Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devletin PKK tahlili ve MİT okuması

İSTER iktidar, ister devlet, ister hükümet, adını ne koyarsanız koyun yönetim katından bakıldığında, AKP döneminde ne zamanki İsrail ve Suriye ile kavga başladı PKK teröründe yeni bir tırmanışa geçildi.

Bu tespitin benim olmadığı ortada ama yine de açayım biraz.
12 Haziran seçimleri öncesinde Öcalan-BDP-PKK ile yürütülen müzakerelerde, ‘Seçim ardından gerçekten iyi şeyler olacak’ inancı iki kesimde de oluştu.
Tam o sıralarda Türkiye ile Suriye ilişkileri gerginleşmeye başladı.
Ve seçimden sonra BDP ile görüşen iktidar mensupları büyük bir şok yaşadı.
Çünkü BDP’liler, “Şartlar değişti, Suriye’de gelişmeler olacak” dediler.
Buna, ‘BDP’nin gördüğünü devlet göremedi’ eleştirisi mümkün ama sanki derinde daha önemli bir sorun, tespit-görüş oluşturma hatası yatıyor gibi.

Devletteki Öcalan tahlili

Gelinen noktada son buluşmalarında Esad’ın, tüm heyetin önünde Başbakan Erdoğan’a, “Buradan aday olsanız kazanırsınız” demiş olmasının, Erdoğan’ın, “Demokratik bir seçim yapsanız halk sana oy verir, seni seviyorlar” yanıtını sorgulamanın anlamının kalmadığını bir kenara yazmalı.
Ancak ‘adımlar için seçimi bekleme’ fikri Öcalan’ın olsa da 9 yıllık kardeşlik bitince, dengesi bozulan ilk yerin müzakere masası olduğunu bilmeli.
Bilmemiz gereken bir diğer şey ise devletin muhatabını nasıl gördüğüdür.
Devletin PKK’yı üç eksen üzerinden görüp değerlendirdiğini söyleyebiliriz.
İLK EKSEN ÖCALAN: Görüşmeden (müzakere de denebilir) yana, şu anda görüşme istiyor. Son görüşmeyi 2010 ekimde yapmış olan devletse, bugün de aynı noktada. Gerekçesi de şu: Öcalan, ilk hafta öneri getiriyor, öneri kabul ediyor, talimatlar veriyor. İyi diyorsun, sonraki hafta avukatlardan dağın ve BDP’nin nabzını öğreniyor, önerisini revize ediyor. Böylece sözleri yerine getirilmeyen lider görüntüsü vermemiş oluyor! Yani, çözüm iradesi koyar ‘MIŞ’ gibi davranıyor, gelen tepki ile düzeltme yoluna gidiyor. Örgüt üzerinde etkisi eskisi kadar değil ama halk üzerindeki etkisi hâlâ büyük. Bu nedenle ne Öcalan örgütü, ne de örgüt Öcalan’ı görmezden gelebiliyor.

Eleştiri yer değiştirdi

İKİNCİ EKSEN KANDİL: Öcalan’ın talimatları içinde hareket ediyor izlenimi veriyor ama her şeyi kendi hesabına göre yapıyor. Eylemleri ile Öcalan’ı zor durumda bırakırken BDP’ye karşı ‘Silah benim elimde’ kozunu kullanıyor.
ÜÇÜNCÜ EKSEN BDP: Görüşmeler aslında en iyi BDP ile yürüyordu ama ‘terör’ denince, ‘Bunu Kandil ve Öcalan’la konuşun’ diyorlar. İnisiyatifleri yok. 2010’a dek, ‘İyi şeyler söylüyorsunuz ama asker, devletteki bazı yapılar farklı uygulamalar içinde’ eleştirisi yaptılar. 2010’dan beri ise, ‘Artık sivil otorite tek yapı olarak karşınızda ama şimdi de bizdeki eski yapı sizde var ve siz onu değiştirme iradesi gösteremiyorsunuz’ sözlerinin altında kaldılar.
Benim anladığım; devlet, bugüne kadar bu üç eksen arasında gidip gelmiş, her birinin değişik ve değişen görüşleri ile karşılaşınca, “Bu ne yahu” demiş.
Siyasi manevra amaçlı olarak da zaman zaman PKK’yı esas almış, Öcalan’ı öne çıkarmış, zaman zaman Kandil’e vurmuş, BDP’ye el uzatmış.
Devlet ara sıra da PKK’yı bölme-geriletme amaçlı kişiler üzerinden girişimlere yol vermiş ama onların başarısız kalacağı baştan belliydi.
Devletin yanlışlarının başında belki de bu eksenli bakış geliyordur.
Sanki her üç ekseni yukarıdan görecek, ‘PKK bu üçünün toplamı’ diye bakacak, üçünü aynı anda tahlil edecek bir okumaya gitmek daha mantıklı. 
Bu toplu okunma, muhatap kim olursa olsun, erken tedbir almayı ve böylece halka PKK’dan önce ulaşmanın yolunu da açabilir.
Bekleyip görelim. Bakarsınız ihalenin yeni sahibi MİT bu okumayı iyi yapar.

X