Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Derenciler hayal görüyor

<B>SABANCI</B> gıda sektöründe hızla ilerliyor. Bu kez çay işine Deren markası ile girdi. Deren reklamında bir otobüs şoförü boş sokaklarda sakin sakin dolaşıyor.

Sonra anlıyor ki bütün insanlar Deren Çay içmeye gitmişler. İnsanları görüyoruz. Farkı tiplerden anlıyoruz ki Deren ‘herkese herkeseye’ çayı.

Çay pazarı yılda 200 bin tonluk bir pazar. Çayın kilosu ortalama 5.5 milyon lira. Yani, çay deyince yılda 850 milyon dolardan söz ediyoruz. Derenciler üç yılda pazarın yüzde 33’üne hakim olacaklarını söylüyorlar. Bu üç yılda 60 bin ton çay satmak demek. Hangi konumlamayla? Herkese herkeseye. Güldürmeyin beni. Çay-Kur Rize çayını zaten ‘herkese herkeseye’ satıyor. Sizi kim niye alsın?

Derencilerin çay pazarını iyi incelemedikleri, çay pazarındaki pazar bölümlerini doğru göremedikleri ortada. ’Herkese herkeseye’ pazar konumuyla üç yılda Deren ancak yüzde 2.5 bilmedeniz yüzde 3 pazar payına sahip olur. Hadi yüzde 5 olsun. O da sürekli reklam yaparsa. Yüzde 33 pazar payı için sıkı konumlama gerekiyor. Tabii ki o konumlamaya uygun bir de ‘ne dediği’ belli olan bir reklam kampanyası. Bilmem anlatabildi mi?

Guardian, Soho’daki pavyonları unuttun mu

THE
Guardian Gazetesi yazarı Nicholas Hall, ‘İstanbul’da MY WAY isimli bir pavyonda fahiş fiyat çekildi, tehdit edildim’ diye ortalığı ayağa kaldırmış. Yaptığı kuşkusuz doğru. Her ülkede bir ‘pavyon’ dünyası var, kuralları üç aşağı beş yukarı aynı şekilde çalışıyor. Buralarda kazık yedi mi tabii ki insan hakkını aramalı. Ama kendi köşesinde yazıyorsa pavyon gerçeğinin ‘evrenselliği’ konusunda okurlarını uyarmalı. Hatta kendi ülkesinden de örnek vermeli. Nicholas Hall’ün Soho’dan haberi yok mu?

Londra’daki Soho bölgesinde bulunan pavyonların İstanbul’daki pavyonlardan bin kere daha acımasız olduğunu dünya bilir. Kapılarda kadınlar sizi ‘show’a davet eder. Kaç lira dersiniz? Çok ucuz ‘beş sterlin’ derler. Siz hadi gireyim deyince elinize küçük bir bilet tutuştururlar. Altında okunmayacak şekilde ilk içki 40 sterlin yazar. Girip yerinize oturup ‘bir bira’ dersiniz. Anında masanıza elinde içkiyle bir kadın gelir, konuşmaya başlar. Siz geri gönderseniz bile, iki dakika sonra başınıza garson dikilir, ilk içki parasını yanında 40 sterlin ‘artiz içkisi’, 40 sterlin de ‘hizmet’ bedeli tahsil etmeye çalışır. ‘Hoop ne oluyoruz..’ derseniz, iki çam yarması anında kolunuza girer, korkudan küçük dilinizi yutarsanız. Sıkıysa bir biraya 120 sterlin (yaklaşık 300 milyon TL) ödemeyin.

Nicholas Hall, 22 yaşına gelmiş, Londra’daki Soho bölgesine hiç uğramamışsa, böyle bir kişiyi gezi yazarı yapmak Guardian’ın ayıbı. Eğer Hall, Soho’yu bilip de Türkiye’de yediği pavyon kazığını art niyetli bir şekilde ‘dünyada ilk defa olan bir şey gibi yazıyorsa’ bu da onun ayıbı. Demek köşeleri ‘baba malı gibi’ kullanmak sadece bize özgü bir şey değilmiş!.

Tebrikler Kabaali

AMERİKA
’da iletişim eğitimi alırken ‘medya hukuku’ önemli derslerimizden biriydi. Bu derste sürekli Amerikan yüksek mahkemesinin iletişim özgürlüğünü savunan kararlarını incelerdik. Yüksek mahkemedeki yargıçların ‘iletişim özgürlüğüne’ destek veren karar gerekçelerini okudukça ağzım açık kalırdı. Dün, bizim gazetede Eskişehir 3’üncü Asliye Hukuk mahkemesi hakimi Mithat Ali Kabaali’nin, Başbakan Erdoğan’ın tazminat istemine karşılık ‘karikatür özgürlüğünü’ savunan karar gerekçesini okudum. Yine ağzım açık kaldı: ’Kamuoyuna mal olmuş kişiler alkışlar kadar eleştirilere de katlanmak zorundadır. Bu karikatürde sanatın gerektirdiği ince mizah vardır. Başbakan hoşgörmek zorundadır.

Hakim Kabaali’ye bütün İletişim Fakültesi dekanları teşekkür etmeli. Onların yerine Başbakan’a ‘iletişim özgürlüğünün’ ne demek olduğunu anımsattığı için. Teşekkürler Kabaali. Dersin için teşekkürler.

BDDK: Bakkalları Düzenleme ve Denetleme Kurulu

YILLAR
önceydi, anımsayın, kumar borcundan bir kişi kendini öldürdü diye, Türkiye kumarhaneleri kapatmıştı. Aslında devlet kumarhanelere gireni çıkanı, kumarhane gelirlerini denetleyemediği için havlu atmış, kumar borcu mağdurlarını da çıkan yasaya ‘yastık’ olarak kullanmıştı. Devletin kumarhaneleri denetleme konusundaki acizliğinin faturasını o günden bu güne Türkiye ödüyor. Onbinlerce yerli ve yabancı turist, kumar oynamak için Türkiye yerine başka ülkeleri tercih ediyor, milyonlarca dolar Türkiye yerine başka ülkelerin kasasına giriyor. Yöneticilerimiz uyuyor.

Şimdi de kredi kartları mağduru BDDK görevlisi öne sürülerek, kredi kartları kullanımına yasaklar getiriliyor. Serbest piyasa sistemi, rekabetin doğal çarkı hiçe sayılarak BDDK ‘pazara’ müdahaleye hazırlanıyor. Tasarı yasalaşırsa asgari tutar 3 dönem ödenmezse ya da 1 yılda 4 kez ödenmezse kart hamilinin bütün kartları iptal edilecek, bu kişi 2 yıl süreyle de kart alamayacak. Kart limiti de gelirin 3 katı ile sınırlandırılacak.

BDDK bireysel özgürlüklere müdahale ediyor. Kurunun yanında yaşarlı da yakıyor. Neden? Çünkü BDDK varolan sistemdeki yığın bilgiyi denetleyemiyor. Bankalara ait riskleri göremiyor. Bu olacak iş değil.

Kredi sözleşmesi, tüketici ile banka arasındaki kişisel bir sözleşme. Kredi kartı ya da taksit kart almak için başvurursun, banka senin risk analizini yapar, gelirine bakar, kaç kredi kartın var, toplam kredi limitin nedir, kartı borcu ödeme potansiyelin nedir ona bakar, sonra da sana talep ettiğin kartı verir. Daha sonra bankanın görevi seni sıkı izlemektir. Borcuna sadık kalmazsan, bankanın yapacağı iş kartını elinden almaktır. Günün sonunda kredi kartı izleme işini iyi yapan banka ayakta kalır, izlemeyen batar.

Peki durum böyleyse BDDK’ya ne oluyor? Aklınca devlet babalık yapıp vatandaşı, bankaları ve ekonomiyi kurtarıyor. BDDK’nın bu mantıkla veresiye verip, borcunun peşinden koşmayan bakkallara da müdahele etmesi gerekmez mi? Bu ülkede bankadan çok bakkal yok mu? Var. O halde? Hem kısa adını da değiştirmek gerekmez: Bakkalları Düzenleme ve Denetleme Kurulu.

Keşke önüne gelecek yasaları sadece Anayasa’ya aykırılık açısından değil, serbest piyasa kurallarına aykırılık açısından denetleyebilecek bir Cumhurbaşkanı’mız olsa. Keşke.

Erdoğan niye devretti

AKP
diğer partilere göre kamuoyu araştırmalarından çok daha fazla yararlanan bir parti. Son kamuoyu araştırmaları Tayyip Erdoğan’ın Ülker bayiliğinin seçmenler tarafından hiç de hoş karşılanmadığını söylüyordu. Yani olası bir erken seçimde Ülker bayiliğinin Erdoğan’ın başına çorap örme potansiyeli vardı. Erdoğan kurmayları tehlikeyi görüp bayiliği devrettirdiler. Yani? Erken seçime hazır olun.

TÜRKİYE Futbol Federasyonu’nun ‘Lütfen’ yazan ‘şiddet karşıtı’ reklam kampanyası devam ediyor. Ne değişti? Ne olur Futbol Federasyonu’ndan biri yanıt versin? ‘Lütfen’ kampanyası sonucunda ne değişti? Futbol Federasyonu yüzbinlerce dolar harcayıp bu kampanya sonucunda ne elde etti? ‘Teşvik primi ve şike’ iddialarını kanıtlamak zor. Bir reklam kampanyasının etkilerini ölçmek ise çok kolay. Yanıt bekliyorum Levent Bıçakçı.

LOREAL’in yeni selülit kremi reklamındaki saçmalığı gördünüz mü? Reklamdaki kadın pantolonlu! Ilımlı İslamcıların bizi getirdiği yere bakar mısınız? Pantolonlu selülit reklamı. Bravo? Biraz çabalarsak çarşaflı selülit kremi reklamlarına az kaldı!

Çekirgelik

<ı>Benim okulda nice bir numaralı arkadaşlarım şu anda sefilleri oynuyor. Karneleri baştan sona 10. Ama hayata gelince çok başarısız oldular.

Tayyip Erdoğan
X