Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Deprem tetikçisi yazar Sam Amca’ya karşı

<B>Robert L. Pollock</B>’un <B>Wall Street Journal</B>’ın Avrupa baskısında yayınlanan yazısını okurken önce ben de tepki gösterdim.

Yazının ortalarına doğru, ilk tepkim yerini gerçekçiliğe bırakmaya başladı. Bitirdiğimde ise adama hak veriyordum.

Pollock haklıydı. Türkiye’de bir süredir tam bir ABD düşmanlığı rüzgarı esiyor. Ve bu düşmanlık artık paranoya sınırlarına vardı.

ABD’nin eleştirilmesinden bahsetmiyorum. Eleştiri tabii ki olacak. Hatta ABD hakkında çıkan yazıların tamamı eleştirel olabilir. ABD’yi öven tek bir yazının çıkmamasını bile anlayabilirim. Ama eğer daha birkaç sene önce ABD’ye methiyeler düzen bir köşe yazarının, yazar olarak transfer edildiği gazetenin başına geçer geçmez hidayete erip, ABD’nin Türkiye’yi işgal etmek için deprem tetikleyici teknoloji kullanarak İstanbul’da deprem yaratacağını iddia etmesi paranoya değil de, nedir?

Ya da adı sanı duyulmamış iki kişinin yazdığı Türkiye-ABD savaşı konulu üçüncü sınıf bir romanın, gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda bu kadar tanıtılması normal midir? Orhan Pamuk gibi dünya markası yazarımız medyada yerden yere vurulurken, iki ümitsiz yazar aday adayına bu kadar paye verilmesi sağlıklı mıdır?

Hint Okyanusu’nda yaşanan tsunami felaketinden ABD’nin önceden haberdar olduğu ama bölgede yaşayan Müslümanları cezalandırmak için dalgaların vuracağı ülkeleri kasten uyarmadığı gibi dayanaksız bir iddianın, ciddi gazetelerimizin ciddi yazarları tarafından ciddi ciddi yazılması objektif bir eleştiri midir?

Eskiden ABD, emperyalist olduğu için eleştirilirdi. Bugün artık ‘emperyalist’ eleştirisi getirmek demode. Günün modası komplo teorileri. İkiz Kuleleri aslında ABD kendisi vurmuşmuş, 8. Gezegen Dünya’ya ABD’ye düşerek çarpacakmış da ABD bunu biliyor ve Ortadoğu’da kendine güvenli bir yuva hazırlıyormuş, deprem tetikleyici teknoloji ile İstanbul’da deprem yaratacak ve Türkiye’yi işgal edecekmiş, Müslümanları cezalandırmak için tsunami alarmı vermemiş, miş miş de miş miş...

Bir ikinci moda ise ABD ile alay etmek. ABD halkının aptal ve cahil olduğunu, dünyanın başka yerlerinin ABD’lilerin umrunda olmadığını, ABD’lilerin sanattan anlamayan, tarihsiz, köksüz bir ulus olduğunu iddia ederek, sözüm ona ABD’yi hafife almak... Böyle yaparak zeytinyağı gibi üste çıkacağını sanmak...

Emperyalist ABD diyenleri mumla arayalım...

Sigara içenden gurme olmaz

Hürriyet Cuma’nın En İyi 10 listesinde bu sefer ne var acaba diye her hafta merakla beklediğimi daha önce de yazmıştım. Bu listeler, her hafta seçkin üyelerden oluşan bir jüri heyeti tarafından yapılır. Haftanın konusuna göre bu jüri bazen damak zevkleriyle meşhur gurmelerden oluşur. İşte böylesi haftalarda jüri üyeleri arasında sigara tiryakisi olduğunu ya da puro içtiğini bildiğim bazı isimleri görünce yadırgıyorum (belki sigarayı bırakmışlardır da benim haberim yoktur, öyleyse mutluluk duyarak utanırım).

Tütün dumanının damak tadını bozduğu bilinen ve kanıtlanmış bir gerçek. Sigara, puro ya da pipo içenlerin tat alma duyuları zayıflıyor. Bu olumsuz etki pipo ve puroda daha da artıyor. Tat alma duyusuna verilen zararın boyutunu belirleyen bir başka etken ise tiryakilik derecesi. Sigara içen birinin, teorik olarak gurme olmasına olanak yok. Yok çünkü gurmeliğin en önemli vasfı olan tat alma becerileri sakat.

Sigara, pipo ya da puro içen birisi gurme değil, olsa olma ‘gourmand’ olur. Yani damak zevkine değil yemeğe düşkün...

Orhan kadar Pamuk

Fatih Altaylı, Orhan Pamuk’u aydın tavrı sergilemediği için eleştirdiğini yazdı. Orhan Pamuk için eğer gerçek bir aydın olsaydı, öyle değil böyle konuşması gerekirdi dedi. Benim anlamadığım şu. Neden illa Orhan Pamuk’un iyi bir aydın olması gerekiyor ki? İyi bir roman yazarı, aynı zamanda kötü bir aydın olamaz mı?

Türk şarapçılığını öldürmeyin

Farklı ülkelerden insanlarla paylaştığım yemek sofrasında, yanlış hatırlamıyorsam bir İngilizle aramızdaki sohbet konusuydu. ‘Daha önce şarap üretilmemiş topraklarda, tüm koşullar ideal bile olsa iyi şarap yapmayı öğrenmek neredeyse yüzyıl gerektirir’, diyordu İngiliz geçici dostum. ‘İyi şarap yapmayı unutmak ise yüzlerce yıl sürebiliyor’ diye cevaplamıştım, ‘Şarabın anavatanlarından biri sayılan Anadolu’da iyi şarap yapmayı unutmamız için yüzlerce yıl geçmesi gerekmiş’...

Bu konuşma yedi, sekiz yıl önce geçmişti. Meğer Türk şarapçılığı o sıralarda atağa hazırlanıyormuş. Tam ilk hazırlıklar bitmiş, Türk şarabı atağa kalkmışken AKP geldi iktidara. Önce yıllardır yasak olan şarap ithalatını kaldırdılar. Kısıtlı iç talep yüzünden maliyetlerini düşüremeyen, yurtdışına açılmak içinse biraz daha süreye ihtiyaç duyan Türk şarapçılığı için önemli bir darbeydi bu. Yetmedi, şaraptan alınan özel tüketim vergisini yüzde 119 artırdılar. Fahiş artışı duyar duymaz, hükümetin niyetinden şüphelenmiş ve dünya markası yaratma olasılığımız yüksek olan ender sektörlerden birini vurmayın diye yazmıştım. Hürriyet’ten Vahap Munyar ve Sabah’tan Ahmet Örs de aynı şüpheleri dile getiren yazılarıyla destek çıktılar Türk şarapçılığına.

‘Zıkkım içsinler’ anlayışıyla yapıldığına inanmak istemiyorum bu icraatların. Köstekten çok desteği hak ediyor Türk şarapçılığı...
X