Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devletin aynası bankacılık sektörüdür

<B>HER </B>türlü <B>rejim</B> altında <B>devletin</B> en hassas, en fazla müdahaleci olduğu alan <B>bankacılıktır</B>. Bu durum en <B>liberal</B> gelenekte bile böyledir. <B>Anglosakson</B> tecrübede bankaları ve sahiplerini en koyu <B>devletçi</B> ülkelerden daha sıkı izler ve denetlerler.

Zira bankacılık; mevduat sahibinin parasının emanet alındığı ve bir aracı olarak yatırımcıya emanet edildiği bir sistemdir.

Ortada değiş-tokuşu yapılan, satılan bir mal veya hizmet değil, ‘‘güven’’ duygusudur.

Bankacılık dünyanın her yerinde güven duygusunun mübadele edilmesidir.

Güvenin çöktüğü ortamda tüm sistem çöker.

Bankacılık sistemine güvenin garantörü de her yerde ve her koşulda hukukun üstünlüğüne dayanan ve herkese eşit mesafede duran, şeffaf yönetime dayanan devlet aygıtıdır.

* * *

Bankacılık sektöründe son düzenlemeler ışığında kıyamet şu üç noktada kopuyor:

1) Bankacılık sektörünü çökertemeyiz, aksi halde hepimiz altında kalırız.

2) Son krizde faiz-kur-dönmeyen krediler kıskacında bankacılık sektörü büyük yara almış, sermaye yapısını adeta tüketmiştir.

Bankalara müdahale edilmesi hepimiz açısından bir mecburiyettir. Ancak:

3) Bizim acı tecrübemize göre bankacılık sektöründe garantör olması gereken devlet bu sektörde ne hukukun üstünlüğüne riayet etmiş, ne şeffaf olmuş, ne de herkese eşit mesafede durmuştur.

Açıkçası taraf tutmuş; bazı imtiyazlıların kamunun kaynaklarını iğfal etmesine göz yummuş, aracı olmuştur.

Hálá aile resimleri gözümüzün önünden gitmiyor. Kan bağı olmayanlar gidiyor, bu sefer kan bağı olanlar devreye giriyor.

Üstelik, bankacılık sektörünün iğfal edilmesine seyirci kalan, aracı olan, müsaade veren neredeyse tüm siyasi aktörler, Kemal Derviş ve MHP'liler dışında, halen işbaşındalar.

Kamu bu siyasi aktörlere, onların atadığı üst kurullara güvenmiyor, kıyamet de buradan kopuyor:

* * *

1) Herhangi bir art niyeti olmasa bile, şu andaki zor durumu konjöktür gereği olsa dahi, zamanında devletin teşvik ettiği açık pozisyona çalışan tüm bankalar, o dönemin olağanüstü kárlarının hesabını vermeden, nasıl şimdi fukaralık yardımı alacaklar?

2) Kendi bankalarındaki halkın mevduatını kendi şirketlerine aktaran, ceremesini de devlete yükleyerek, yine milletin yükünü millete ödeten banka sahipleri ve yöneticileri tamamen ayıklandı mı, hesap veriyorlar mı, paraları nasıl ödeyecekler?

3) Kamu bankalarından aldıkları teminat mektupları ile dışarıdan para bulup üzerine yatan, parayı da sonunda kamu bankasına ödetenler tespit edildi mi, hesap verdiler mi?

4) Dünyada hiç kabul görmemiş usullerle siyasete yakın duran kişilere, hem de beleş, banka kurduran, devrettiren, denetim raporlarını hasır altı eden siyasiler ve bürokratlar şu ana dek hesap verdiler mi?

* * *

Kusura bakmasınlar ama yukarıdaki soruların cevabını kamuoyunu tatmin edecek şekilde vermedikçe; ne Kemal Derviş, ne de BDDK esasında haklı oldukları ve yapılması elzem olan son müdahaleyi kamunun vicdanına anlatamazlar.

Korkarım, yine ‘‘ahbap-çavuş kayırma’’ töhmeti altında kalırlar.

Millet de bu ülkede işbirlikçi kapitalizmden bir türlü akılcı kapitalizme geçilemeyeceğine dair kanaatine bir ilave delil bulmuş olur.
X