Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Devlet gazinoda

    Hürriyet Haber
    25 Eylül 1998 - 00:00Son Güncelleme : 25 Eylül 1998 - 00:01

    Demokrat Parti iktidarı en şaşaalı dönemini yaşarken Başvekil Adnan Menderes akşam olunca iki kadeh rakı eşliğinde Zeki Müren'i izleyip dinleniyordu. Reisicumhur Celal Bayar da gazinoyu onurlandıranlardandı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın bile onu dinlemek için gazinoya gittiğini gazetelerde okuyan Türkiye'nin zenginleri İstanbul'a akıyordu.

    Zeki Müren'in sahnelere getirdiği yeniliklere basın da ayak uydurdu. Magazin haberleri gazetelerin iç sayfalarından birinci sayfalara terfi etti.

    Bu sırada Demokrat Parti iktidarı da en şaşaalı dönemini yaşıyordu. Başvekil Adnan Menderes İstanbul'da yolların yapımının onursal kontrol mühendisliğine soyunuyor, akşam olunca da iki kadeh rakı eşliğinde Zeki Müren'i izleyip dinleniyordu.

    Reisicumhur Celal Bayar da gazinoyu onurlandıranlardandı. Gazetelerde, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın bile onu dinlemek için gazinoya gittiğini okuyan Türkiye'nin zenginleri, oluk gibi İstanbul'a akıyordu. İşini bırakıp gelemeyenlerse, bir ay sonraya ‘‘Paça masa rezervasyonu’’ yaptırıyordu.

    Gece konserlerinin tadını cepleri şişkin para babaları çıkarırken, özellikle kadın hayranları da, çarşamba-pazar matinelerini hıncahınç dolduruyordu. Ön sıralarda yer kapıp sanatçıya kendilerini gösterebilmek için sabah ezanında yollara düşen hanımlar, istedikleri yere oturamazlarsa saç saça baş başa birbirlerine giriyordu. Hanımların sıkıntılarından biri de, sanatçının çok sevdiği, şarkısını bestelediği ‘‘Manolya’’yı kendisine sunmak için çile çekmeleriydi. Yarışta ipi göğüslemeyi akşamdan kafaya koyan hayranlar, sabahın köründe yola düşüyor, gecekondu mafyasının henüz el atamadığı Boğaz kıyısında ağaçlara tırmanıp manolya topluyordu.

    Kadınların çiçek ve kişisel el emeği göznuru armağanlarını sanatçıya sunarkenki davranışları da gazinoda ‘‘meydan savaşı’’ görünümü yaratıyordu. Bu sıradaki ‘‘Teşekkür ederim karagözlüm’’, ‘‘Arkalarda kaldın diye üzüldün mü a güzelim’’, ‘‘Bana çiçek getiren de sağolsun, getirmeyen de, hepiniz gönlümde gülistanlara bedelsiniz ayol!..’’, ‘‘Canlarım benim!..’’, ‘‘Nerelerdesin yeşil gözlüm, özlettin...’’, ‘‘Ben sizin Zeki'nizim, beni Allah yarattı ama siz yücelttiniz, varolun’’, ‘‘Cicimi nasıl buldun, yakışmış mı?’’, ‘‘Afyon kaymağı gibi çocuğum değil mi?’’, ‘‘Ben milletin malıyım, bırakın bekâr kalayım...’’, ‘‘Helal olsun bu yollar size, helâl... Helâl... Helâl...’’ şeklindeki gönül alma sözleri, hanımların hayallerini gelecek matineye dek süslemelerini sağlıyordu.

    PARLAMENTERLERİ KORKUTTU

    Sahneye uzak kaldıkları için yüzlerini buruşturanları gördüğünde de, şiir okuyor, fıkra anlatıyor, yemek tarifi soruyor, sözün özü laf cambazlığı yapıyordu.

    Zeki Müren'in özelliklerinden biri, kendisini eleştirenlere sahneden (çaktırmadan) mesaj göndermesi, öteki de herhalükârda gündemde kalmayı becermesiydi. Sözgelimi piyasa şarkısı ya da arabesk okumasına dil uzatanlara yanıtı hazırdı: ‘‘Helva demesini de halva demesini de biliriz evvelallah!’’

    Frapan giyinmeyi ve sahne süslemeyi (Fransızlar'ın ‘‘Çılgın Las Vegaslı gibi’’ dedikleri) Amerikalı piyanist-şantör Liberace'dan öğrendiği yakıştırmalarına yaşamı boyu çok kızdı. ‘‘Adının ondan önce duyulduğunu, süslemenin yüksek öğrenimini gördüğünü unutanların cahilce konuştuklarını’’ söyledi.

    Türkiye'nin en dalgalı, en karmaşık ortamında bile öne çıkmayı hep başardı.

    1968'de Fransa'da başlayıp Yunanistan'a atlayarak (dönemin muhalefet lideri) müteveffa başbakan Andreas Papandreu'yu Atina alanlarında yalınayak dolaştıran, oradan da Türkiye'ye sıçrayan öğrenci olayları, gazete sayfalarında magazine yer bırakmayınca, ‘‘politikaya atılacağı’’ bombasını patlattı.

    Ölümünden bir yıl sonra kavuştuğu can dostu Şahap Koptagel'in Ankara'daki evinde bir gün bana çıkıştı, ‘‘İşin gücün siyasetçiler... Bugüne kadar hakkımda tek satır bile yazmadın.’’ Doğruydu. Siyasetle yakından ilgilendiğini, tandans değiştirip ‘‘Ortanın Solu’’ görüşünü benimsediğini bildiğim için şaka yollu öneride bulundum: ‘‘Politikaya girin, sizi de yazayım.’’

    SAZ HEYETİ DEHŞET

    Bir gece düşündü, ertesi gün Şahap Bey, annesi Münire Koptagel, Ankara Radyosu sanatçılarından Gönül Akın ve spiker Jülide Gülizar'ın bulunduğu aynı yerdeki 17.00 çayında kararını açıkladı: ‘‘Parti kurup siyasete atılacak ve Meclis'e girecek’’ti.

    Ankara Bayram Gazetesi'ne yazdığım haber röportaj Türkiye'yi yerinden oynattı. Ülke gündemi birdenbire allak bullak oldu. Dönemin CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Türkiye İşçi Partisi Merkez Yönetim Kurulu üyesi İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Sadun Aren, ‘‘Zeki Müren'e politikacılığı yakıştıranlar’’ safında yer aldı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Niğde Milletvekili Mehmet Altınsoy, ‘‘gülünç olacağı’’ iddiasında bulundu!

    Akşam Gazetesi Başyazarı İlhami Soysal, Zeki Müren'in ‘‘politikaya atılacağı’’ haberinin ‘‘Yarım yüzyıllık politikacı İsmet İnönü'nün 'Gelecek günler önemli ve tehlikelidir' uyarısıyla, Başbakan Demirel'in 'Kendi rekorunu yenileyen uzun nutukları'nı geri plana ittiğine’’ dikkat çekti ve yazısını, ‘‘Zeki Müren rahatça milletvekili seçilebilir. Partilerarası denge de İstanbul'da alt üst olur’’ yorumuyla noktaladı.

    Cafer Zorlu'nun Akbaba Dergisi'nin kapağını süsleyen karikatüründe de assoliste sazlarıyla İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Mehmet Ali Aybar ve Osman Bölükbaşı eşlik ediyorlar, sanatçı arkadaşlarına ‘‘Hepiniz bir hava tutturmuşsunuz...

    Hanginize uyayım ayol?’’ diye soruyordu. ‘‘Politikacı Zeki Müren’’ konusu basından sonra fıkra, parodi ve günlük söyleşi arasına da yerleşti. Üniversitelerde konferanslara çağırıldı, Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin onuruna düzenlediği ‘‘Sohbet Toplantısı’’nda, ‘‘Matinelerde hanımların 'Seçeceğiz, seçeceğiz' diye bağırdıklarını’’ açıklayınca, ortalık bir daha karıştı. Ancak, o yıllarda özel radyo ve televizyonlar, onların da rating ölçüm firmaları olmadığından, ne kadar milletvekili ve senatörün kaç gecelerini uykusuz geçirdikleri saptanamadı.

    ‘‘ZEKİ SEN DE DUUUR’’

    1968 Zeki Müren'e yaradı. Çekoslovakya Sovyet baskısına başkaldırıp özgürlüğe bayrak açarken o, sanat etkinliklerini çoğalttı. Şiirlerini ‘‘Bıldırcın Yağmuru’’ adlı kitapta topladı. Ankara, İstanbul ve İzmir'deki galerilerde resim ve desenlerini sergiledi, fotoroman çevirdi, bir gazetede köşe yazarlığı yaptı.

    ‘‘Paşa’’nın ‘‘politikaya girme sansasyonu’’nu ‘‘öteki paşalar’’ 12 Mart 1971'de tümüyle gündemden kaldırdı.

    Yenilik ve gündeme ayak uydurma huyunun onbir yıl önce kendisini korkuttuğunu unutmuş olmalı ki 12 Mart'ta da başına iş açılabileceğini hesaplayamadı.

