Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devlet bankacılıkta ayrımcı olmalıdır

<B>BANKALARIN</B> uzun dönemli sağlığı iki önemli parametreye bağlıdır:

1. Sermaye yeterlilik oranı: Bankaların yatırımlarının risklerine göre ağırlıklandırılmış toplamı sermayelerinin belli bir katı olmalıdır.

2. Likidite: Bankalar toplam bilançolarının büyüklüğüne göre belli bir likiditeye sahip olmalıdır. Makul beklentiler içinde bankalar kendilerinden talep edilen ödemeleri yapabilmelidirler.

Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, bu iki parametrenin sağlanması ve yeniden bozulmaması için alınacak önlemleri içerir. Türkiye, şimdi bunu yapmaya çalışmaktadır.

Uluslararası kabul görmüş sermaye yeterlilik oranı yüzde 8'dir. Yani, bankaların, yaptıkları yatırımların risklerine göre ağırlıklandırılmış toplamının yüzde 8'i kadar sermayeleri olması gerekiyor.

SERMAYE YETERLİLİĞİ

Bu oran, Allah'ın emri değildir
. Bir başka deyişle, bu, sermaye yeterlilik oranı yüzde 7 olan bir bankanın, sermaye yeterlilik oranı yüzde 9 olan bir bankadan mutlaka daha kötü olduğu anlamına gelmez.

Verdikleri kredilerin batma olasılığı çok az olan bir banka sermaye yeterlilik oranı daha düşük dahi olsa, kredilerinin batma olasılığı yüksek olan bir bankadan daha iyi durumda olabilir. Çünkü, söz konusu oran hesaplanırken kredinin işlemesinde bir sorun yoksa, tüm ticari krediler aynı ağırlıkla sermaye yeterliliği oranında hesaba katılmaktadır.

Yeni çıkarılmakta olan yasayla sermaye yeterlilik oranı Allah'ın emriymiş gibi değerlendirilmektedir. Bu hatadır. Çünkü, tüm bankaları ayrıntılara bakılmaksızın yüzde 8'lik kural içine çekmek için ihtiyaç duyulan sermaye katkısı gerekenden yüksek olacaktır.

Kaldı ki, söz konusu oran, eskiden beri mevzuatta olduğu halde, son yıllarda titizlikle uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu arada, Türkiye iki önemli kriz yaşamıştır. Dolayısıyla, bankalara sermaye yeterlilik oranını tutturabilmeleri için belli bir zaman tanınmalıdır.

Tanınan zaman üç-dört ay ile sınırlandırılamaz. Çünkü, bazı bankalar, stratejileri gereği, söz konusu oranı sermayelerini artırarak değil, kredilerini keserek tutturmaya çalışabilirler. Ekonomiyi tahrip etmeden kredilerin kısa bir sürede azaltılması ise mümkün değildir. Reel sektörde yaşanan sıkıntıların bir kısmı da bu nedenden kaynaklanmaktadır.

İLAHİ ADALET

Bankacılık alanında yaptığımız en büyük yanlışlardan biri budur. Sektörün düzenlenmesinde ‘‘ilahi adalet’’ aranmaktadır. Böyle bir şey yoktur. Bankacılığın düzenlenmesi, normal zamanlarda dahi, ayırımcı olmak zorundadır. O nedenle, bankacılığın düzenlenmesi siyasi tercihlerden ayrıştırılıp bağımsız ve uzman bir kurumun sorumluluğuna verilmiştir.

Tüm olasılıkları kanunlara yazarak bankacılık sektörünün sorunları ile başa çıkamayız. Başa çıkmaya çalışırsak, daha çok kanunlar çıkarmak zorunda kalırız. Ama, her defasında, bulacağımız çözümlerle sorunların önünde değil, arkasında koşmak gibi bir duruma düşeriz.

İşte, devletin bankacılık sektörüne mali destek sağlayıp sağlamamasını değil, bu konuları tartışmalıyız. Devam edeceğim.
X