Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Depremden siyaset çıkarmak...

DUYGUSAL bir millet olduğumuza böyle acı ve büyük olaylardan sonra bir kez daha iman ediyorum. Önce duygularımızla harekete geçiyoruz; sonra arkadan aklımız da bunu takip ederse ediyor.

Deprem bir doğa gerçeği. Deprem ülkesi olmamıza, Van gibi şehirlerin depremi başka her yerden iyi biliyor olmasına rağmen, depreme karşı yeterli mühendislik hazırlığımızın olmadığı da ülkemizin bir gerçeği.
İşte son Van-Erciş depremi bunu bir kez daha gösterdi. Binalar yıkıldı, insanlar hâlâ yaşam savaşı veriyorlar.
Binalardan çalınan malzeme değil, insan hayatı aslında.
Ama diyeceğim bu değil. Diyeceğim, deprem haberi alınır alınmaz verdiğimiz tepkiler. Özellikle de siyasi tepkiler.
Birinci tepkiyi tam da deprem saatinde İstanbul’da Taksim’de Kürtlere karşı gösteri yapmakta olan ırkçılar verdi. Zaten son terör saldırılarından sonra ciddi bir ırkçılık rüzgarı dört bir yanı sarmıştı, deprem de bu rüzgarı durdurmak bir yana ateşledi.
Aynı ırkçıları, dün Ahmet Hakan da çok güzel yazdı, sosyal medyada da bol bol gördük. Bu, Türkiye’nin başa çıkması, ama en önce yüzleşmesi gereken çok önemli bir sosyal sorunu. ‘Bizde ırkçılık olmaz’ diyenler inkar içindeler.
İkinci tepkiyi, normalde asla ırkçılarla aynı kategoride göremeyeceğimiz, görece ‘iyi niyetliler’den gördük. Hemen herkes, ‘Deprem acıları bizi birleştirecek’ demeye başladı.
Meselenin bir yönü şu: Demek ayrıydık ki birleşmeye ihtiyacımız var, öyle mi? Yükselen ‘Hayır’ seslerini duyar gibiyim. Duygusal bir milletiz demiştim, değil mi?
Meselenin öteki yönü benim daha çok ilgimi çekiyor: Orada insanlar ölmüş, can çekişiyor, enkazdan kurtulmaya uğraşıyor, başkaları enkazı eliyle kazarak eşini dostunu ailesini veya tanımadığı birilerini kurtarmaya çalışıyor ama biz burada siyaset konuşuyoruz.
Bu depremin, Türkiye’nin geleceğini, siyasi bütünlüğünü nasıl etkileyebileceğini merak ediyoruz.
Meraktır bu önüne geçemezsiniz elbette ama birkaç gün sussak, onun yerine depremzedelere yardım etmeye çalışsak, sonra bu konuları konuşmaya nasıl olsa vaktimiz olur.

Helal olsun Ahmet Tezcan’a

DEPREM haberi ilk geldiğinde yoldaydım. Depremi de zaten önce twitterdan öğrendim. Tabii hemen nefret ve ırkçılık patlamalarının yanısıra bir yardımseverlik patlaması da yaşandı sosyal medyada.
Başta her kafadan bir ses çıkıyordu. Derken, gazeteci dostum Ahmet Tezcan devreye girdi, çok iyi bir öneri getirdi: EvimEvindirVan.
Van’daki depremde evini kaybedenlere Türkiye’nin dört bir yanında geçici evler temin etmek üzerine kurulu bir gönüllüler hareketi.
Ahmet sadece fikri vermekle kalmadı, önce İstanbul Valiliğini aradı, sonra başka illeri ve bu işin koordinasyonunu vilayetlerin üstlenmesini de sağlamaya çalıştı.
Bu gönüllü hareketin her dakika büyüdüğünü görüyorum.

Depreme yardım çabaları: Severken boğmayalım

ÇUKURCA’daki terör saldırısı sonrası da oldu, deprem sonrası da tekrar etti.
Çukurca’daki saldırı sonrası bazı aklıevveller jandarma karakolunun telefon numarasını sosyal medyada verdi, elden ele yayıldı ve sonunda karakol yağan telefonlardan iş yapamaz hale geldi.
Deprem sonrasında da, acilen bölgeye yardım etmek isteyenler, tabii o anda bir koordinasyon olmadığı ve aslında hala daha tam olarak kurulmadığı için, sağa sola saldırdılar ve sonunda yararlı enerjilerini belki de zararlı olabilecek biçimde kullandılar.
Severken boğmamak lazım.

TÜBA’nın zamanı azalıyor, çare hâlâ yok

DEPREM gününde yazılır mı diyeceksiniz ama hükümetin elindeki kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin süresi 3 kasımda doluyor, o yüzden bugün yazmak zorundayım.
Hatırlayın, hükümet yaz ortasında çıkarılan bir kararnameyle Türkiye Bilimler Akademisi’nin her şeyini değiştirdi. Bu köşede de konu ettim, yeni kararnamenin en sakıncalı tarafı, akademi üyelerinin üçte birinin hükümet tarafından belirlenecek olması.
Bu tartışmalarda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de ilgilendiğini biliyorum. Gül meseleyi anlayabilmek için hem TÜBA Başkanıyla görüştü hem de yeni ‘Bilim Bakanı’ Nihat Ergül’le. Ve bütün bu temaslar, bilim çevrelerinde ‘Yanlıştan dönülüyor’ şeklinde bir ümit yarattı.
İşte bu ümitle hareket eden bazı bilim insanları, TÜBA’yı değiştiren kanun hükmünde kararnamede yapılabilecek olası değişiklikler için bir çalışma yaptı. Bu çalışma haftasonu benim de elime geçti.
Teknik detaylara çok girmeyeceğim ama yapılan çalışmayla ana sorun alanı kabul edilen akademi üyeliği, akademi üyelerinin sayısı gibi konularda olumlu öneriler var. Hükümetin akademiye üye atamasını içermiyor önerilen taslak ama üyelikle ilgili de eskiden subjektif uygulanan kıstasları objektif hale getiriyor.
Bilmiyorum bu öneri TÜBA tarafından Nihat Ergün’e iletildi mi ve hükümetin bu konudaki görüşü nedir ama bence elimdeki taslak pek çok sorunu çözecek nitelikte.

X