    27 Mayıs 1960 öncesinde gençlik alanlarda, Plevne Marşı'nın sözlerini değiştirerek ‘‘Olur bu böyle olur mu? / Kardeş kardeşi vurur mu? / Kahrolası diktatörler / Bu dünya size kalır mı?’’ diye avaz avaz bağırıyordu. İktidar-muhalefet (DP-CHP) birbirini yiyor, ekonomik bunalım ve karmaşa yurttaşı canından bezdiriyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koyması, ülkenin içine sürüklendiği bu ortam sonucu gerçekleşti.

    Şimdi moda ‘‘Askeri alkışlamak’’ olduğuna göre, Zeki Müren de olayın dışında kalamazdı. Plevne Marşı'nı dekor ve kostümleriyle sahneye taşıdı. Gazi Osman Paşa gibi kaftan giydi. Arkasına sazı yerine Mehter Takımı'nı yerleştirdi ve programına ‘‘Tuna Nehri Akmam Diyor’’la başladı. Ne var ki, dinleyicilerinin ayakta alkışlayarak desteklediği bu tabloyu ancak iki gece sergileyebildi. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı gösteriyi yasakladı, gazinoyu üç gün kapattı, korkan sanatçı da Askeri Savcılık'ta ifade vererek yakayı kurtardı.

    12 Mart Darbesi'nin üçüncü ayını doldurmasına onbir gün vardı. Aydınlar zindanlarda çile dolduruyor, Ziverbey Köşkü'nde falakaya yatırılan, zincire vurulan gazeteci İlhan Selçuk, dışarıya haber uçurmak için ‘‘Akrostiş’’ yazma uğraşı veriyordu. Aynı günlerde Türk Hava Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı da, kuruluşunun 1'inci yıldönümünü (1 Haziran 1971'de) Ankara'daki Marmara Oteli'nde düzenlenecek baloda kutlamaya hazırlanıyordu. Sanat Güneşi baloya ücret almadan katılacaktı. Tatilde bulunduğu Antalya'dan Ankara'ya gideceği sırada, THY'nin tarifeli uçağı arızalandı. Fısıltı gazetesine göre (muhtıracı) HKK Orgeneral Muhsin Batur'un emriyle başkentte gönderilen (askeri) uçak, sanatçıyı baloya yetiştirdi.

    Heyecanlı hatip AP Antalya Milletvekili ihsan Ataöv, üç yıl sonra konuyu Meclis kürsüsüne getirip Başbakan Sadi Irmak'a sordu: ‘‘Askeri uçak Zeki Müren'e hangi gerekçeyle tahsis edildi?’’ Soruyu yanıtlamaya, hükümeti güvenoyu alamayan Irmak'ın ömrü yetmedi. Ancak olay Zeki Müren'i ‘‘Eski HKK Muhsin Batur beyefendinin başına bir şey gelir mi acaba?’’ kuşkusuyla uzun süre düşündürdü ve üzdü.

    ‘‘EN BÜYÜK MİLLETTİR’’

    12 Eylül darbesi demokrasinin üzerinden buldozer gibi geçti, özgürlüğün soluğunu kesti. Doktorları da, hastalıkları artan Zeki Müren'e sahne yasağını işte tam bu yıllarda getirdi. Ancak o, ‘‘Öleceksem Bodrum için öleyim’’ diyerek, son konserini 8 Eylül 1984 Cumartesi akşamı Bodrum Kalesi'nde verdi. Saint Jean şövalyelerinin giysileriyle saat 23.45'te sahneye çıktı, kaledeki yaygara ilçenin en ücra köylerinden bile duyuldu.

    Adeti olduğu üzere, her şarkı arasında izleyicileriyle söyleşti, espriler yaptı. Gözleri salkım saçak insan dolu burçlara takılınca, uzun cümlelerle gördüğü ilgiden duyduğu memnuniyeti anlattı. Es verdiği, kuşun kanat sesinin yankılandığı ortamda, burçlardan birindeki adam bağırdı: ‘‘En büyük paşa sensiiin!..’’

    Şaşırdı ve heyecanlandı ama cevabı da yapıştırdı: ‘‘Estağfurullah. En büyük önce Allah, sonra sizlersiniz. Milletten büyük yoktur!..’’

    Tablo, bir sanatçının istediği an halkıyla bütünleşerek baskıya başkaldırışının kanıtı olarak tarihe geçti. Kaleyi, hatta Bodrum'u çınlatan alkış, dakikalarca kesilmek bilmedi.

    Son konseri, sevgili ulusuyla da son vedalaşmasıydı.






    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı