"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Deveye sormuşlar, “Yönetim, bilim ve kültür benim neyime?” demiş!

GEÇEN yılın ortaları... Resmi ve gayrıresmi kanallardan, onurlandıran bir davet aldım.

CHP İzmir İl Başkanlığı bünyesinde oluşturulan, (ve tek örneği, Ankara’da Genel Merkez’de bulunan) bir tür “think tank ekibi”nde yer almam isteniyordu. Projeler üretmek üzere, İzmir’deki aslar papazlar bir araya toplanmıştı ve nasıl olduysa ben de karışmıştım aralarına. Başlangıçta İzmir’in plakasından hareketle 35 kişiyle sınırlı olacağı söylendiyse de sonradan sayımız bezik destesine döndü zaten...

* * *

“Yönetim, Bilim ve Kültür Platformu” adı verilen grubun başkanlığına Prof. Dr. Engin Berberoğlu getirilmişti. Zamanın İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu da oluşumu samimiyetle destekliyordu. Hem oluşturulan takımın iş çıkartacağına inanıyordu hem de üretilen fikirlerin partinin ufkuna ilişkin fayda sağlayacağına. Grubun genişlemesi ve siyasiler tarafından yönetilen kısmı, genellikle polit büro tarzı asık yüzü, ürküntü veren rüzgârı, “alçak dağları biz yarattık, orta büyüklükte olanların da bazısı bizim elimizden çıktı” tavrıyla sarmalanmış güven uyandırmayan ciddiyetiyle, gizemli bir kasvete sahipti ama, “olsun” niyet iyiydi, gerisi “dur bakalım ne olacak?” idi. Hadisenin basit kronolojisi özetle böyle. Bundan sonra yazacaklarım ise sadece beni bağlıyor, platformdaki değerli dostları değil...

* * *

Toplantılar, komisyonlar, görevlendirmeler vs. derken günler birbirini kovaladı. İsmim birkaç alt çalışma grubunun müsvedde listelerinde dolaştı. Bazılarından affımı istedim ve “Kültür ve Sanat Komitesi” Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncay’ın yanındaki iskemlede buldum kendimi. İlk maskaralık, bütün platformun sabahın köründe davet edildiği Kılıçdaroğlu ziyaretinde yaşandı. Herkese gönderilen mailde, “sabah 08:30’da il binasında hazır bulunmanızı rica ederim” deniliyordu. Benim gibi partili olmayanların çoğunluğu teşkil ettiği ve gönüllü katılımın bir araya getirdiği âkil insanlar, önce bu emir-komuta üslûbunu yadırgadılar. Sevgili Murat Hoca, bildik zarafetiyle, “aramızda olmanızdan mutluluk duyacağız demiş olsanız da biz anlardık; pek şık olmamış” diyerek hepimiz adına sitemini dile getirdi. CHP Genel Başkanı, kendisini yaklaşık 100 seçkin kişinin beklediği randevusuna, 1 saatten fazla gecikerek geldi. Birkaç lüzumsuz konuşma, Engin Hoca’nın platformu takdimi ve Kılıçdaroğlu’nun gruba hitabı... (Havagazı işler için Havagazı Fabrikası’ndaki toplantıya geçmek üzere) İl Başkanlığı’ndan ayrıldığında, “çok önemsediğini” belirttiği “Yönetim, Bilim ve Kültür Platformu” üyelerine, (salona girmesi ve çıkması arasında geçen süre itibariyle) brüt 12 (yazıyla oniki) dakika ayırabilmişti...

* * *

Açıkcası, böyle şeddeli bir saygısızlığı hiçbirimiz hak etmemiştik. Gözleri perdeli fanatik partililer, “eee genel başkanlar böyledir. Gecikirler normaldir. Bir yere yetişmesi gerekiyorsa da pat diye çıkar gider” kabilinden abuk subuk konuşmaya yeltenince, yerimden kalkıp şöyle söylediğimi hatırlıyorum: “Sevgili dostlar, öncelikle belirtmeliyim ki, asgari nezaket genel başkanları da bağlar; sadık kalabilirlerse, onları yüceltir de... Ayrıca, gazetecilik okullarında gençlere, ‘köpeğin adamı değil, adamın köpeği ısırması haberdir’ diye öğretirler. Genel Başkanınız ‘İzmir ve Bölge Sanayinin Paylaşım Toplantısı’na daha birçok kez katılır; onun için de iştirakinin önemi, bir köpek ısırığından fazla değildir. Ama İzmir’de, bir beyin takımı ile ‘proje üretmek’ için 3-4 saat çalıştığının duyulması, habercilik adına aykırı bir rüzgârdır; bu fırsatı bile kullanamadınız. Ben size daha ne diyeyim?”

* * *

Değerli okuyucular, geçen hafta “pehlivan tefrikası” deyimini kullanmıştım; söyleyene değil söyletene bak! Ucuz bir tiraj avcılığı peşinde olmadığımı bilirsiniz ama öyle anlaşılıyor ki, anlatacaklarım bir köşe yazısına sığmayacak. İşin garibi, daha “turbun büyüğü de heybede kaldı...” Hoşgörünüze sığınarak, devamını cuma günü paylaşacağız. Öykü tamamlandığında, CHP’nin “kaybeden parti kimliği”nden neden sıyrılamadığını ve neden bunların daha “iyi günleri” olduğunu çok iyi kavrayacağız...

X