Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Deplasman Fatihi

Schuster eğer Schuster’se…

Anası sarışın, babası sarışın ise…

Patatesi biraya katık ediyorsa…

Yemeği seviyor, kötekten kaçıyorsa…

Bu Schuster bu yabancıların çoğunu değiştirir…

 

Daha önceki teknik direktörler durumu idare ediyorlardı. Taşın altına elini sokmuyor, iş bilmez yöneticilerin yaptıkları transferlere fit oluyorlardı. İlerleyen haftalarda da yüz yüze baka baka ahbap çavuş oluyor, cümle alemin 2-3.sınıf olduğunu gözünden anladığı futbolcuları cilalamaya çalışıyorlardı.

 

Ama Schuster öyle mi ya..?

“Tohumuna para mı verdim. İstediğimi yapamayan gider. Zaten Demirören ile Adalı kadrodaki futbolcuları kaliteli diye yutturdu bana..” diyerek hırs yapıyor olmalı.

Öyle olmasa boşta 2 tane adam dururken garanti olsun diye tam ortaya pas atan futbolcusunu dövemediği için hırsını yedek kulübesinin camından çıkarmazdı.

Gol olması için basit bir bir şut yeterliyken, Dostlukspor bayan takımı futbolcusu tadında tıngır mıngır avuta pas atanları görünce kulübeden fırlamazdı.

 

Bazı gerçekleri itiraf etmek lazım.

Kadrodaki bazı futbolcular gerçekten yetersiz.

Bu futbolcularla Schuster ya kanser olur, ya da kanser eder.

 

Sözün özü Schuster doğru yolda.

Çünkü en azından gerçeklerin farkında ve hastalığı tespit etmiş durumda.

O yüzden taraftarların kendisine açtığı kredi halen devam ediyor.

O yüzden taraftarlar kendisine halen güveniyor.

 

Ara transferde en az 2 tane çok iyi ve sürekli ilk 11’de oynayabilecek futbolcu transfer edebilirse arzulanan Beşiktaş’ı sahada görebileceğiz.

Zaten şu haliyle bile ligimizin en iyi futbol oynayan en iyi takımı.

Diğerleri gerçekten 1960 modeller.

Allah’tan Türkiye’deki hakemler tam istedikleri gibi, kaval kemiğine çalışanları “fiziği güçlü futbolcu böyle oynar” diye bir ödüllendirmedikleri kalıyor.

Herkes bir alem olmuş.

Kimse futbol oynamaya çalışmıyor.

Futbol oynamak zor, ama oyun bozmak kolay ya, “oyunu pisleştir de pisleştir.”

Herkes bir tutturmuş “Beşiktaş’ın arkasına atılan her top gol olur” diye. Sanki başka takımların defansının arkasına atıldığında “basket” oluyor…?

Adı çıkmış bir kere…

 

Beşiktaş bu yıl şampiyon olamasa bile bir şeyi çok iyi yaptı. O da “Cenk, Ersan ve Necip’i Türk futboluna armağan etti.” Bu üçlüye İsmail de ayak uydurursa Beşiktaş ezeli rakiplerini yarı yolda bırakır.

 

Sofya maçı da aynı G.Saray maçı gibiydi.

Defans fena değildi.

Orta sahada ise Ernst ile Guti fena değildi.

Geriye kalanları ister sat, ister at.

Zaten bu geriye kalanlar iyi olsalardı G.Saray tarihi fark yerdi.

İşte o zaman  Adnan Polat, takımının ligde kaçıncı olduğuna bakmadan bozuk plak gibi sürekli “Tek rakibimiz F.Bahçe” deme pişkinliğini gösteremezdi.

İşte bu geriye kalanlar gerçekten iyi olsalardı Sofya’dan “Utanç Treni”’nin intikamı fazlasıyla alınırdı.

 

Ali Kuçik’i görünce Nobre’ye, Figer’e, Tabata ile Holosko’ya kaptırılan paralara acıyorum doğrusu. Ersan’a bakınca da Zapotocny ile Ferrari’nin aldıkları paranın “gavur parası” olduğuna kanaat getiriyorum.

 

Dakika 74 oldu, Necip’in oyuna girmesini dört gözle bekliyorum. Eğer biraz daha gecikirse televizyonun camından girip Tabata’yı boğacağım yoksa. Allah’tan Bulgar oyuncu azıcık sert girdi de Necip’i hatırladı Schuster.

Oh be…

Nobre çıkmıştı zaten…

Tabata da çıkınca geriye bir Holosko kalıyor.

Skor zaten 2-0 olmuş, bir Holosko’yu da idare ederler artık.

Fakat G.Saray maçının tarifesini Sofya’ya uygulayarak ülkemize altın puanlar getirdi Beşiktaş.

 

Sofya maçında da G.Saray maçında da Guti’ye çok acıdım doğrusu.

Çok zor bir misyonu var İspanyol’un.

Her maçta kazmanın birine zorla gol attırmak zorunda sadece….

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI