bunu yarın, diğer "ikinci istisna" çerçevesinde irdeleyeceğim.
X