"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Denizde yüzerken yanıma gelip tatlı tarifi isteyen bile çıkıyor

Babasından kaptığı yemek merakını yıllar içinde sayısız tarif bularak zenginleştiren ve Anadolu mutfağı üzerine uzmanlaşan Sahrap Soysal bugün de televizyon programları ve gazete yazılarıyla birikimini paylaşıyor.

- Yemeğe ilginiz ne zaman başladı?
- Babamın Türkiye’nin pek çok yerinde yaptığı baraj, yol ve köprü inşaatı dolayısıyla çok sık seyahat ederdik. Gittiği her yere bizi de götürürdü. Yemeğe çok düşkün olduğu için gidilen her yerde oranın nesi meşhurdur, ne yenir içilir diye merak ederdi. Ben de babamın peşine takılıp onunla lezzet keşfine çıkardım. İçimdeki yemek aşkının ilk tohumlarını babam atmıştır.
- Evinizin mutfağından neler hatırlıyorsunuz?
- Annem hamarat bir kadındır. Eli çabuk, becerikli, üç hatta dört yemeği birlikte yapabilen kadınlardan. Belki babamın damak zevkini bu kadar gelişkin hale getiren de annemdi. Suböreği, baklava, bumbar dolma gibi zahmetli pek çok yemeği büyük bir zevk ve hızla hazırlardı. Hiç üşenmeden büyük işlere kalkışırdı. Annemin salça, tarhana ve reçel yaptığını, babamla birlikte beze sucuk doldurduklarını hatırlıyorum. Tabii bu arada herbirimize ayrı ayrı iş verdiğini de. Her gün pişen tencere tencere yemekler, sık sık yapılan tatlılar da hayatımızın değişmez parçalarıydı. 300 gram kıymadan hem dolma hem köfte yapıp 10 kişiyi doyurmak gibi mucizeler yaratırdı.
- O zamanlar en sevdiğiniz yemek hangisiydi?
- Pek ayrım yapamadığımı anlıyorum. Çünkü o zamanlar yediğim yemeklerin kokusu güzel, saf anılarla birlikte geliyor burnuma. Anneannemin yaptığı yumurtalı ekmek dövmeci, annemin bulgurlu tarhana dolması, kayganası unutamadığım lezzetler.
- Siz ilk ne zaman mutfağa girdiniz? İlk hangi yemeği pişirdiniz?
- 4-5 yaşında hamur haskıllamaya başladığımı çıkarıyorum. Annem her börek, baklava yaptığında hamuru haskıllamasına yani yoğurmasına yardım ederdim. Evde, çevrede olan biten her şeye burnumu sokar, mutlaka izler, gözlemlerdim. Elazığ’daki evimizde yüksek ayaklı, üzeri yeşil muşamba kaplı masamızın üzerini battaniyeyle örterek ev yapar, evcilik oynadığımız arkadaşlarıma dolma içi karıştırır, garnitür hazırlardım. Sanırım garnitür kelimesini Elazığ’da, Keban Barajı projesinde çalışan yabancı ailelerden duymuştum.
- Peki şimdi evde yemekleri siz mi yapıyorsunuz?
- Elbette tek başıma değilim. Çünkü işlerim çok yoğun. 12 yıldır her çekimimde yanımda olan Saadet’le beraber hazırlıyoruz. Ama mönüyü her zaman ben belirliyorum. Yani,ben de bütün kadınlar gibi, her gün, bugün ne pişirsem sıkıntısını yaşarım.
- Ailede kilo sorunu var mı?
 - Olmaz olur mu? Düzenli sporla ve  zaman zaman uyguladığım diyetlerle işi birazcık kurtarıyorum.
- Çarşı- pazar alışverişine siz mi gidersiniz?
- Pazara mutlaka giderim. Yıllardır aynı semtte oturduğum ve esnaf da yemek yazarı olduğumu bildiği için işim birazcık daha kolay.
- Yemek keşifleri yapmak için yolculuğa çıktığınız oluyor mu?
- Anadolu’da gitmediğim şehir, kasaba kalmamıştır. Festival, yemek yarışması gibi aktivitelere hep katılırım. Kendime yemek turları organize edip, bir tadın peşinden yüzlerce kilometre gidebilirim. Yurtdışı seyahatlerini de bir yemek serüvenine çeviririm.
- Önünüzü kesip sizden tarif almak isteyen çıkıyor mu?
- Tabii ki. Türk insanı son derece canayakın ve samimi. Sizin de onlar gibi olduğunuzu anladıklarında arada pek mesafe kalmıyor. Hatta denizde yüzerken, yanıma gelip, “Şöyle hafif bir yaz tatlısı tarifi verir misiniz” diyenler çok oluyor.

