Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Derby’nin bir sitesi varmış

DERBY tıraş bıçağının üreticisi Azmüsebat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Cansu’dan, geçen haftaki "Kurtlar Vadicilere Derby" yazıma itiraz geldi. Cansu, "Derby yeni ürün geliştirmiyor, taklit ediyor. Üstelik internet sitesi bile yok" sözlerimin "maksadı aştığını" ifade ediyor.

Derby’nin bir internet sitesi varmış: www.derby.com.tr . Girdim, baktım, gerçekten de var. Sadece ürün demosu yapan bir reklam sitesi... Ama olsun var. Ben Google’da arayıp bulamamıştım. "Bile" nitelemesi için özür dilerim.

Cansu şöyle diyor: "Derby ister yeni ürün geliştirir, ister geliştirmez, bu Derby’nin bileceği iştir. Kaldı ki, Derby’nin kendine özgü tasarımıyla, Türkiye’de üretip piyasaya sunduğu 3 bıçaklı kullan-at tipi tıraş aleti gibi bir ürün, nedeni belirsiz (!) şekilde övülmeye çalışılan, Gillette’de bulunmamaktadır."

Ben ne demişim? "Yeni ürün geliştirme kararını ben mi vereyim" demişim. Hayır. Tabii ki Derby istediği pazarlama stratejisini seçmekte serbesttir. Ama kozlarını "yenilikçilikten" yana oynamadığında da "yenilikçidir ya da değildir" demek benim bileceğim bir iştir... Tıraş bıçağını, 2’li, 3’lü tıraş bıçaklarını Derby icat etti de benim haberim mi yok?

Gillette’yi nedeni belirsiz (!) şekilde övdüğüm iddiasına gelince... Türk aklının komplo üretme yeteneğine hayranım. Hürriyet Cuma’da "Kurtlar Vadisi Irak" filmini eleştirince "Amerikan ajanıymışsın da haberim yokmuş, dikkat et gözüm üzerinde" diye tehdit edenler çıktı. Bekir Cansu da beni "1895’te kullan-at tıraş bıcağını bulan King Gillette’in ajanı" yapmış çok mu?.. Ne yapalım, katlanacağız. Türkiye’de sert esen rüzgarlara karşı durup yazı yazmanın bedeli ağır. Katlanacağız.

YERLİ MALI HERKES KULLANMALI

Cansu
mektubuna şöyle devam ediyor: "Derby yüzde yüz Türk sermayesiyle Türkiye’de üretim yapan tek tıraş bıçağı ve tıraş sistemleri fabrikasıdır. 600 kişiyle çalışmaktadır. Türk mühendis ve işçisinin üretmediği hiçbir malı pazarlamaz. Ürettiği tıraş bıçaklarının ve tıraş sistemlerinin tasarımı, teknolojisi, üretimin gerçekleştirildiği makinelerin üretimi ve teknolojisi Türk mühendislerinin eseridir. Derby yurtdışına hiçbir ’know how’ ücreti ödememektedir. Pek tuttuğunuz Gillette, Türkiye’nin iki tıraş bıçağı fabrikasından biri olan Permasharp tıraş bıçağı fabrikasını satın almış, kapatmış ve makineleri Polonya’ya taşımıştır. Gillette’nin Türkiye’de sattığı hiçbir ürün Türkiye’de üretilmez, hepsi ithaldir."

Cansu
’nun mesajı "Derby’yi küçük düşürdüğüm" sonucuyla bitiyor. Oysa yazımda, Bekir Cansu’nun söylediğinden başka bir şey demedim. Derby reklamlarında "Ali Desidero karakteriyle milliyetçi damarı gıdıklayıp yerli malıyım" diyor, Kurtlar Vadisi de aynı kökten geldiğine göre Derby ve Kurtlar Vadisi hedef kitlesini örtüştürmenin neresi küçük düşürme?

RÖK’ün denetimini yaptığı Uluslararası Reklam ve Uygulama Esasları "Reklamlar ırk, ulusal köken, din ve cinsiyet veya yaşa dayalı ayrımcılık kurulmamalı ve ayrımcılığı desteklememeli, insan saygınlığına hiçbir biçimde zarar vermemelidir" der.

Bu köşeyi okuyanlar bilirler. "Türkiye’nin globalleşen dünyada global formatlarda çalışan firmalara gereksinimi var" düşüncesini savunurum. "Yarın Bekir Cansu da, ’maliyetler’ zorladığında gerekirse Rusya’ya da fabrika açmayı bilmeli" diye düşünürüm. Gerektiğinde de işinde uzman yabancıları istihdam edebilmeli. Örneğin Gillette’in şu anda kullan-at bıçakları Rusya’dan geliyor. Fabrikasının başında bir Türk var: Ali Rıza Ganioğlu.

Buna rağmen yıllardır Derby’nin mesaj stratejisinin "ulusal köken ayrımcılığı" madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini "global rekabet" karşısında "Türklük" konseptinin de "hakaret" içermediği sürece kullanılabileceğini savunmuşumdur.

Adil olan budur. Hal böyleyken "Türkçülere Derby", Batıcılara "Gillette" deyince nasıl "hain" oldum onu anlamadım. Burası Türkiye, buradan çıkış yok... Savununca sizden iyisi yok, karşıt iki söz söyleyince "hain, uşak, satılmış".

Derby’nin de 3’lü kullan atları için Amerikan Safety Razor’dan destek aldığını biliyordum ama demek ki yanılmışım. Madem bu kadar yerliyiz, niye ismimiz Derby Samurai o zaman?

Kemiksiz adam

GARANTİ’ye Shop and Miles’ı, Bonus Card’ı markalaştırmak yetmedi şimdi de yeni bir kart markalaştırmaya çalışıyor: Flexi Card.

Niye mi Flexi Card? Kredi kartı pazarının güçlü oyuncuları World Card, Axess Card, Maximum ve Bonus Card. Garanti Bankası kredi kartı pazarında pazar payını arttırıp lider olmak istiyor da o yüzden... Pastadan birkaç ısırık daha koparmanın yolu da nereden geçiyor? Tabii ki karşılanmamış gereksinim alanlarını karşılamaktan... Şu ana kadar hep bir kartı ediniyor, sonra nerede geçtiğine bakıyorduk. Flexi’de baştan "Şurada geçsin" diyorsunuz. Çaktınız mı durumu?

Flexi’nin televizyon, gazete, raket reklamlarında kullandığı "kemiksiz, her şekle giren adamı itici bulanlar" olsa da kartın özündeki esnekliğin, "kemiksiz adamla" iyi bir şekilde kafalara kazındığını düşünüyorum.

Merakım "kemiksiz adam" esprisinin geleceğe nasıl taşınacağı. Bir peruk Bonus Card’ı Türkiye’nin en başarılı markalarından biri yapmaya yetti.

Bir "kemiksiz adam" bakalım Flexi Card’ı ne yapacak? Aynı "kemiksiz adam" sürekli mi kullanılacak. Yoksa dünyada çok sayıda kemiksiz adam var da bizim haberimiz mi yok! Aynı "kemiksiz adam" kullanılırsa iticilik sorunu nasıl aşılacak? Bekleyelim görelim.

Bu arada reklamdaki oyuncu Daniel Browning Smith... Dünyanın en ünlü "contortionist"i, yani vücudunu eğip büken akrobatı...

Smith vücudunu şekilden şekle sokup üç kez de Guinness rekorlar kitabına girmiş. Kendini lastik çocuk olarak konumlandıran Smith’in vücudunu başka ne hallere sokabildiğini görmek istiyorsanız rubberboy.com sitesine girmenizi öneririm.

Aslında Flexi reklamları için niye yabancı birini bulmuşlar ki... Türkiye’de para ve iktidar uğruna her yere oynayan, her yeri oynayan kemiksiz o kadar çok insan var ki!

Son olarak "Esnek Card" değil de niye Flexible’ın Flexi’si değil mi? Ama "Esnek" deyince de havası olmuyor be... Niye her şeyi İngilizce söyleyince pek bir havalı oluyor ki?

Bakanlık mahkemelik, Türkiye ’amatör’ görüntüyle tanıtılıyor

TÜRKİYE’nin 2006 tanıtımlarını üstlenen Wunderman’ın çektiği ve İngiltere’de yayınlanmaya başlayan reklam filminin Rehberler Derneği’nce "bilgilendirme" toplantısında protesto edildiğini yazmıştım.

Wunderman Başkanı Atilla Aksoy yanıt göndermiş. Wunderman yeni filmi havalar düzelince çekilecekmiş. Şu anda basın/dergi/outdoor kampanyalarına ağırlık verilmiş. İngiltere’de ise özel bir durum söz konusu imiş. Pazar daha önce hareketlendiği için hemen bir filmin devreye girmesi gerekmiş. Eski çekimlerden masa üstünde bir şeyler yapalım denmiş. Ama bakanlık Ddf’le mahkemelik olduğu için eski kopyaları alıp Wunderman’a bir türlü ulaştıramamış. Bu nedenle Wunderman "amatör" görüntülerle tur operatörlerini isteğini yerine getiren bir film yapmış. Aksoy mektubunu şöyle bitiriyor: "Marjinal diyebileceğimiz bir bölümünü oluşturan ve sadece bu boşluğu doldurma amacıyla yapılmış filmi ’Wunderman Türkiye tanıtımını böyle yapıyor’ diye naralar atarak halk oylamasına sunanların hangi amaca hizmet ettiklerini tahmin etmek mümkün. İşin en üzücü yanı, bu propagandayı yürütenlerin bütün bu gerçeği ve kampanyanın ağırlıkla basın ilanlarıyla başladığını biliyor olmaları. Yaratıcılık iddiası taşımayan filmin zaman kaybetmeden devreye girmesiyle krizlerin artarda geldiği bir ortamda kendinden beklenenin çok üzerinde bir etki yarattığını da Londra turizm müşavirliğinden öğrenmiş olmanın sevinci içindeyiz. Unutmayalım ki, tanıtım işlerinde bazen sürat ve zamanında müdahale yaratıcılık şovlarından çok daha etkili olabiliyor."

Türkiye turizm tanıtımında Wunderman farkını görmek isteyenler, ne yazık ki, biraz daha bekleyecekler. Doğa insaflı davranırsa önümüzdeki 15-20 gün içinde çok daha keyif alabileceğimiz tanıtım filmlerinde buluşmak üzere...

Yine de hiçbir gerekçe Türkiye’nin "amatör görüntülerle" tanıtımını haklı kılmıyor... Her şey satış mı? Ya imaj sevgili Aksoy?

3. Kuşak da Avea konkurunda

GEÇEN hafta Avea reklam konkuruna çağrılan ajanları yazmıştım. 3. Kuşak reklam ajansı da çağrılı ajanslardan biriymiş. Branded diye de bir ajans yokmuş, kısmen uydurmuşum. Doğrusu Brand-It’miş...

Erdoğan’ın argo formu yerinde

TNS Piar’ın her ay yaklaşık 2 bin kişi ile yaptığı "Liderlerin Form Grafiği" araştırmasının Ocak 2006 sonuçları elimize ulaştı. Sonuç bilindiği gibi... Tayyip Erdoğan yine yükselişte, diğerleri yerinde sayıyor. Hálá dişe dokunur alternatif yok. Baykal’da artık iyice çuvallamış durumda.

Aralık 2005’te Erdoğan’la ilgili görüşleri olumlu olanların oranı yüzde 39.1’di, ocakta bu oran 3 puan artarak yüzde 42.1 oldu... Yani Erdoğan’ın Kasımpaşalı tavırlarından, lanlı, ulanlı argosundan şikayeti olan pek yok...

Peki ne olacak? Artık Türkiye’nin AKP ile Atatürk’ün belirlediği "çağdaş medeniyetler seviyesi" hedefine ulaşamayacağı ortada. İşte HAMAS lideri ziyareti, işte "türban da türban, imam hatip de imam hatip dayatması.."

Ne olacak peki?

Yok mu koca Türkiye’de Erdoğan’ın argosuna argoyla karşılık verebilecek bir lider? Ya da adayı? Doktor doktor kalksana...

Çekirgelik

Para söz konusu olduğunda herkes aynı dindendir.

(Voltaire)

Not: Bu söz Unakıtan’a adanmıştır.
X