Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Derviş: Ekonomide yukarı çıkış başladı

    Hürriyet Haber
    05.12.2001 - 00:00 | Son Güncelleme: 05.12.2001 - 00:01

    Avrupa Birliği (AB) Ekonomi ve Maliye Bakanları ile aday ülkelerin bakanlarının ortak toplantısına katılmak üzere Brüksel`de bulunan Devlet Bakanı Kemal Derviş, ``Türk ekonomisinde yukarı çıkışın başladığını`` söyledi. Derviş, Belçika`dan ayrılmadan önce basına yaptığı açıklamada, adayların durumunu değerlendiren bir AB raporunda, Türkiye`nin ekonomik düzeyinin AB`ye yetişmesi için 30 yıl öngörüldüğünün hatırlatılması üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı: ``Daha hızlı büyümemiz gerekiyor. En düşük gelirli ülke biz değiliz. Şunu vurgulamak lazım: Türkiye`de makroekonomik, parasal bir kriz olmadığı yıllarda büyüme hızı çok kolaylıkla yüzde 7`ye çıkıyor. Biz makroekomik istikrarsızlığı yenebilirsek ve bu işi köklü bir şekilde halledersek, yapılan tahminler aşılır. Öngörülen süre 18-20 yıla iner. Ancak, 3-4 yılda bir bunalıma girerek, büyüme hızımızın ortalamasını çok düşürüyoruz.`` ``Benim amacım, Türkiye`yi Romanya ve Bulgaristan ile birlikte ele almalarını sağlamak`` diyen Kemal Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü: ``AB`ye tam üyelik amacındaysak, tek başına bir kategori olarak değil, bu iki ülke ile aynı gruba girmeliyiz. İlk 10`a giremeyeceğiz. Ancak milli gelire, ekonomik yapıya baktığınız zaman, bazı konularda Romanya ve Bulgaristan`ın ilerisindeyiz. Bizi onların arkasına bırakmaları, ekonomik açıdan gerekçesiz olur. Brüksel`deki temaslarımda bunu vurgulamaya çalıştım.`` TÜRKİYE`YE YAPILAN YARDIM ÇOK AZAB`nin Türkiye`ye yardım yükümlülüklerine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Derviş, şunları söyledi: ``Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ülkelere kıyasladığımız zaman Türkiye`ye yapılan yapısal uyum yardımı sıfıra yakın. Gümrük Birliği`ne girdik ama çok cüzi bir yardım aldık. Bunu gündeme getirdim. (Doğru, haklısınız ama şu anda paramız yok) yanıtını veriyorlar ve bizi Avrupa Yatırım Bankası`na (AYB) yöneltiyorlar. AYden ciddi kredi alıyoruz ama bu hibe değil, o kadar düşük faizli de değil. Dolayısı ile bir kayıp var. AYB`nin kredi miktarı artırılabilir. Bunu İtalya`da istemiştim, henüz yanıt gelmedi.`` BU MACERANIN İÇİNDEYİZKemal Derviş, AB`ye bakış açısının sorulması üzerine de şunları anlattı: ``Türkiye`nin coğrafi konumunu, ekonomik ilişkilerini ve AB`deki milyonlarca Türk`ten kaynaklanan emek ilişkilerini göz önünde tutuğumuz zaman, AB dışında bir strateji göremiyorum. Türkiye, AB`ye giriş stratejisini devam ettirmelidir. AB`liler tarafında muhalefet görüyorum ama tam üyeliği imkansız olarak görmüyorum. AB, Türkiye içinönemli ise Türkiye de Avrupalılar için önemli. Tutarlı ve hedeften sapmayan bir strateji ile devam edersek, kendi çıkarlarımızı da koruyarak bu amaca ulaşabiliriz kanısındayım.Avrupa 5 yıl içinde çok değişecek, 25-26 üyeli olacak, karar mekanizmaları değişecek, bazı konularda veto olayı kalkacak. O zaman bir tek ülke bizi bloke edemeyebilir. Biz bu maceranın içindeyiz, aday olarak masada oturuyoruz. Ukrayna, Sırbistan oturmuyor. Bu yerimizi terketmeyeceğiz, adım adım ilerleyeceğiz. Ben bundan heyecan duyuyorum.`` Derviş, AB konusunda değerlendirmesini şöyle tamamladı: ``Küreselleşme ile bölgeselleşme arasında bir çatışma görmüyorum. Biz Ortadoğu, Orta Asya, Müslüman dünyası ile ilişkilerimizi güçlendiririz. ABD ile ciddi bir dostluk ilişkimiz var. Ben Türkiye`nin dış ilişkilerinde sadece Avrupa`yı görmüyorum ama coğrafi konumumuz var. Ayrıca, cari işlemlerin yüzde 65`i büyük Avrupa ile oluyor. Avrupa ile bütünleşmek, Atatürk`ün başlattığı reform sürecininbir sonucudur. AB`ye girişin getirdiği refah artışı da çok ciddi bir olay. Türk insanına bu refah artışını sağlamamız lazım. Ben gerçekleşeceğine inanıyorum. Daha yoğun çalışmamız lazım. Bu sürece daha fazla vakit ayırmak gerekiyor.`` "KENDİMİ YALNIZ HİSSETMEDİM" Bakan Derviş, ``Umudunuzu yitirdiğiniz, kendinizi yalnız hissettiğiniz zaman oluyor mu?`` şeklindeki bir soru üzerine, şunları anlattı: ``Türkiye`de insan kendini yalnız hissetmiyor, iyi dostlar var. Ancak, özellikle 11 Eylül`den sonra, 3-4 hafta durum hakikaten çok zor gözüktü. Tam nefes almaya başlamıştık, faizler hafif inmeye başlamıştı. İlk umut belirtileri cılız bir şekilde ortaya çıkmıştı. Faiz yüzde 80`e inmişti, kurda belirli bir istikrar gelmişti. Özel imalat sanayi kapasite kullanımı rakamlarında ilk yukarıya gidişi Ağustos`ta gördük. Sonra 11 Eylül oldu. Müthiş bir darbe... Kur 1 milyon 650 bina gitti. Faizler yüzde 95`e çıktı. Orada hakikaten çok üzüldük.`` IMF YÖNETİMİ HIZLI DAVRANDIKemal Derviş, şöyle devam etti: ``Ancak, bundan sonra, belki de beklediğimizden daha iyi bir dönüşüm oldu. Doğrusu, Sezar`ın hakkını Sezar`a vermek gerekiyor, IMF yönetimi, hızla, bu olumsuz etkileri teyid etti. Türkiye`ye 2002 yılı için bu olumsuz etkileri dengeleyecek bir ek finansman gereğini, birkaç hafta içinde hissedarlarına götürdü ve karar hızlı çıktı. Çok açık konuşuyorum: Kararın bu kadar hızlı çıkmasında, hiç şüphesiz, Türkiye`nin dış politikası ve teröre karşı madelenin içinde olması bize yardımcı oldu. Öbür türlü karar bu kadar çabuk çıkmazdı. Eğer program ciddiyetle uygulanmasaydı da bu desteği alamazdık. İyi bir müttefik, ekonomik hedeflerini tutturan ve sözünü tutan bir ülke olmamız, bu kararın çıkmasında zorunlu bir şarttı. Parayı verenler, Türkiye`ye güvenip, bu paranın geri döneceğini hesaplamak durumundalar.`` ``EKİM AYINDA KDV RAKAMLARI ÇOK İYİ``Derviş, ``Bundan sonra ne olacak?`` sorusunu da şöyle yanıtladı: ``Ekim ayında KDV rakamları çok iyi. Bu ne anlama geliyor? KDV satış üzerinden alınıyor. Ekonomide bir hareket var. İhracat Ekim`de çok iyi çıktı. Kasım rakamları da öyle oldu. Dünya ticaret hacminin büyümesi geçen yıl yüzde 14 iken, bu yıl herhalde yüzde sıfır olacak. Böyle zor bir dönemde, reel ekonomide bir hareket var. Bence, beyaz eşyadaki geçici KDV indiriminin de bir katkısı oldu. Stoklar bitince, mecburen üretim başlıyor. Tahminimce, bu süreç Türkiye`de başladı ve olumlu. Üzüntüm şu ki, en dar gelirli kesim şu anda iyileşmeyi hissetmiyor. Hissetmesi için yeni iş alanlarının açılması, istihdamın ve ücretlerin artması gerekiyor ki bunlar biraz zaman alacak ama süreç başladı.`` ``DOLAR PSİKOLOJİSİNİ KIRABİLDİK, MİLLET DOLAR BOZDURUYOR````İkinci önemli olay: (Dolar 2 milyon olacak, 3 milyon olacak) diye garip laflar vardı. Dolar 1 milyon 650 bin liraya çıktı ama bir milyon 480 bine düştü. (Dolar her zaman yükselir) psikolojisini kırabildik`` diyen Derviş, ``Bu çok önemli, çünkü orta kesimin yastık altında parası var. (Bu parayı tutalım) psikolojisinden, bir ölçüde döndüler. Ziraat Bankası`ndan da verileri alıyoruz, millet efektif bozduruyor. Dolar bozduruyor`` şeklinde konuştu. ZORUNLU EMEKLİLİKSosyal boyuta ilişkin bir soruyu yanıtlayan Kemal Derviş, şunları söyledi: ``Herkesin bir şekilde fedakarlık yapması lazım. Türk-İş`in de kendi çalışanlarını, sendikalarını koruması son derece doğal. Ancak, çok yumuşak gidiyoruz. Emeklilik konusunda, Başbakanlık genelgesinde, (50 yaş üstü) denildi. Bütün haklarını, kıdem tazminatlarını alacaklar. Ayrıca, o işletmede, o insana ihtiyaç varsa, yönetim o insanı tutacak. Verimli çalışan, üretim yapan bir işletmede yönetim insan çıkarmaya mecbur değil. Ama bazı fabrikalar kapalı. Kar ve üretim yok. Türkiye`de bazı insanların çalışmadan maaş alabilmesi lüksü yok. Bunun başka çaresi yok. Mümkün olduğu kadar sendikalarla anlaşarak, kademeli olarak bunu yapmamız lazım. Çok büyük bir sıkıntı olacağını tahmin etmiyorum.`` "ÖNCELİKLİ HEDEF ENFLASYONU İNDİRMEK" Derviş, geleceğe yönelik değerlendirmesinde ise, Türk ekonomisinin bazı sorunları aştığını, şimdi öncelikli hedefin enflasyonu indirmek olması gerektiğini bildirdi. Türk ekonomisinde ``yukarı doğru çıkışın`` Ekim ve Kasım`da başladığını, ``iyileşme trendine girildiğini`` söyleyen Derviş, programın uygulanması ve dış kaynağın gelmesinin gerçekleşmesi ile farklı bir ortama girileceğini belirterek, şunları söyledi: ``Bunlar gerçekleşirse, tahminimce, 2002`de, (borç döndürülebilir mi, döndürülemez mi) hikayesinden çıkacağız. Bu konuda yazın çok ciddi sorular vardı. Bunlar büyük ölçüde ortadan kalktı. Herkes, (Galiba siz bu işi hallediyorsunuz) diyor. Bu çok sevindirici bir şey. Gönüllü mekanizmalar içinde, insanları cezbeden rakamlarla yeni tahvil satışını gerçekleştireceğiz. Devlet kağıdına eksik talep sorunu yaşamayacağız ve borç oranı düşecek. Bu bakımdan çok önemli bir aşama kaydettik.`` Derviş, şöyle devam etti: ``Cari işlemlerdeki ve ihracattaki iyi durum devam edecek. Çünkü kur çok kompetitif. Sonunda, dövizde rahatlatıcı bir etki olacak. Millet artık dolar paniğinden kurtuldu, dolayısı ile iyiye gidiş başladı. Bence, 2002 için en önemli ve öncelikli sorun enflasyon olacak. Borcu döndürüyoruz, cari işlemlerde sorun yok, hafiften büyümeye de geçtik ama enflasyonu hakikaten yüzde 35`e indirebilecek miyiz? 2001`de yüzde 67 olan enflasyonu yarıya indirebilecek miyiz? Bu önemli. Bu enflasyonla devam edilemez. Dünyanın hiçbir yerinde böyle oranlar kalmadı. Türkiye enflasyonu indirmek zorunda. Bence, eğer haklı çıkarsam, borç döndürme tartışması arka plana gidecek, (Tamam, Türkiye bu işi halletti) denecek ama enflasyon konusunda sorular sorulacak. (Nasıl yüzde 35`e düşüreceksiniz?) tartışmasına gireceğiz. Ben, yüzde 35`i tutturmamız gerektiğine inanıyorum. Burada bize fazla yardımcı olacak unsur, kurun istikrarlı gitmesidir. Bir süre istikrarlı götürebilirsek, enflasyona etkisi çok olumlu olacak. Diğer taraftan, Türkiye`deki para talep fonksiyonunun çok istikrarsız olmasıişi zorlaştırıyor. Para politikasını desteklemek gerekiyor. Bu daha çok Merkez Bankası`nın sorumluluğundadır. Şu mesajı vermeliyiz: Borç sorununu hallettik, büyümeye de geçtik, şimdi Türk ekonomi politikasının öncelikli hedefi enflasyonu indirmektir.`` KAMU BANKALARININ DURUMUNU DÜZELTTİKDerviş, bankalara ve finans sektörüne ilişkin bir soruya da şu yanıtı verdi: ``BDDK bağımsız bir kurul olarak bu işleri yürütüyor ve böyle olması çok iyi. Kararları, özerk bir kuruluş olarak, siyasi baskı altında kalmadan, yasalara göre veriyor. Kurulların kararlarını, sadece ekonominin çıkarlarını ve yasaları düşünerek vermelerinde büyük yarar var. Başımıza gelen bir çok şey bunun olmamasından kaynaklandı. Bu nedenle önemli ilerlemeler kaydettiğimizi düşünüyorum. Bizim amacımız mümkün olduğu kadar az bankayı fon`a almaktır. BDDK, yasalar zorlarsa bunu yapıyor. Amacımız özel bankacılık sistemini güçlendirmekve teşvik etmektir ama kamu fonuyla değil... Bu doğrultuda, yeni bir yasal düzenlemeyi de Bakanlar Kurulu`na sevkettik. Eğer bir banka sermaye yeterliliğini kaybediyorsa, bu bankanın sahibi de sermaye bulamıyorsa, o zaman BDDK kurallar icabı gerekeni yapıyor. BDDK`nın düzgün çalıştığını herkesin bilmesi, uluslararası ortamda Türkiye`ye güven ve itibar kazandırıyor. Herkes, (BDDK, sakatları sistemde bırakmıyor) diyecek ancak bu, BDDK`nın mümkün olduğu kadar çok bankayı devletleştirme amacında olduğu anlamına gelmez. Bir bankanın geleceği,büyük ölçüde ekonominin geleceğine bağlıdır. Bugün sezdiğimiz iyileşme devam ederse ve satışlar artarsa, reel sektördeki durum düzelme aşamasına gelirse, bankalar üzerinde bunun olumlu etkisi olacak. Bugünbiraz zor durumda olan bankalar, 6 ay sonra daha rahat bir duruma gelebilecek. Ama tersi de doğru: Reel ekonominin durumu da, bankaların daha rahat kredi verebilmesine bağlıdır.`` Özel bankalara karışamayacaklarını ama kamu bankalarının durumlarını düzelttiklerini bildiren Derviş, şunları söyledi: ``Likidite durumrı düzeldi. Ziraat Bankası ciddi kar etmeye başladı. Halk Bankası`nın da durumu oldukça düzeldi. Kamu bankalarının önüne, reel ekonomiye, özellikle KOBİ`lere kredi artırma hedefini koyacağız. Bir memleket politikası olarak kredi miktarlarını artırmalarını isteyeceğiz, bu da bir rahatlık getirecek. Kamu bankalarında, Mart ayında, ben geldiğimde gördüğüm durum tam bir felaketti. Türkiye`nin krize girmesinin en önemli nedenlerinden biri kamu bankalarının durumuydu. Adamların 12 katrilyonluk, günlük borçları var. Düşünebiliyor musunuz? Sabah uyanıyor ve o gün, hangi fiyata olursa olsun, piyasalardan 12 katrilyon lira borçlanması lazım. Faizlerin bu kadar yükselmesinin nedeni de bu. Başka çaresi yok. Şimdi düzen tamamen değişiyor.`` YABANCI YATIRIMLARIYabancı yatırımları çekmek için gereken önemlere ilişkin bir soruyu yanıtlayan Derviş, AB Komisyonu`nun raporlarında, yabancı sermaye konusunda Türkiye`nin ``saha dışında`` olduğunun görüldüğünü söyleyerek, şöyle konuştu: ``Herkes milli gelirinin yüzde 6`sına kadar varan doğrudan yatırım çekebiliyor. Türkiye, milli gelirinin yüzde 5`i oranında bir yatırım çekebilse, 8 milyar dolar eder. Bizim çekebildiğimiz doğrudan yatırım 1 milyar dolar. 8 milyar çekebilsek, IMF programına ihtiyacımız kalmaz. Bunun çeşitli nedenleri var. Makroekonomik istikrarsızlık bir sorun, yatırımcı için bir soru işareti... Vergi sisteminde aksaklıklarvar. Ben enflasyon muhasebesine yüzde 100 taraftarım. Bunun olmaması, özellikle yabancı yatırımcı açısından büyük bir dezavantajdır. Dolarını TL`ye çeviriyor ve bir yıl içinde özsermayesi değer kaybediyor.`` EŞGÜDÜM EKSİKLİĞİEşgüdüm eksikliğinin Türkiye`de çok büyük ve ciddi bir sorun olduğunu anlatan Derviş, şunları söyledi: ``Yabancı yatırımcı bir bakanlıkla müzakere ediyor, imza alıyor. Sonra başka bir bakanlık, (buna katılmıyorum) diyebiliyor. Haklı nedenleri de olabiliyor. Türkiye`de çok ciddi bir eşgüdüm eksikliği var. Şunu da söyleyeyim, çünkü bu konuda şikayetçiyim ve şikayetimin bilinmesinden yanayım: AB`ye sunduğumuz rapor, DPT tarafından hazırlandı, sorumluluk Ocak 2001`de DPT`ye verildi. Bu rapor, 10 gün gecikmeyle, diğer birimlerin hiçbir katkısı olmadan hazırlandı ve burada (Brüksel`de) biraz da sorun yarattı. Orta vadeli rakam ve strateji sunmayan tek ülke Türkiye oldu. Sadece 2002 yılı ele alındı. Böyle bir raporun, DPT, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı`nın ortak çabasıyla, bir eşgüdüm içinde, yüksek kalitede hazırlanıp sunulması gerekirdi.`` "DÖRT DÖRTLÜK BİR RAPOR VERMELİYİZ" ``Önümüzdeki aylarda, temennileri aşıp, çok daha ciddi bir çalışmayla, hedeflere nasıl ulaşacağımızı, kimin ne yapacağını ortaya çıkarmamız lazım`` diyen Derviş, ``Gelecek raporu da 2002 Ağustosu`na kadar vermemiz lazım. Dört dörtlük bir rapor vermeliyiz. (En iyi raporu Türkiye hazırladı) desinler. Bunu yapacak uzmanlarımız var. Benim gönlümde, rakam, analiz ve tahlilleriyle dört dörtlük bir rapor var`` şeklinde konuştu. Yabancı yatırım konusunda da eşgüdüm sorunu yaşandığını anlatan Derviş, ``Herhangi bir sektörde, bir bakanlık bir şey yapıyor, Hazine sonradan devreye giriyor, DPT sonradan giriyor veya hiç girmiyor. Bir takım sorunlar oluyor. Yasalarda durum çok açık değil. Hangi tür yatırıma hazine garantisi verilebilir, hangisine verilemez? Yasama organlarının içinde fikir ayrılığı var. Bütün bunları, eşgüdümü sağlayarak, herkesin mutabık olduğu noktaya getirmek gerekiyor. İstemiyorsak istemiyoruz ama istiyorsak, bir bakanlığın isteyip, iki bakanlığın istememesi olmamalı`` diye konuştu. ``EKONOMİK PROGRAM BAŞARIYLA UYGULANDI``Devlet Bakanı Kemal Derviş, Türk hükümetinin ekonomik programı başarıyla uyguladığını söyledi. Türkiye`nin esas kredi kaynağının IMF olduğunu söyleyen Derviş, ``(10 milyar dolar geliyor) diyemeyiz ama IMF yönetimi, prensip olarakbu ihtiyacı tespit etti. Makul olduğunu, program uygulaması koşuluyla verilmesi gerektiğini hissedarlarına anlattı. Hissedarlar da ilke olarak bunu benimsedi`` dedi. ``Biz borçlarımızı vadesi geldiğinde kesinlikle ödeyen bir ülkeyiz. Borç oranının, 3 yıl içinde yüzde 60`a düşürme imkanı var. Geçmişte, bankalar sistemindeki gizli borçları ortaya çıkarmadığımız için borç daha düşük gözüküyordu ama fiili borç daha fazlaydı. Hepsini su yüzüne çıkarınca, borç yüzde 90`a çıktı. Her yıl yüzde 10`luk bir düşüş öngörüyoruz`` diyen Derviş, şunları anlattı: ``IMF`ye, programın 3 boyutunu gösteriyoruz. Birincisi, finans sektöründe yaptığımız temizlemenin son kısmıdır. Her