/images/100/0x0/55ea15a0f018fbb8f86a5052

GÜNDE 50 YEMEK YAPIP FOTOĞRAFINI ÇEKEBİLİYORUM

Yeni tanıştığım herkese, tanıştıktan birkaç dakika sonra şakayla karışık, “Afedersiniz bildiğiniz enteresan bir tarif var mı acaba” diye soruyorum. İşte durumum bu kadar vahim. Gittiğim her yerde önce ne yeniyor, ne içiliyor diye bakıyorum. Yurtdışına giden herkese yemek kitabı ısmarlıyorum. Arada sırada editörümle bilgisayar başında saatler süren araştırmalar yapıyorumYemeği bu kadar kovalayınca da çocuklarım bile, “Annem aklını yemekle bozmuş” diyor.  Tabii en büyük avantajım, evimin alt katını deneme mutfağı haline getirmiş olmam. Baktım ki, tarif değişik, pratik ve denemeye değer, o zaman’çekim listesi’ne alıyorum. Günde 50-60 yemek yapıp bir yandan da fotoğrafını çektirebiliyorum.

MAKBULE PİLAVI

Favori yemeklerim yıldan yıla, hatta mevsimden mevsime değişiyor. Bu yıl ayvalı, nar ekşili, pekmezli et yemeklerine kafayı takmış durumdayım ve bir bahane bulup mutlaka yapıyorum bu özel yemeği. Size bu aralar en sevdiğim yemeklerin başında gelen tavuklu maklube pilavının tarifini vereyim.

Malzeme

- 3 adet kemiksiz tavuk but eti (kuşbaşı doğranmış olmalı)
- 2 su bardağı basmati pirinç
- 25-30 gram tereyağı (5 yemek kaşığı zeytinyağı
da kullanabilirsiniz)
- 3 adet uzun kemer patlıcan
- 2 adet tatlı yeşil sivri biber
- Varsa 2 adet orta boy domates
- 1 çay kaşığı yenibahar, tarçın
- 1 çay kaşığı tuz, karabiber
- Yaklaşık 4-5 su bardağı sıcak su

Yapılışı

1) Pirinci bol tuzlu kaynar suda 40 dakika bekletin. 2) Patlıcanları alacalı soyup isterseniz halka halka doğrayın ve tuzlu suda bekletin. Yıkayıp kuruladıktan sonra bol miktardaki kızgın yağda kızartın. Biberleri de kızartıp kenarda bekletin.
3) Kuşbaşı eti ve yağı bir teflon tencereye koyun. Orta ısılı ateşte, sürekli karıştırarak dört-beş dakika kadar kavurun. Tuz, karabiber, yenibahar ve tarçını katıp karıştırın ve ocaktan  alın. 4) Üzerine sırasıyla kızarmış patlıcan, biber ve halka halka doğradığınız domatesleri dizin. En üste de yıkayıp süzdüğünüz pirinci elinizle yayın. 5) Tencereyi orta ısılı ateşin üzerine koyup 4-5 su bardağı kaynar suyu tencerenin kenarından aktarın. Suyun pirinç tanelerinin arasından görünmesi gerekli. Tencerenin kapağını kapatıp kaynayıncaya kadar pişirin. Kaynamaya başlayınca ocağın altını kısıp yemek suyunu iyice çekinceye kadar pişirin. 6) Ocaktan alıp bir saat kadar dinlendirdikten sonra servis tabağına ters çevirin ve servise sunun.

X