Deutsche Bank'ın efsanesi

A.A.
13.08.2006 - 15:55 | Son Güncelleme:

Artvinli Metin Yılmaz Almanya'nın en büyük bankasının ilk Türk çalışanı oldu.

Almanya'nın en büyük bankası olan Deutsche Bank'ın ilk Türk çalışanı olmayı başaran Artvinli Metin Yılmaz, sözlük Almancasıyla bankacılık işlemlerini yaptırmaya çalışan Türk işçilerin, Alman görevlileri şaşkına çeviren cümlelerine tercüman oldu. Yılmaz, şimdi banka yöneticilerince ”Efsane” diye anılıyor.

Almanya'da fabrikalarda, tuvaletlerde, restoranlarda, sokaklarda, ülkenin en zorlu çalışma koşullarında para kazanma mücadelesi veren Türk işçiler, göçün ilk yıllarında emeklerinin karşılığı olan maaşlarını bankadan çekmeye gittiklerinde büyük güçlüklerle karşılaştılar. Bir çoğu para kazandıktan sonra ülkeye dönme düşüncesiyle geldiği Almanya'da dil öğrenmeye gerek duymazken, bazılarıysa yaşadığı ülkenin diline sözlükteki kelimeler kadar hakimdi. Alman hükümetinin maaşların bankalardan ödeneceğini duyurmasının ardından bu ülkede bulunan Türkler de maaşlarının yatırılacağı bir hesap açtırmak zorunda kaldılar.

İşte Alman bankalarındaki karmaşa da bu kararın ardından başladı. Çünkü bankaya gelen Türklerin bir çoğu Almanca bilmiyordu ve görevlilerle “bu yeni müşteriler” arasında iletişim sorunları ortaya çıktı.
Almanya'nın köklü bankası Deutsche Bank, sözlükten öğrendikleri kelimelerle derdini anlatmaya çalışan “yeni vatandaşlarla” iletişim kurmanın yolunu, onların dilini anlayacak birini göreve getirmekte buldu.

“EFSANE”

Metin Yılmaz, Artvinli bir ailenin oğlu olarak geldiği Almanya'da babasının desteğiyle iyi bir eğitim görerek, bankacı olmayı başaran Almanyalı bir Türk. Aldığı eğitim sayesinde Deutsche Bank'ın ilk Türk çalışanı olan Metin Yılmaz, bankadaki 30 yılını anlattı. Göreve 1976 yılında başlayan Yılmaz, aradan geçen 6 ay içinde kurumun Türk müşteri sayısında artış olduğu görülünce, bankanın yabancılara yönelik politikasının da değiştiğini söyledi.

Yılmaz, kendisine yönelik “şüpheci” yaklaşımın müşteri sayısındaki artışla birlikte silindiğini, genel merkezdeki yöneticilerin ise şu anda kendisine “Efsane” lakabını taktığını anlattı. Bankacılık sektöründe Türk çalışanların önünü açan Yılmaz, ”İlk zamanlar yabancı çalışanlara yönelik önyargılı yaklaşım benimle birlikte ortadan kalktı. Şu anda Deutsche Bank'ın ülke genelindeki şubelerinde yaklaşık 400 Türk çalışan var. Bundan banka da kazandı, Türk çalışanlar da” dedi.

“BORÇ YİĞİDİN KAMÇISIDIR”

Yılmaz, Türklerin en büyük özelliğinin borç yapmaktan korkmamak olduğunu belirterek, ilk günlerde 4 bin mark olan kredilerin 30 bin marka kadar yükseltildiğini söyledi. Metin Yılmaz, “Borç yiğidin kamçısıdır” atasözünü de hatırlatarak, “Böyle bir atasözü başka bir millette yoktur. Bizim insanımız borç yapmaktan korkmuyor. Bu da bankanın çok yararına oldu” diye konuştu.

Türklere çeşitli sebeplerle kredi kullandırıldığını belirten Yılmaz, şöyle devam etti:
“(Metin Ağabey, başlık parası ödemem gerek. 15 bin mark lazım. Yoksa kız kaçacak) diyen vatandaşımıza acil başlık parası bulduk. Bir vatandaşımız daha da ilginçti. Her ay gelip avans isterdi. İlk ay (Anam öldü paraya ihtiyacım var) dedi. Hemen yardımcı olduk. İkinci ay geldi, (Babam öldü acil paraya ihtiyacım var) dedi. Yine yardımcı olduk. Üçüncü ay (Halam öldü)... Dördüncü ay gelip de (Kardeşim öldü) deyince şube müdürümüzle birlikte vatandaşımızla konuştuk: (Kardeşim sana artık her ay avans vereceğiz, ama yeter aileni öldürme.”

“ANNENİZ NİÇİN AĞLIYOR?”

Türklerin sözlükten öğrendikleri kelimelerle atasözleri ve deyimleri Almancaya çevirme çabaları da bankada hayli karışıklığa neden olmuş. Yılmaz, göreve başladığı ilk günlerde Alman çalışanların kafası karışmış şekilde kendisine başvurduklarını anlattı. Türklerin Türkiye'de günlük hayatta kullandıkları bazı atasözü ve deyimleri Almanca'ya birebir çevirmek gibi bir hata yaptıklarını belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

“Bir gün bir Türk müşterimiz bankaya geliyor ve yapılan işlemin uzunluğuyla ilgili, (Meine Mutter weinen, deine nicht-Benim anam ağlıyor senin değil) diyor. Tabii doğal olarak görevli müşterinin ne demeye çalıştığını anlamıyor ve (Anneniz niçin ağlıyor?) diye soruyor. (Meine eine hand honig, eine hand butter-Bir elim yağda, bir elim balda) diyen de var. Ama en büyük karışıklık (Gleiche Tasse, Gleiche Bad) da yaşanıyor. Müşterinin (Aynı tas aynı hamam) demeye çalıştığını ben anlıyorum ama Almanca'da tas da yok, hamam da. Dolayısıyla söz, (Aynı bardak, aynı banyo) anlamına geliyor ve doğal olarak Alman görevli bundan bir şey anlamıyor.”

SIRDAŞ BANKACI

Yılmaz'ın Türk işçilere desteği sadece bankacılık konusuyla da sınırlı değil. Müşterilerinin özel sorunlarını çözmeye de zaman zaman yardım ettiğini belirten Yılmaz, şu anısını anlattı:
“Bir gün bir Türk müşterim geldi. O gün çok yoğundu ve benimle yalnız görüşmek istediğini söyleyip 2 saat kadar kapımda bekledi. Sonunda işlerimi bitirip yanına gittim ve ne istediğini sordum. Eşinin doğum kontrol hapı bitmiş, ama eczacıya derdini anlatamamaktan çekindiğinden bana gelmiş. Benden onunla birlikte eczaneye gelmemi istedi. İşyerinden kısa süre izin alıp onunla birlikte eczaneye gittim. İlacı alıp kendisine teslim ettim.”
Etiketler:


EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı