Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dergiler ve psikiyatrlar

Hadi ULUENGİN

Mecmuanın yemek sayfasında şahane bir fotoğrafıyle birlikte uskumru dolması tarifi verilmiş ama zaten ayda yılda bir mutfağa giren ve o girişinde dahi mikro dalga fırında ısıttığı hazır çorbayı yüzüne gözüne bulaştıran bir kadın, psikiyatrın bekleme odasında bana sunulan imajla nasıl bağdaşabilir ?

Dişçiye gittim. Hayır, hayır, sanmayın ki çektiğim azap ve eziyeti anlatarak pazar keyfinizi kaçırmaya niyetleneceğim...

Müsterih olun, ben sadecene hekim işkence koltuğuna oturtmadan önce bekleme salonunda göz attığım kadın ve moda dergilerinden bahsetmek istiyorum.

Burada hemen bir parantez açayım, aslına bakarsanız söz konusu yayınların neden daima tıbbi mekanlara konduğunu hala çıkartabilmiş değilim.

*

EVET, hayatımda, bu dergileri bayiden alır almaz ilkin rejim sayfalarına saldırıp sonra çikolataya dayanamadıklarında onları hışımla tuvalete bırakarak benim oradaki çizgi - roman düzenime tecavüz edecek kadınlar olmadığından, söz konusu neşriyata ya Hipokrat ya da Freud bulaşmış mıntıkalarda raslıyorum.

Çünkü doğruyu söyleyeyim, işte günceli, diplomasisi, edebiyatı, felsefesi, havacılığı, zartı, zurtu ve de bilhassa yatçılığı zaten bir alay periyodik yayına çuval dolusu para akıtıyorum, sevmediğimden değil ama eh içerikleri uğraş alanıma tam girmiyor, yukarıdaki neşriyatı para vererek takip etmem.

Dediğim gibi, tababet çağrıştıran yerlerde elimin altına düşerse okurum.

*

NİTEKİM, fi tarihinde psikanaliz koltuğuna yatarken, ruhbilimcimin bekleme odasındaki mecmualar sayesinde dişi aktüaliteyi çok yakından izliyordum.

Yalnız gelecek sezon ekose eteklerin kısalacağı ya da önümüzdeki mevsim gardroplara prensdögal tayyörlerin gireceği hakkında bilgi sahibi olmakla kalmayıp, kaymak sayfaları çevirdikçe hem Monaco'lu Caroline'nin mercimeği şimdi kiminle fırına verdiğini, hem vişneli turta hamurunun pudra şeker karıştırılarak dinlendirilmesi gerektiğini, hem de dudak rujlarının sonbaharla birlikte koyulaşacağını öğreniyordum.

Üstelik, o ara refakatçim olan her hangi bir kadının burcunu okuyarak onun yıldız kavisiyle benimkisinin uyuşup uyuşmayacağına dair malumat ediniyordum.

Uyuşmayacak mıymış, sayfaya nakşedilmiş bedbaht kaderimi kabulleniyor ve hemen tedbir alıyordum. Başka bir astrolojik kavise dümen kırıyordum.

Bunu psikiyatrıma anlattığımda da adam devirdiği onca Lacan cildinin normalde kendisine sağlamış olması gereken ağırbaşlılığını yitiriyor ve sanki ruhbilimci değil de boşanma celsesinde karşı tarafın avukatıymış gibi, ‘sen falanca kompleksden muzdarip bir manyaksın’ diye neredeyse üzerime yürüyordu.

*

PSİKANALİZ seanslarına son verdim. Fakat içimde uhde kaldı, doktorun suratına karşı hiç bir zaman benim bu durumumdan bekleme salonuna koyduğu kadın ve moda dergilerinin sorumlu olduğunu haykıramadım.

Yaşadığım travmalarda söz konusu neşriyatın büyük pay taşıdığını, nitekim son vukuatın da, aynı neşriyatın artık mutlaka biberiye kokulu parfümler öngörmesine rağmen benim eski gözağrımın hala o müthiş ‘out’ parfümde ısrar etmesinden kaynaklandığını söyleyemedim.

Yalan mı, dergi ‘bu kış abiye kokteyl kıyafetleri giyilecek’ diye bangır bangır bağırıyor ve de üstelik o canım mankenin lacivert kadın olarak sayfalarca pozunu yayınlıyor, çıktığım hatun en şık bardaki randevuya hala ‘grunge’ pasaklılıktaki bir blucin ve geçen yılki modanın ağır makyajıyla gelerek beni rezil-i rüsva ediyor. Bunu nasıl kabullenebilirim ?

Veya, işte okudum ‘kocanızı hep fethedin’ başlığı altında koskoca bir cinsellik dosyası hazırlayan dergi bütün hanımlara, partönerlerine Çin usulü yang ve ying okşamalarıyla uvertür yapmalarını öğütlüyor. Şema bile çizmiş.

Bırakın yangı ve yingi, deli saraylı anadan miras cariyeliği bile yerine getirmekten aciz bir dişi müsveddesine daha ne kadar zaman dayanılabilir ?

Ya da, mecmuanın yemek sayfasında şahane bir fotoğrafiyle birlikte uskumru dolması tarifi verilmiş ama zaten ayda yılda bir mutfağa giren ve o girişinde dahi mikro dalga fırında ısıttığı hazır çorbayı yüzüne gözüne bulaştıran bir kadın, psikiyatrın bekleme odasında bana sunulan imajla nasıl bağdaşabilir ?

Mümkün değil !

Adam oraya dünya ruhbilim kongresinin stenografik tutanaklarını veya ‘Şizofreninin Patolojik Kökenlerin Giriş’ türünden alim kitaplarını koyarak beni düşünmeye sevkedeceğine, kalkmış sehpanın üzerini emsalsiz rüyalar ve erişilmez kadınlarla bezeli modern efsane mecmualarla donatmış, sonra kalkmış bana ‘havaiyat manyağı’ teşhisi koyuyor.

Geçelim efendim, geçelim ! Psikiyatr bey manyak sensin ve bu durumumumdan, bana bekleme salonunda moda ve kadın dergileri okuttuğun için sen sorumlusun !

*

GÖRÜYORSUNUZ ne kadar doluyum ve parantez açıyorum diye başlayıp yazının sonuna geldim.

Dişçi koltuğunda enkizisyon işkencesine oturmadan önce baktığım son moda ve kadın dergilerinini belki başka bir defa anlatırım...

X