şeyi bitireceğiz. Kamu bankalarının organizasyonu, Vakıflar Bankası`nın özelleştirilmesi, finans sektörünü kesin sağlığa kavuşturmak... İkincisi, özel iç ve dış yatırımcının çalıştığı ortamı düzeltmek. Özelleştirme İdaresi bugün büyük bir KİT halini aldı. Bürokratik engelleri kaldırmak gerekiyor. Üçüncü boyut, kamu yönetimi ile ilgilidir. Eşgüdüm ve personel politikasında bazı ciddi değişiklikler yapılacak. Örneğin, performansa bağlı ücret ödenmesi... Birçok kamu kuruluşunda, toplam rakamlara baktığınız zaman, uluslararası kıyaslamalara göre Türkiye`de çok fazla memur olduğunu söylemek zor. Örneğin, bazı bakanlıkların İstanbul`da çok memuru var, esas işin yapılması gereken Doğu Anadolu`da az. Bunları düzeltmek, devlet yönetimi reformunu gerçekleştirmek gerekiyor.`` ``Teorik olarak görüşlerime katılan çok ama işi pratiğe geçirmek biraz daha zor oluyor`` diyen Derviş, ``Hedefe ulaşabileceğinize ne kadar inanıyorsunuz?`` sorusuna, şu yanıtı verdi: ``Başka çaresi yok ve bunu herkes biliyor. Eleştiren çok var da öneri getirene pek rastlayamıyoruz. Bu seneki program uygulamasına baktığınız zaman, çok ciddi başarılar var. Bütün sözler yerine getirildi. Bu, hükümet için bir başarıdır. Kolay işler değil. Örneğin tarımdaki değişiklikler, primlerin, desteğin kalkması... Geçmişte, buğday, TMO kredileri kendi başına bir enflasyon kaynağıydı. Bunlar kolay değil ama bir şekilde oluyor. Daha gönüllü, daha kararlı, daha çabuk olsa, daha az sıkıntı çekeriz.`` HATALARIM OLDUKemal Derviş, ``Kendinize ne not verirdiniz?`` sorusuna ise şu yanıtı verdi: ``Zor bir soru. Söylediğim gibi, bence iki hata yaptım. Birincisi,(Kur çöktü, kriz oldu ama dış kaynağı sağlayıp olayı toparlarız. Bu, okadar da ağır bir kriz değil. Türkiye çok dinamik bir ülke. Hızla atlatır) düşüncesindeydim. Biraz da yön vermek istedim. Bir bakan olarak biraz da iyimser olmanız lazım. Hakikaten, özellikle bankacılık sektöründeki çöküşün boyutunu ancak zamanla anlayabildim. Bu bir gerçek. Bir de, yasal sistemdeki çözümsüzlük... Türkiye`de bu çok önemli bir unsur. İş sadece para kaynağı meselesi değil. Üç-dört merci, farklı hukuki görüş bildirerek bir olayı kilitliyor ve bundan çıkış çok zor oluyor. Dolayısı ile Türkiye`de krizin tüm boyutlarını görememiştim. İlk geldiğimde, (Yaza doğru düzeliriz) yerine, (Arkadaşlar, bu iş çok ciddi. 78 krizimize benziyor, 94 krizine benzemiyor. Bir, birbuçuk yıl geçecek) deseydim belki daha iyi olurdu ama o zaman millet karamsarlığa girebilir, kriz daha da büyüyebilirdi.Gelişimden 10 gün sonra, (Bu adam ne yapıyor, neden hala krizi halletmedi) diye söylenenler oldu.`` Derviş, şöyle devam etti: ``İkincisi, koalisyon ortamında, siyasi bir parti desteği olmaksızın, siyasi anlama gelebilecek bazı sözleri sarfetmek sıkıntı yarattı. Basının yaklaşımı da kabine içinde bana karşı bir rahatsızlıkyarattı. Programa zararlı oldu. Yeterli ölçüde hesaplayamadım. Bu konularda kendimi eleştiriyorum. Benim amacım bu ekonomiyi bir an öncedüzeltmek, başka bir amacım yok.`` Derviş, bir başka soru üzerine, ``İleriye dönük politika konusunda bir şey söylemeyeceğim. Kendi içimde tartışıyorum ve bu tartışma daha bir yere varmadı`` diye konuştu.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı